Urla bugün sıkça “başarılı bir hikâye” olarak anlatılıyor. İyi yemekler, ünlü sofralar, uluslararası rehberler, dolu rezervasyonlar… Oysa bu parlak anlatının arkasında, kimsenin yüksek sesle konuşmak istemediği başka bir hikâye var: Yerinden olan insanlar, el değiştiren topraklar ve gündelik hayatın lüks bir vitrine dönüştürülmesi. Bu dönüşümün simge kelimesi ise artık herkesin dilinde: Lastikçi Yıldızı.
Bu yıldız meselesi sanıldığı kadar masum ve yeni değil. Her şey, yıllar önce o meşhur lastikçinin vahşi kapitalist zekâsıyla başladı. Otomobil sahiplerine daha çok lastik satmak için uydurulan sözde “lastikçi rotası”, insanlara gezmeyi, dolaşmayı, yolda durmayı ve tüketmeyi teşvik eden yapay bir haritaydı. Nerede durulacağı, nerede yenileceği, neyin “iyi” sayılacağı bu rota üzerinden belirlendi. Kültür, yemek ya da keşif bir amaç değildi; bunlar satış stratejisinin araçlarıydı. Yıldız sistemi de işte bu oyunun rafine edilmiş hâlidir: Daha çok yol al, daha çok tüket, daha çok harca… Ve bütün bunları yaparken sana seçkin olduğun hissini verelim.
Lastikçi Yıldızı, Urla’ya bir değer kazandıracak deniyor. Belki… Ama ya kaybettirdikleri? Bu lastikçi, Urla’nın zaten var olan değerini alıp ölçülebilir, puanlanabilir ve satılabilir bir metaya dönüştürdü. Bu hayati bir yol ayrımı! Çünkü burada yaratılan şey yeni bir kültür değil, mevcut olanın el değiştirmesi. Yıldız, bir yerin ruhunu korumaz; onu standartlaştırır, paketler ve yalnızca belirli bir gelir grubunun erişimine açar.
Urla, yıldızdan önce de yaşayan bir ilçeydi. Balıkçı barınakları kartpostal fonu değil, geçim kaynağıydı. Pazar, turist gezintisi değil, hayatın merkeziydi. Yemek, bir sahne gösterisi değil; evde, sokakta, komşulukta paylaşılan gündelik bir eylemdi. Bugün ise Urla giderek “deneyimlenen” bir mekâna dönüştü. İlçenin ritmi artık orada yaşayanların değil, hafta sonu gelenlerin, rezervasyon saatlerinin ve sosyal medya paylaşımlarının ritmine göre ayarlanıyor.
Lastikçi Yıldızı’nın asıl yıkıcı etkisi mutfakta değil, emlak piyasasında ortaya çıktı. Taş evler aile yuvası olmaktan çıkıp yatırım dosyalarına girdi. Bağlar, zeytinlikler ve tarlalar üretim alanı olmaktan uzaklaşıp “manzaralı fırsat” başlığıyla pazarlanmaya başladı. Kiralar, Urla’da çalışan öğretmenin, garsonun, zanaatkârın, memurun gelirini çoktan aşmış durumda. İlçede çalışan insanlar artık Urla’da yaşamıyor; her sabah kilometrelerce öteden gelip akşam geri dönüyor.
Bu tabloya “kalkınma” demek kolay. Turizm artıyor, para dönüyor, Urla’nın adı duyuluyor. Ama kimin için? Urla’nın kültürünü üretenler, o kültürle büyüyen ve onu korumaya çalışanlar için mi, yoksa o kültürü paketleyip satanlar için mi? Bugün Urla mutfağı, Urla halkının büyük bölümünün kapısından içeri giremeyeceği fiyatlarla sunuluyor Bu yalnızca ekonomik değil, derin bir kültürel kopuş. Yemek Urla’dan çıkıyor ama Urla’ya ait olmaktan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor.
Lastikçi Yıldızı rejimi yalnızca bir gastronomi tercihi değil; ideolojik bir düzen. Bir yeri yaşanacak bir alan olmaktan çıkarıp “tüketilecek bir sahneye” dönüştürmek. O sahnede “otantiklik” sergileniyor, ama gerçek hayat perde arkasına itiliyor. İlçe, sakinleriyle değil, ziyaretçileriyle anlam kazanır hâle gelir gibi tuhaf bir iddia ile yola çıkılıyor, çıkıldı…
Lastikçi yıldızı tanıtım demektir; tanıtım prestij (!) demektir. Oysa bu sessizlik kamusal alanın daralmasına, sosyal dokunun çözülmesine ve sınıfsal ayrışmanın kalıcı hâle gelmesine yol açıyor, daha da açacak. Urla bugün açıkça ikiye bölünmüş durumda: Fotoğraflanan, parlatılan, pazarlanan Urla ve kira derdiyle boğuşan, sesi duyulmayan Urla.
Ve bütün bunlar olurken en tehlikeli eşik aşılmış gibi: Bu düzenin normalleşmesi! Yıldızlara alışıldı, fiyatlara alışıldı. Sessizce çekip gidenlere alışıldı.” Dünya değişiyor” dendi, “Olur böyle” dendi. “Gelişim” dendi. “Çağın gereği” dendi.. Böyle böyle Urla’nın, kendi değerlerinden uzaklaşır hâle gelmesi, çok değil bir dahaki nesilde başımıza gelecek…
Bir nesil sonra Urla’da çocuklar, bu ilçenin bir zamanlar bağları, balıkçıları, güçlü komşulukları olduğunu masal gibi dinleyecek. Yerel olanlar, sıcak ve samimi olan duygular ancak turistik broşürlerde hatırlanacak. Evler yaşamak için değil, portföy büyütmek için alınacak. Yemekler hâlâ “Urla mutfağı” diye sunulacak ama o mutfağın gerçek sahipleri çoktan başka yerlere savrulmuş olacak.
Ve belki de en acısı şu olacak: O gün geldiğinde kimse “nasıl oldu bu?” diye sormayacak. Çünkü her adım zamanında makul bulunmuş olacak. Her itiraz aşırı, her kayıp kaçınılmaz sayılmış olacak.
Bazı kayıplar telafi edilir.
Bazılarıysa yalnızca hatırlanır.
Urla, eğer bu gidişatla yüzleşmezse, bir gün yalnızca güzel bir isim olarak kalacak. Ve o gün geldiğinde söylenecek tek bir cümle olacak:
Artık çok geç.
