Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir orman varmış. Bu orman, Bereket Ormanı olarak anılırmış. Her türlü hayvan, burada huzur içinde yaşarmış. Ancak ormanın düzeni, zamanla bozulmaya başlamış. Çünkü ormanın yöneticisi olan Aslan Kral giderek kibirlenmiş ve çevresindeki kötü niyetli hayvanların etkisine girmiş.
Aslan Kral’ın en yakınındaki hayvan, Tilkiymiş. Tilki kurnazlığı ve açgözlülüğüyle ün salmış bir hayvanmış. Her fırsatta Aslan Kral’a yalanlar söyler, onu yanıltırmış. Tilki, ormanın kaynaklarını kendi çıkarı için kullanır, diğer hayvanlardan rüşvet alırmış. Öyle ki, ormanda artık liyakat değil, rüşvet ve torpil geçerli olmuş.
Bir gün, ormanda büyük bir yangın çıkmış. Yangının nedeni, Maymun İşçiler’in üşengeçliğiymiş ve vurdumduymazlığıymış. Maymunlar, ormanın temizliği ve bakımıyla görevliymiş, ancak Akbabalarla iş birliği yapıp kontrolleri bilerek ihmal etmişler ki Akbabalar kendilerine yiyebilecek leş bulsun. Diğer yandan da tembellik de edip işlerini savsaklamışlar. Kuru dalları toplamayıp, çöplerin ormana atılması yangına davetiye çıkarmış. Baykuş Bilge, yangın tehlikesini önceden fark etmiş ve Aslan Kral’ı uyarmış. Ancak Tilki “Baykuş Bilge abartıyor, işi gücü artistlik, orman çok büyük, yangın bize ulaşmaz, kendi kendine söner” diyerek Aslan Kral’ı ikna etmiş.
Yangın hızla yayılmaya başlamış. Ayı Memur, yangını söndürmekle görevliymiş, ancak o kadar ihmalkarmış ki, yangın söndürme ekipmanlarını bile kontrol etmemiş. Su pompaları bozuk, hortumlar delikmiş. Üstelik Tilkiden rüşvet alarak, yangın söndürme ekiplerine hiç olmayacak hayvanlar yerleştirmiş. Kaplumbağa İtfaiyeciler, yangına müdahale etmek için yola çıkmış, ancak yavaş hareket ettikleri için yangın çoktan büyümüş.
Ormanın diğer sakinleri, yangından kaçmaya çalışmış. Tavşancan, “Hepimiz birlik olup yangını söndürmeliyiz!” diye bağırmış, ancak kimse onu dinlememiş. Hatta, toplumun huzurunu bozuyorsun, halkı kin ve düşmanlığa sevk ediyorsun diyerek onu ormandan kovmuşlar. Ama hemen sonra yangın büyüdükçe, herkes kendi derdine düşmüş. Zürafa Uzunboyun, ağaçların tepesinden yangını izlemiş, ancak hiçbir şey yapmamış. Fil, suyu hortumuyla taşıyabilecekken, “Benim yetki alanımda değil,” diyerek kenara çekilmiş.
Yangın, ormanın her yerine yayılmış. Ağaçlar bir bir yanmış, hayvanlar kaçışmış. Ancak kaçacak pek bir yer kalmamış. Aslan Kral sonunda durumun ciddiyetini anlamış, ancak artık çok geçmiş. Tilki Reşat, yangından bir güzel sıvışmış. Aslan Kral, “Keşke Baykuş Bilge’yi dinleseydim,” diye haykırmış, ancak sözlerinin bir faydası olmamış.
Ormanın büyük bir kısmı kül olmuş. Hayvanların çoğu ya ölmüş ya da başka diyarlara göç etmek zorunda kalmış. Baykuş Bilge, yanmış ağaçların arasında oturmuş, gözyaşları içinde ormanın eski günlerini anıyormuş. “İhmalkarlık, rüşvet, liyakatsizlik ve tembellik huzurlu bir ormanı nasıl da yok edebilir,” diye mırıldanmış.
Bereket Ormanı, bir zamanların yemyeşil cenneti, artık kara bir çöl haline gelmiş. Hayatta kalan hayvanlar, bu felaketten ders çıkarmış, ancak artık çok geçmiş. Orman, bir daha asla eski haline dönememiş. Yarım yamalak, kıtlık içinde, bir var bir yok şekilde yaşam devam etmiş.
Peki Tilki’ye ne mi olmuş? Tilki başka bir orman bulmuş. Şu anda başka bir Aslan kralı yalanları ve sahtekarlıklarıyla kandırıyor.
(Bu masaldaki tüm karakterler ve olaylar kurmacadır. Gerçekle asla ilgisi yoktur. Adı üzerinde zaten, masal…)
