Değerli hemşerilerim, 30 Ağustos yalnızca bir zafer değildir. 30 Ağustos; “Ben” demek yerine “Biz” diyebilmektir. Kişisel hesabı bırakıp memleket meselesine sahip çıkmaktır. En zor zamanda bile aynı hedefte buluşmaktır.

30 Ağustos, milletin ayağa kalkışıdır. 30 Ağustos, bağımsızlığın sesidir. 30 Ağustos, Türkiye’nin “Teslim olmayacağım!” haykırışıdır.

Bugünün şartları, 1922’nin şartlarıyla aynı değil. Ama değişmeyen bir gerçek var: Bu ülke ne zaman büyük tehditlerle karşılaşsa, en büyük gücünü birlik beraberlikten aldı.

Bugün kuzeyimizde savaş var. Güneyimizde savaş var. Yakın coğrafyamızda ateş var. Dünyanın güçlü devletleri yeni hesaplar yapıyor. Yeni dengeler kuruluyor. Yeni oyunlar oynanıyor.

Böyle bir dönemde Türkiye’nin içeride birbirine düşmesi, enerjisini kendi içinde tüketmesi, birbirini ötekileştirmesi kabul edilemez. Böyle bir dönemde birbirimize daha çok sahip çıkmalıyız. Daha çok konuşmalıyız. Daha çok dinlemeliyiz. Daha çok kenetlenmeliyiz.

İşte tam da bu noktada Urla’ya bakıyorum.

Urla yalnızca yaşadığımız yer değildir. Urla bir kültürdür. Urla bir hafızadır. Urla bir Cumhuriyet kentidir. Urla; esnafıyla, çiftçisiyle, balıkçısıyla, gençleriyle, kadınlarıyla, emeklileriyle, emekçileriyle güçlüdür.

Urla’nın gücü insanındadır. Urla’nın gücü dayanışmasındadır. Urla’nın gücü, zor günde birbirinin yanında durmasındadır.

Fakat bugün hepimizin görmesi gereken bir gerçek var. Son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler, Urla’da da insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Dostluklar siyasi tercihlerle sınanıyor. Arkadaşlıklar kırgınlıklara teslim oluyor. Aynı sofrada oturan insanlar birbirine mesafe koyuyor.

Burada durup sormalıyız: Biz birbirimize düşersek bundan kim kazanır? Yılların dostluğu neden bir siyasi tercih yüzünden bitsin? Bir makam beklentisi neden memleket sevgisinin önüne geçsin? Bir kişisel hesap neden Urla’nın geleceğinden daha önemli olsun?

Elbette herkes farklı düşünebilir. Elbette herkes farklı karar verebilir. Demokrasi budur. Farklı düşünmektir. Ama farklı düşünmek başka şeydir. Birbirimizi düşmanlaştırmak başka şeydir. Siyaset yapmak başka şeydir. Dostluğu yok saymak başka şeydir.

Bugün Urla’da siyaseten farklı noktalarda duran, yolları ayrılan, kırgınlık yaşayan bütün arkadaşlarıma sesleniyorum: Kişisel beklentilerinizi bir kenara bırakın. Kırgınlıklarınızı büyütmeyin. Aynı masaya yeniden oturun. Çünkü Urla’nın geleceği, hepimizin kişisel hesabından daha büyüktür.

Bugün ihtiyacımız olan yeni ayrılıklar değildir. Bugün ihtiyacımız olan yeni bir dayanışmadır. Yeni bir güven duygusudur. Yeni bir kardeşlik iklimidir.

Bunun adı, gerçek Kuvâ-yi Milliye ruhudur.

Kuvâ-yi Milliye yalnızca geçmişte cephede savaşanların adı değildir. Kuvâ-yi Milliye; gerektiğinde makamını geride bırakmaktır. Kişisel çıkarını geride bırakmaktır. Kırgınlığını geride bırakmaktır. Memleketi öne koymaktır. Ortak geleceği savunmaktır.

Bugün bizim cephemiz farklı olabilir. Ama mücadelemiz yine aynıdır. Türkiye’nin birliğini korumak. Cumhuriyet’in değerlerini yaşatmak. Demokrasiyi güçlendirmek. Bağımsızlığımıza sahip çıkmak. Urla’nın huzurunu korumak.

Bu nedenle Urla’da siyaset yapan, siyasetle ilgilenen, bu ülke için söz söyleyen herkes büyük resmi görmek zorundadır. Çünkü bazen küçük hesaplara o kadar çok bakıyoruz ki büyük oyunu göremiyoruz.

Dünyada dengeler değişiyor. Savaşlar büyüyor. Ekonomik baskılar artıyor. Siyasi gerilimler derinleşiyor. Toplumların fay hatları kaşınıyor. İnsanlar birbirinden uzaklaştırılmak isteniyor.

Böyle bir ortamda bizim birbirimizi bölmemiz, birbirimize güvenmememiz, enerjimizi kendi iç kavgalarımıza harcamamız kimin işine yarar?

Bunu düşünmek zorundayız. Büyük resmi görmek zorundayız. Oyunu görmek zorundayız. Oyunu bozmak zorundayız.

Ama kavga ederek değil. Akılla. Sağduyuyla. Birlikte.

Urla bunu başaracak olgunluğa sahiptir. Çünkü bu topraklarda farklı düşüncelerden insanlar yıllardır aynı kahvede oturdu. Aynı çarşıda alışveriş yaptı. Aynı düğünde halay çekti. Aynı cenazede omuz omuza saf tuttu. Esnaf, komşusunun siftahını düşündü. Komşu, komşusunun derdine koştu.

Urla’nın mayası budur. Urla’nın gücü budur. Urla’nın gerçek kimliği budur.

Siyaset gelir geçer. Makamlar gelir geçer. Seçimler kazanılır. Seçimler kaybedilir.

Ama dostluk kalır. Komşuluk kalır. Memleket sevgisi kalır.

Bu yüzden bugün farklı noktalarda duran bütün arkadaşlarımızı yeniden aynı masaya davet ediyorum. Geçmişi unutun demiyorum. Ama geçmişin kırgınlıklarına teslim olmayın diyorum.

Kişisel beklentilerin uzağında buluşalım. Makam hesaplarının uzağında buluşalım. Kırgınlıkların uzağında buluşalım. Urla’nın geleceğinde buluşalım.

Çünkü Urla hepimizin. Esnafın da Urla’sı. Gencin de Urla’sı. Kadının da Urla’sı. Çiftçinin de Urla’sı. Emeklinin de Urla’sı. İş insanının da Urla’sı. Siyaset yapanın da Urla’sı. Siyaset yapmayanın da Urla’sı.

Bu güzel ilçenin geleceği, hiçbirimizin kişisel beklentisinden daha küçük değildir.

30 Ağustos’un bize öğrettiği ders tam da budur. 1922’de bu millet “BEN NE OLACAĞIM?” diye düşünmedi. “MEMLEKET NE OLACAK?” diye düşündü.

Bugün bizim de sormamız gereken soru budur: Ben ne kazanacağım, değil. Urla ne kazanacak? Türkiye ne kazanacak? Çocuklarımız nasıl bir ülkede yaşayacak? Gençlerimiz burada nasıl bir gelecek kuracak?

İşte gerçek Kuvâ-yi Milliye ruhu budur.

Bugün Urla’da birbirinden uzaklaşan bütün arkadaşlarımızı yeniden ortak bir duyguda buluşmaya çağırıyorum.

Kişisel beklentilerin uzağında…

Kırgınlıkların uzağında…

MAKAM HESAPLARININ UZAĞINDA…

Büyük resmi görerek…

Memleketi önceleyerek…

Tek yumruk olalım. Tek yürek olalım. Tek ses olalım.

Çünkü etrafımız ateş çemberiyken içeride birbirimizi tüketmeye hakkımız yok.

ÇÜNKÜ BU ÜLKE HEPİMİZDEN BÜYÜK.

ÇÜNKÜ URLA HEPİMİZDEN BÜYÜK.

30 Ağustos’un ruhuna yakışan budur. Birbirimizin fikrini değiştirmek değil. Birbirimize saygıyı yeniden hatırlamak. Birbirimizi yenmek değil. Birlikte güçlü kalmak. Birbirimizi dışlamak değil. Birbirimize sahip çıkmak.

Bugün Urla’nın ihtiyacı yeni bir kavga değildir. Bugün Urla’nın ihtiyacı dayanışmadır. Güvendir. Kardeşliktir. Birliktir.

Ve inanıyorum ki URLA’NIN İNSANI, GEREKTİĞİNDE KÜÇÜK HESAPLARINI BİR KENARA BIRAKIP BÜYÜK RESMİ GÖRECEK FERASETE SAHİPTİR.

Tıpkı 1922’de olduğu gibi.

Bugün de önce memleket. Önce Cumhuriyet. Önce demokrasi. Önce Türkiye.

Ve Urla’da yeniden: Birlik. Beraberlik. Dayanışma. Gerçek Kuvâ-yi Milliye ruhu.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları bize vatan yapan bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Unutmayalım: Ayrışırsak küçülürüz. Birleşirsek büyürüz. Tek yumruk olursak güçleniriz.