Siyasette bazı insanlar vardır… Yol arkadaşlığı yapar, mücadele eder, aynı hedefe inanır. Bazıları da vardır ki hedefe ulaşana kadar sizinle yürür; hedefe ulaştıktan sonra ilk yaptığı şey, beraber yürüdüğü insanları geride bırakmaktır.
Asıl mesele de burada başlar. Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanmak, liste yapmak, makam elde etmek değildir. Siyaset aynı zamanda vefa, ahlak, ilke ve karakter meselesidir.
Dün bir insanı listenize alırsınız. Ona güvenirsiniz; yanınızda durması için değil, beraber yol yürümek için yer verirsiniz. Sonra seçim kazanılır, makamlar paylaşılır, görevler alınır ve bir süre sonra o insanın dili değişmeye başlar.
Dün sizinle aynı masada oturan, aynı mücadeleyi savunan insan, bugün başka masalarda kendisine yer aramaya başlar. Daha da ilginci, dün sizin desteğinizle siyaset sahnesinde yer alan kişi, bugün size karşı siyaset yapmayı kendisine bir hak olarak görür.
Elbette herkesin farklı düşünme hakkı vardır. Herkes kendi siyasi yolunu seçebilir. Ama bir şey unutulmamalıdır: Özgür irade başka şeydir, siyasi vefasızlık başka şey.
Bir önceki seçimde bir insanı listenize almak, ona bir makam vermek, onun size ömür boyu biat etmesini gerektirmez. Ama o insana karşı da bir sorumluluk doğurur. Çünkü beraber yürüdüğünüz yolu inkâr etmek, bugün farklı bir yere geçmekten daha ağır bir meseledir.
Bir de şu anlayış var ki siyasetin en tehlikeli taraflarından biridir:
“Ben seni listeye aldım. Şimdi benim sözümden çıkmayacaksın.”
Hayır, siyaset emir-komuta zinciri değildir.
Bir insanı listenize almak, onun aklını kiralamak değildir. Bir görev vermek, onun vicdanını teslim almak değildir. Birlikte seçim kazanmak, ömür boyu itaat sözleşmesi yapmak hiç değildir.
İnsanları yanında tutmanın yolu korkutmak, susturmak veya “Ben seni adam ettim” demek değildir. İnsanları yanında tutmanın yolu onlara değer vermektir. Çünkü makam geçicidir, liste geçicidir, seçim geçicidir ama insanın arkasında bıraktığı itibar kalıcıdır.
Bugün sizinle yürüyen, yarın başka bir yola gidebilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat başka bir yola giderken dününü de yanında götürmelidir. Dün kimlerin yanında olduğunu, kimlerin elini tuttuğunu, kimlerin desteğiyle nerelere geldiğini unutmamalıdır. Çünkü siyasetin hafızası güçlüdür. Bugün unutulduğunu sandığınız şeyler, yarın mutlaka hatırlanır.
Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Bir siyasi kimlikle kazanılan makam, o kimlik terk edildiğinde yeniden sorgulanmalıdır. Çünkü makam şahsi mülk değildir. Makam, insanların verdiği emanettir.
Eğer dün bir siyasi yapının desteğiyle seçildiyseniz ve bugün o yapıyla artık aynı yerde değilseniz, en azından kendinize şu soruyu sormanız gerekir:
“Ben bu makamı kimin desteğiyle kazandım?”
İlke sahibi olmak bazen koltuğu bırakmayı göze almaktır. İşte gerçek dik duruş da budur. Yoksa bir koltukta oturup her gün yeni bir siyasi liman aramak değil…
Bugün bir gemiye binip yarın başka bir gemiye geçmek kolaydır. Zor olan, hangi gemide olursanız olun karakterinizi değiştirmemektir.
Ben siyasette şuna inanırım:
İnsan kazanılır, dost kazanılır, yol arkadaşı kazanılır ama hiç kimse satın alınamaz. Hiç kimsenin aklına, vicdanına ve iradesine ipotek konulamaz. Ve hiç kimseye, “Dün seni ben listeye aldım, bugün bana itaat edeceksin” denilemez.
Çünkü siyasette asıl güç, insanların size mecbur olması değildir. Asıl güç, mecbur olmadıkları hâlde sizinle yürümeyi tercih etmeleridir; hiçbir menfaat gütmeden…
Günün sonunda herkes başka denizlere yelken açabilir. Ama herkes aynı şeyi geride bırakır:
Kendi karakterinin izini.
Ve siyaset bittiğinde geriye ne koltuk kalır ne liste…
Geriye sadece nasıl bir insan olduğunuz kalır.
DİK DURMAK ZOR İŞTİR
Siyasette herkes güçlü zamanında yanında insan bulabilir. Asıl mesele, yalnız kaldığında da aynı yerde durabilmektir.
Dün söylediğinin arkasında bugün durabilmek, bugün söylediğinin yarın da arkasında durabilmek, yola çıktıklarını yolda bırakmamak, makam için seni oraya taşıyanları yok saymamak…
İşte buna siyasi tutarlılık denir.
Siyasette makam kaybedilebilir. Seçim kaybedilebilir. Parti değiştirilebilir. Ama insanın onuru, sözü ve ilkeleri kaybedilmemelidir.
Çünkü sonunda geriye ne parti kalır ne makam ne de koltuk.
Geriye insanın nasıl durduğu kalır.
Ve siyasetçinin en büyük makamı da zaten budur.
