Haz ve mutluluğun benzer şeyler olduğunu düşünerek üzerinde fazla durmamıştım. Kim bu sözcükleri yanyana koyarak farklılıkları, benzerlikleri nedir diye düşünür ki?
Ama geçenlerde kaynağını öğrenemediğim bir videoda “mutluluk terimini haz ile karıştırdılar ve birbirleriyle özdeşleştirdiler” diyor ve açıklıyor:
Haz kısa ömürlüdür, mutluluk uzun sürelidir.
Haz bedensel bir deneyimdir, mutluluk manevidir.
Haz almakla ilgilidir, mutluluk ise vermekle.
Haz maddelerle elde edilebilir, mutluluk maddelerle elde edilemez.
Haz sadece kişiseldir, mutlulukta başkaları da vardır.
Hazda aşırıya kaçmak bağımlılığa yol açar. Ama aşırı mutluluk bağımlılığı diye bir şey yoktur.
Ve son olarak en önemlisi: haz dopamin, mutluluk ise serotonindir.
Serotonin sakinlik ve mutluluk ile bağlantılıdır. Dopamin ise motivasyon ve ödülle ilişkilendirilir. Serotonini aşağı çeken tek şey dopamindir.
Ne var bunda olsun diyebilirsiniz.
Konuyu biraz daha anlaşılır kılmak için somut örnekler verelim.
İster maddelerle olsun ister davranışlarla ne kadar bağımlılık yapan madde veya davranış peşinde koşarsanız o kadar mutsuz olursunuz.
Uyuşturucu, alış-veriş hırsı, oyun alışkanlığı, cinsi sapıklık, adam öldürmek, zor kullanmak vb. Çok para kazanmak hoşuna gidiyor örneğin. Ama bu senin büyük olasılıkla mutsuzluğunun da kaynağı oluyor. Trilyonları olan birisinin trilyon daha kazanmak için kendini paralaması sizce mantıklı mı? Çok para kazanmaktan zevk alıyor ama mutlu mu, rahat uyuyabiliyor, sakin bir yaşam sürebiliyor mu, kaç tane gerçek dostu vardır sizce?
TV’deki yüzlerce dizide gördüğümüz çok zengin kişiler ne kadar mutlu?
Mutluluğu satın alabileceğinize inandırıldınız. Ve bu hazza dayalı maddeler üzerine kurulu ekonomik sistem size çöp ürünlerini satabildi. Yani mutluluk yerine haz üreten maddelere. Saldırgan, düşman, bencil, acımasız yaptı.
Ve bu süreçte kesinlikle daha da mutsuz bir toplum haline geldik.
“YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ”
Yukarıdaki yazı şu an Türkiye'de iktidarın ve taraftarlarının içinde bulunduğu durumu da açıklıyor bir bakıma. Anlık çözüm önerileri, algı, kısa süreli hazlar. Uzun vadede neler olur plan yapan yok.
Savaşın adı bile anılmamalıdır. Türkiye savaşsız bile böyleyse bir de savaşa girince ne olur kestirmek güç. İktidar sadece kendini kurtarmak adına bu tür tehlikeli oyunlara girmemelidir. Umarım, algılarla Halep’i Musul’u alacağız naraları atanlar adını anmak istemediğim kötü olaylarla karşılaşınca yine iktidarın kandırıldık yalanıyla kandırılmazlar.
En çok şaşırdığım da Suriye ile savaşı en çok destekleyenler en çok İsrail karşıtıyım diyenler. İsrail’in en büyük düşmanı Suriye’yi düşman görüyor savaşıyorsunuz ama İsrail düşmanısınız. Mantık bu olunca ne anlatabilirsiniz ki?
Bütün savaşlarda savaşan tarafların halkları çok büyük zararlar görürler. Savaştan yarar sağlayanlar sadece yöneticiler ve silah satanlardır. “Ülkenin savunma amacı dışında yapılan savaşlar felakettir, cinayettir. Yurtta barış, dünyada barış” bugün en geçerli ve uyulması gerekli sözdür.