30 Ağustos, milletimizin ayağa kalktığı, bağımsızlık için “ya istiklal ya ölüm” dediği gündür. O gün yalnızca bir ordu değil, tüm bir halk kenetlenmiş; cephede süngüyle, cephe gerisinde alın teriyle varını yoğunu ortaya koymuştur. Bu zafer, sadece düşmanı Anadolu’dan atmak değil, aynı zamanda yepyeni bir geleceğin—Cumhuriyet’in—kapılarını açmaktır.

 

Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde kazanılan bu büyük zafer, halkın iradesini temel alan Cumhuriyet’le taçlanmıştır. Cumhuriyet, bir avuç kahramanın değil; tarlada çift sürenin, dükkânında sabaha kadar ışık yakıp çalışan esnafın, cepheye ekmek taşıyan anaların, kısacası her birimizin ortak eseridir.

 

Esnafımız o yıllarda ekmeğini paylaşarak, arabasını ordunun emrine vererek, kimi zaman kepenk kapatıp cepheye koşarak bu mücadelede en ön saflarda yer aldı. Bugün de aynı ruhla, mahallelerimize, şehirlerimize hayat veriyor hem ekonomiyi ayakta tutuyor hem de dayanışmayı diri tutuyor. Çünkü esnaf, bu milletin kalbidir; geçmişte bağımsızlığın, bugün ise üretim ve birlikteliğin teminatıdır.

 

30 Ağustos bize yalnızca bir zaferi değil, aynı zamanda geleceğe dair umudu hatırlatır. Cumhuriyet’in ışığıyla, bugün bizlere düşen görev; alın teriyle kazanan esnafımızı güçlendirmek, kadınlarımızı ve gençlerimizi bu yolculuğa ortak etmek, yarınımıza daha güvenle bakmaktır.

 

Bugün nasıl ki dedelerimiz yokluk içinde direnip yepyeni bir ülke kurduysa, biz de yarınlarımız için çalışmaya, üretmeye ve paylaşmaya devam edeceğiz. Çünkü bu topraklarda zaferin de Cumhuriyet’in de temeli birdir: Milletçe el ele olmak.

 

Bu duygu ve inançla; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmetle, minnetle anıyor; esnaflarımızın ve aziz milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı gönülden kutluyorum.