Bazı tarihler vardır, üzerinden yıllar geçse de anlamını kaybetmez. Çünkü o tarihler yalnızca geçmişi değil, bir milletin karakterini anlatır.
12 Eylül, Urla için işte böyle bir tarihtir.
104 yıl önce bugün Urla yalnızca işgalden kurtulmadı; kendi kaderine yeniden sahip çıktı. Urla’nın sokaklarında, evlerinde, çarşılarında ve insanlarının yüreğinde bağımsızlık iradesi yeniden hayat buldu.
Çünkü bir şehrin kurtuluşu yalnızca düşmanın o şehirden çıkması değildir. Asıl kurtuluş; korkunun yenilmesi, umutsuzluğun aşılması ve insanların kendi geleceğine sahip çıkmasıdır. İşte 12 Eylül’ü önemli kılan da budur.
Bugün, 104 yıl sonra Urla’ya baktığımızda çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Sokaklarımız değişti, çarşılarımız büyüdü, nüfusumuz arttı, yeni hayatlar ve yeni hikâyeler eklendi. Ama değişmeyen bir şey var:
Urla’nın ruhu.
Bu ruhun en önemli taşıyıcılarından biri ise hiç kuşkusuz Urla esnafıdır. Çünkü esnaf yalnızca dükkân açıp kapatan insan değildir.
Esnaf, bir şehrin hafızasıdır. Sabahın ilk ışığında kepengini kaldıran esnaf, aslında o günün umudunu da kaldırır. Dedesinden kalan dükkânı evladına emanet eden esnaf, yalnızca bir işletmeyi değil, bir geleneği yaşatır. Çırağını yetiştiren usta, yalnızca bir meslek öğretmez; bir hayat biçimi, bir ahlak ve bir gelecek bırakır. Kadın esnafımız emeğiyle ailesine ve şehrine katkı sağlar. Genç esnafımız hayallerini kendi alın teriyle gerçeğe dönüştürmeye çalışır.
İşte bu nedenle esnaf, Urla’nın yalnızca ekonomisinin değil, sosyal hayatının da omurgasıdır.
104 yıl önce Urla’nın insanları vatanını savundu. Bugün bizim mücadelemiz elbette farklı. Ama temelinde yine aynı değerler var: Emek… Alın teri… Dayanışma… Onur… Ayakta kalma iradesi…
Bugün bir esnafın kepengini açması bile başlı başına bir mücadeledir.
Ekonomik zorluklara rağmen iş yerini açık tutabilmek…
Çalışanının maaşını ödeyebilmek…
Gençlere iş verebilmek…
Bir çırağı yetiştirip geleceğin ustasını ortaya çıkarabilmek…
Kadınlarımızın iş hayatında daha güçlü yer almasını sağlamak…
Küçük işletmelerimizi yaşatabilmek…
Bunların her biri aslında Urla’nın geleceğine yapılan yatırımdır. Çünkü bir esnafın kazancı yalnızca kendi cebine giren para değildir. O para Urla’da kalır. Urla’da harcanır. Bir başka esnafın kazancına dönüşür. Bir çocuğun eğitimine katkı olur. Bir ailenin sofrasına ekmek olur.
Bu nedenle yerel esnafı yaşatmak, Urla’yı yaşatmaktır.
12 Eylül’ü konuşurken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i konuşmamak mümkün değildir. Çünkü bugün özgürce yaşayabiliyorsak, kendi işimizi kurabiliyorsak, çocuklarımızın geleceği için hayal kurabiliyorsak bunun temelinde Cumhuriyet’in bize kazandırdığı bağımsızlık ve yurttaşlık anlayışı vardır.
Cumhuriyet bize yalnızca bir yönetim biçimi bırakmadı.
Bize aklı ve bilimi rehber edinmeyi…
Çalışmayı ve üretmeyi…
Kul değil, özgür birey olmayı…
Kendi geleceğimiz hakkında söz sahibi olmayı öğretti.
Bugün bize düşen görev ise bu büyük emaneti gelecek kuşaklara daha güçlü şekilde taşımaktır.
Peki, bugün 104 yıl sonra 12 Eylül bize ne söylüyor?
Bence cevabı çok açık:
Birbirinize düşmeyin.
Çünkü 104 yıl önce bizi kurtuluşa götüren güç, birbirimize üstünlük kurmak değildi. Birlik olmaktı. Kuvâ-yi Milliye ruhunun özü de buydu.
Farklı insanların aynı amaçta buluşması…
Kişisel hesapların bir kenara bırakılması…
Ben yerine biz denilmesi…
Bugün Urla’nın da ihtiyacı olan tam olarak budur. Siyaset üstü bir Urla sevgisi… Kişisel beklentilerin uzağında bir dayanışma… Birbirinin önüne geçmeye değil, birbirinin elinden tutmaya çalışan bir anlayış.
Çünkü Urla hepimizin.
Bugün dünyanın ve ülkemizin zor bir dönemden geçtiğini hepimiz görüyoruz. Savaşlar, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygıları ve toplumsal ayrışmalar hepimizi etkiliyor. Böyle bir dönemde geçmişten ders çıkarmak zorundayız.
104 yıl önce bu topraklarda insanlar, farklılıklarını bir kenara bırakarak aynı hedefte buluştu. Çünkü onlar biliyordu: Vatan söz konusu olduğunda kişisel hesapların hiçbir anlamı yoktur.
Bugün de Urla’da aynı anlayışa ihtiyacımız var. Birbirimizi rakip değil, yol arkadaşı görebilmeliyiz.
Esnaf esnafın yanında durmalı.
Usta çırağına sahip çıkmalı.
Gençlerimizin önünü açmalıyız.
Kadınlarımızın emeğini büyütmeliyiz.
Ve bu güzel ilçenin geleceğini birlikte düşünmeliyiz.
Çünkü bazı şehirler yalnızca bir coğrafi bölgeden ibaret değildir. Bazı şehirler bir karakterdir. Bir duruştur. Bir hafızadır.
Urla da böyle bir şehirdir.
Urla, teslim olmayanların şehridir.
104 yıl önce bağımsızlık için nasıl ayağa kalktıysa, bugün de kendi değerlerine, esnafına, emeğine, gençlerine ve geleceğine sahip çıkmalıdır.
Kepenklerimizi yalnızca dükkân açmak için değil, umudu büyütmek için kaldıralım.
Çarşılarımızı yalnızca alışverişin değil, dayanışmanın da merkezi yapalım.
Birbirimizin başarısını kendi başarımız gibi görelim.
Çünkü Urla’nın geleceği ayrışanların değil, omuz omuza verenlerin ellerinde yükselecektir.
Birlik varsa umut vardır.
Dayanışma varsa güç vardır.
Emek varsa gelecek vardır.
Ve bütün bunların adı biraz da Urla’dır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Urla’nın kurtuluşu için mücadele eden, canını ve geleceğini bu topraklar için ortaya koyan bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Onların bize bıraktığı en büyük miras yalnızca özgür bir şehir değildir.
Onurlu yaşama iradesidir.
Bize düşen ise bu iradeyi korumak, Cumhuriyet’i yaşatmak ve Urla’yı gelecek kuşaklara daha güçlü bir şekilde bırakmaktır.
12 Eylül Urla’nın Kurtuluş Günü kutlu olsun.
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın bağımsızlık!
Yaşasın emek!
Yaşasın dayanışma!
Yaşasın Urla!