Advert

İNANÇ VE HALKIN ZAFERİ

Serhat FİLİZ

27-03-2025 19:21

1900’lerin başında Osmanlı İmparatorluğu çalkantılı bir dönemin içindeydi. Devlet, siyasi ve ekonomik buhranlarla boğuşuyor, halk yoksulluk ve çaresizlik içinde kıvranıyordu.  Saray yönetimi, bu karanlığı dağıtmak yerine baskıyı artırarak susturmayı seçti. İşte böyle bir ortamda, özgürlük ve vatan aşkıyla yanan genç bir subay, kaderini kendi elleriyle yazmaya hazırlanıyordu: Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal, daha Harp Okulu’nda bir öğrenci iken farklı düşünen, ezberleri bozan, sorgulayan bir yapıya sahipti. O, sadece iyi bir asker olmakla yetinmiyor, aynı zamanda memleketin içinde bulunduğu durum üzerine kafa yoruyordu. Arkadaşlarıyla birlikte özgürlük ve vatanseverlik üzerine tartışmalar yapıyor, istibdat rejiminin baskısına karşı sesini yükseltiyordu. Ancak devrin yönetimi, böyle düşünen gençleri tehdit olarak görüyordu.

Mustafa Kemal ve arkadaşları, gizli toplantılar yaptıkları, istibdat yönetimine karşı fikirler geliştirdikleri gerekçesiyle defalarca takibe alındı. Hakkında soruşturmalar açıldı, disiplin cezaları verildi, hatta bir dönem tutuklanarak cezaevine atıldı. Ancak hiçbir baskı, onun fikirlerinden vazgeçmesine neden olmadı.

O dönemde padişah ve çevresindeki mutlakiyetçi yöneticiler, Mustafa Kemal’i doğrudan etkisiz hale getiremeseler de onu gözden uzak bir yere sürmeyi planladılar. 1905 yılında, henüz genç bir teğmenken Şam’a sürüldü. Osmanlı’nın en uzak ve en zor bölgelerinden birinde, üstelik bir tür “zorunlu görev” adı altında...

Ancak Şam sürgünü, Mustafa Kemal’i yıldırmadı. Tam tersine, burada da çalışmalarına devam etti. Fikirlerini paylaşacak insanlar buldu, "Vatan ve Hürriyet" cemiyetini kurarak örgütlenmeye başladı. Onun gözünde, görev yaptığı her yer bir okul, karşılaştığı her insan bir mücadele arkadaşıydı.

O, sürgüne gönderilen bir asker değil, halkına hizmet etmeye devam eden bir devrimciydi. Şam’a sürgüne gönderildiğinde, sadece askerî görevini yapması bekleniyordu. Ancak o, gizli devrimci faaliyetlerine devam etti. Bölgede Osmanlı yönetiminden memnun olmayan gruplarla temas kurarak onların düşüncelerini anlamaya çalıştı. Bu sırada dikkat çekmemek için zaman zaman farklı bir kimlik kullanarak halkın içine karıştığı söylenir. Kimi kaynaklara göre, yerel halkın arasında “Mısırlı Kemal” ya da “Mustafa Efendi” gibi isimlerle anıldığı anlatılır.

Zamanla tekrar merkeze döndü ve Trablusgarp’ta, Balkanlar’da, Çanakkale’de savaş meydanlarında gösterdiği kahramanlıklarla ordudaki yerini sağlamlaştırdı. Ancak onun aklında sadece cephe savaşları yoktu; asıl büyük mücadele, milletin özgürlüğü için yapılmalıydı.

Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı fiilen teslim olmuş, İstanbul işgal altına girmişti. Saray yönetimi, halkın sesini susturmaya, işgalcilere boyun eğmeye razıydı. Ancak Mustafa Kemal, bunu kabul etmeyen bir avuç yurtseverden biriydi.

16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile Samsun’a giderken, aslında sadece bir yolculuğa değil, bir devrime çıkıyordu. Anadolu’da halkın umudu tükenmiş gibi görünse de o bu millete güveniyordu. Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyerek halkı bir araya getirdi.

Bu süreçte, Osmanlı yönetimi onu yok etmek için her yolu denedi. Hakkında yakalama kararları çıkarıldı, padişah fermanlarıyla hain ilan edildi. Ancak artık halk uyanmıştı. Mustafa Kemal’in peşine düşenler, onun Anadolu’da bir sel gibi büyüyen desteğini durduramayacaklarını anlamışlardı.

Sonunda, 1922’de Türk milleti büyük bir zafer kazandı. Yıllar önce hapse atılan, sürgün edilen, yok edilmeye çalışılan genç subay, artık ülkenin kurtarıcısıydı. Ancak onun hayali sadece işgalden kurtulmak değil, halkın kendi kaderini tayin ettiği modern bir devlet kurmaktı. 29 Ekim 1923’te, en büyük eserini ilan etti: Türkiye Cumhuriyeti.

Tarih bazen haksızlıklarla dolu gibi görünse de adalet er ya da geç tecelli eder. Bir zamanlar işkence gören, hapsedilen, sürgüne yollanan Mustafa Kemal, sonunda milletinin lideri oldu. Onu susturmaya çalışanlar tarihin tozlu sayfalarına gömülürken, onun kurduğu Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacaktı.

Bu, sadece Mustafa Kemal’in değil, inanç, azim ve kararlılıkla dolu bir halkın da zaferidir. Çünkü tıpkı onun dediği gibi:

"Geldikleri gibi giderler!"

DİĞER YAZILARI TEK BİR ÇOCUK BİLE! 01-01-1970 03:00 İSTASYON 01-01-1970 03:00 O PİKAP, BU PİKAP, ŞU PİKAP 01-01-1970 03:00 HAYDİ ARTIK! 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR: PORSUK VE SİNCAP 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MAVİ AYI 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MASKELİ TİLKİ 01-01-1970 03:00 Normalleştirme! 01-01-1970 03:00 AŞKIN İÇİN KAÇ LİRA HARCARSIN? 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 Kravatlı Abiler ve Boyalı Deliler 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 LASTİKÇİ YILDIZI REJİMİ 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 ÖĞRETMEN Mİ? 01-01-1970 03:00 KORKMA 01-01-1970 03:00 KÜÇÜK KENTİN BÜYÜK KALBİ 01-01-1970 03:00 KENDİME SİTEM 01-01-1970 03:00 SİVRİSİNEK- SAZ MASALI 01-01-1970 03:00 URLA NASIL KURTULUR? 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Madalyonun Öteki Yüzü 01-01-1970 03:00 Üzümün Şarkısı, Bağbozumu 01-01-1970 03:00 BİR ŞEY OLMAZ 01-01-1970 03:00 Mendilimin Ucuna Sakız Bağladım 01-01-1970 03:00 ADALET 01-01-1970 03:00 “Sen tek başına ne yapabilirsin ki?” 01-01-1970 03:00 SİS VE İHANET 01-01-1970 03:00 YILIN BİR GÜNÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’ÜN KAYIP MEKTUBU 01-01-1970 03:00 SESİMİ KISMA 01-01-1970 03:00 O SAAT KIRILDI 01-01-1970 03:00 Bir Tebrikten Ötesi 01-01-1970 03:00 RAMAZAN BEY VE YAŞLI ADAM 01-01-1970 03:00 RENGİMİZ BELLİ OLSUN 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 YAKIŞMADI 01-01-1970 03:00 EĞER 01-01-1970 03:00 DÜNYA’YA IŞIK OLAN LİDER 01-01-1970 03:00 SESSİZLİĞİN KELEPÇESİ 01-01-1970 03:00 BAŞUCUMUZDASIN 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM VE KÜLTÜR SANAT 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 MEHMET ALİ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK ‘ÜN ATEŞİ 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLAR SİZİ ÇOK SEVİYOR 01-01-1970 03:00 BAKMAK ve GÖRMEK 01-01-1970 03:00 BAŞLIYORUZ 01-01-1970 03:00