Büyük şehirlerin kalabalığı, parlayan ışıkları ve sürekli devinen temposu arasında çoğu zaman gözden kaçar küçük kentler… Ama aslında kültürün de, sanatın da en saf hali, tam da o küçük tarım, balıkçılık odaklı kentlerin, sessiz sokaklarında filizlenir. Çünkü sanatın özü; kalabalığın içinde değil, insanın içinde doğar. Ve insanın kendine, toprağına, geçmişine, çocukluğuna en yakın olduğu yer, küçük kentler, kasabalar, mahallelerdir.
Bir kasabanın kimliği, sadece sokaklarının planında, evlerinin çatısında ya da meydanındaki saat kulesinde değildir; o kasabada anlatılan hikâyelerde, çalınan melodilerde, trafolarına yapılan resimlerde saklıdır. Kültür ve sanat, kasabaların belleğini diri tutar. Bir kasabada tiyatro yapan bir grup çocuk, aslında sadece oyun oynamaz; o kasabanın duygusal coğrafyasını genişletir. Bir ressamın atölyesinde kuruyan boya, oradaki insanların düş gücünü tazeler. Bir halk müzisyeni, meydanda sazına, gitarına dokunduğunda, aslında kasabanın kalp atışını duyurur.
Sanat, küçük yerlerde lüks değil, bir hayatta kalma biçimidir. Ama kimse bunu fark etmez. Çünkü küçük yerlerde insan, doğayla, kaderle, yalnızlıkla daha yüz yüzedir. Ve sanat, bu yüzleşmeyi anlamlı kılan en insanca araçtır.
Büyük şehirlerdeki çocuklar fırsatlarla, küçük kentlerdekiler ise hayallerle büyür.
Kültür ve sanat, bu iki dünya arasındaki köprüdür. Bir kasabada kurulan küçük bir çocuk tiyatrosu veya bir sanat atölyesi o çocuklara sadece sahne değil; kendini ifade etme cesareti verir. Bir kütüphanenin rafındaki kitap, bir gencin ufkunu genişletir; dünyayı tanımanın yolunu açar. Bir duvar resmi, bir festival ( ticari hedefli olmayan), bir fotoğraf sergisi… Hepsi kasabadaki gençlere şu duyguyu fısıldar:
“Buradan da bir yere gidilebilir. Yeter ki inan ve üret.”
Ve belki o çocuklardan biri ileride bir sanatçı, bir öğretmen, bir yazar, bir düş kurucu olur.
Ama asıl önemlisi, hepsi daha duyarlı, estetik algısı gelişmiş, vicdanlı bireyler olarak büyür.
Birçok belediye ekonomik yatırımları öncelikli görür; yollar yapılır, parklar yenilenir, tabelalar parlar. Bu güzel bir şey. Ama şu var; gerçek gelişim, insanların ruhunda olur. Yol, kaldırım, park eskir. Yenisi yapılır. Ama insanların özellikle çocukların ruhu paslanırsa, geri dönüşü olmaz.
Bir kasabada kitap okunuyorsa, müzik duyuluyorsa, sergiler açılıyorsa, insanlar artık sadece “geçinmek” için değil, “yaşamak” için oradadır. Bu fark, görünmezdir ama her şeyi değiştirir.
Sanat, kasabanın insanına kendini hatırlatır; “ben de değerliyim” dedirtir. Bir tiyatro sahnesi, bir sergi salonu ya da bir çocuk atölyesi, bir kasabanın en derin dönüşüm alanıdır, çünkü orada insan yeniden doğar.
Kültür ve sanat etkinlikleri, bir kasabanın insanlarını aynı masaya oturtur. Orada öğretmenle çiftçi, esnafla öğrenci, belediye, vergi dairesi çalışanıyla sanatçı yan yana gelir. Bir duvar resmi yapılırken herkesin fırçasında aynı umut vardır. Bir kasaba, birlikte şarkı söyleyebildiği ölçüde güçlüdür. Sanat, bu ortak dili kurar. Ve belki fark edilmeden, o kasabada dayanışma, aidiyet ve umut yeniden doğar.
Büyük şehirlerde sanat, çoğu zaman bir endüstridir. Ama küçük kasabalarda hâlâ bir kalp atışı gibidir. Gerçek, sahici, karşılıksız… Orada bir çocuk resim yaparken Picasso’yu bilmez ama gökyüzünü kendi rengine boyar. Bir yaşlı kadın türküsünü söylerken, bendirine vururken nota bilmez ama kalbinden geleni söyler.
İşte kültür budur: form değil, özdür. “Form değil, öz!”
Ve bu öz, küçük kentlerde potansiyel olarak durur, asıl olan onu ortaya çıkarmak, yaşatmak.
Küçük beldelerde, kentlerde, kültür ve sanat, bir süs değil, bir ışıktır.
O ışık yanarsa çocuklar hayal kurar, gençler umut eder, yetişkinler yeniden inanır.
O ışık sönerse, kasabalar da birer beton sessizliğine dönüşür.
O yüzden bir kasabaya yapılacak en büyük yatırım, bir konser salonu, bir resim atölyesidir, bir çocuk kütüphanesi olmak zorunda. Bir kitap, bir şarkı, bir resim… Bunlar küçük kentleri geleceğe taşıyan sessiz devrimlerdir. Ben bu kentte çok, ama gerçekten çok büyük bir çocuk kütüphanesi kurmayı planlıyorum. Yer gök çocuk kitabı oldu, sağ olsunlar yayıncı dostlarım kırmadılar, koli koli kitap yolladılar. Kitaplar hazır, çalışıyoruz, bakalım…
Kültür ve sanat, küçük yerlerde birer lüks değil, gelecek nesillerin kalbinde yankılanan bir var olma çağrısıdır.
