Denizden uzaklaşan Anadolu insanı, geleceğin denizcilerini de kaybediyor.
Hiç düşündünüz mü?
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Mayıs 1940’ta Dunkirk’te kuşatılan İngiliz ve Fransız askerlerinin kurtarılmasında yüzlerce sivil teknenin, balıkçı teknesinin, özel yatın ve gönüllü amatör denizcinin nasıl bir rol oynadığını?
Tarihe Operation Dynamo (Dunkirk Tahliyesi) olarak geçen dokuz günlük operasyonda, 338 binin üzerinde Müttefik askeri İngiltere’ye tahliye edildi.
İngiliz Donanması’nın yanında, küçük tekneleriyle gönüllü olan siviller de bu büyük kurtarma operasyonuna katıldı. Büyük savaş gemilerinin yanaşamadığı sığ kıyılara ulaşan küçük tekneler, askerleri açıkta bekleyen gemilere taşıdı.
Bir ülkenin denizcilik kültürünün ne anlama geldiğini görmek isteyenler Dunkirk’e baksın.
İNEBOLU’DA KAYIKÇILAR, KURTULUŞ SAVAŞI’NIN DENİZCİLERİ
Bizim tarihimizde de benzer bir denizcilik dayanışması var.
Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya silah ve cephane ulaştırılmasında İnebolu hayati bir görev üstlendi. Açıkta bekleyen gemilerden alınan silah ve cephaneler kayıklarla karaya çıkarılıyor, ardından kağnılarla cepheye taşınıyordu.
9 Haziran 1921’de Yunan savaş gemilerinin İnebolu’yu bombalamasına rağmen kayıkçılar, kadınlar ve çocuklar görevlerini bırakmadı.
İnebolu Mavnacılar ve Kayıkçılar Loncası’nın İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi boşuna değildi.
Kurtuluş Savaşı yalnızca cephedeki askerlerin değil, denizdeki kayıkçıların da mücadelesiydi.
Dunkirk’te küçük tekneleriyle asker kurtaran İngiliz siviller ile İnebolu’da kayıklarıyla bağımsızlık mücadelesine destek veren Anadolu insanı arasında önemli bir ortaklık var: Denizcilik kültürü ve toplumsal dayanışma.
PEKİ, BİZ BUGÜN NE YAPIYORUZ?
Bir taraftan “1 Milyon Amatör Denizci” hedefini açıklıyor, insanlarımızı denizle tanışmaya, tekne sahibi olmaya ve denizcilik kültürünü geliştirmeye çağırıyoruz.
İşçi, memur, köylü, emekli, küçük esnaf; yıllarca biriktirdiği parayla küçük bir sandal veya tekne sahibi oluyor.
Peki, sonra ne oluyor?
Marina ücretleri, küçük tekne sahiplerinin karşılayamayacağı seviyelere çıkıyor. Kamuya ait barınakların kapasitesi yetersiz kalıyor. Yeni kıyı yatırımları, küçük tekne ve sandal sahiplerinin ihtiyaçları gözetilerek planlanmıyor.
Denize çıkmak isteyen vatandaş ya teknesini satıyor ya da Yunan adalarına yöneliyor. Kimi de kıyıda bulabildiği korunaklı bir yerde tonozla veya demirleyerek teknesini barındırmaya çalışıyor.
Ardından Sahil Güvenlik ve liman başkanlıklarının denetimleri ve cezalarıyla karşılaşıyor.
Elbette denizde güvenlik, çevrenin korunması ve seyir kuralları vazgeçilmezdir. Ancak kamu yönetiminin görevi yalnızca denetlemek ve ceza kesmek değil, vatandaşın denize erişebileceği altyapıyı da oluşturmaktır.
Bir yandan amatör denizci yetiştirmek istiyoruz, diğer yandan amatör denizcinin teknesini barındırabileceği yerleri oluşturamıyoruz.
Balıkçı barınakları, küçük tekne iskeleleri, amatör balıkçı rıhtımları, sandal çekek yerleri ve rampalar olmadan denizcilik kültürünün gelişmesini bekleyemeyiz.
Bir yandan denizci sayısını artırmayı hedefliyor, diğer yandan mevcut denizcileri denizden uzaklaştırıyoruz.
Oysa bir milyon amatör denizci hedefi, bir milyon kişiye belge vermekle değil, bir milyon insanı denizle buluşturmakla gerçekleşir.
DENİZCİLİĞİN NÜVESİ AMATÖR DENİZCİLİKTİR
Bir ülkenin denizcilik kültürü yalnızca savaş gemileriyle, büyük ticaret filolarıyla veya donanma subaylarıyla oluşmaz.
Denizcilik kültürü, kıyıda yaşayan insanla başlar.
Balıkçıyla, sandal sahibiyle, amatör denizciyle, küçük teknesiyle koyları gezen vatandaşla gelişir.
Geleceğin kaptanları, deniz subayları, deniz bilimcileri ve denizcilik girişimcileri, denizle tanışan bu toplumun içinden çıkar.
Bu nedenle küçük tekne barınakları yapmalı; sandal çekek yerleri, rampalar ve korunaklı bağlama alanları oluşturmalıyız.
Kıyılarımızı yalnızca büyük yatırımların ve yüksek gelir gruplarının kullanımına bırakmamalıyız.
Denize çok zor döndük. Şimdi yeniden uzaklaşmayalım. Denizi Anadolu insanının gündelik yaşamının bir parçası hâline getirelim.
URLA’NIN DENİZCİLİK KÜLTÜRÜNE SAHİP ÇIKALIM
Bu konuda Urla’nın çok özel bir yeri ve sorumluluğu var.
Urla yalnızca kıyıları, koyları ve adalarıyla değil, denizcilik geçmişi ve insan birikimiyle de önemli bir deniz kentidir.
360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği’nin çalışmaları, Urla’nın adaları, balıkçıları, amatör denizcileri, eski bahriyelileri ve denizle iç içe yaşamış kuşakları bu kültürün önemli parçalarıdır.
Geçmişimizde Beyrut Yatı, Ahmet Rasim Barkınay ve Ali Fehmi Efendi gibi isimlerle ve onların hikâyeleriyle şekillenen bir denizcilik hafızamız var.
Urla’nın güney sahillerinde Ç-136’da kaybettiğimiz şehitlerimizin hatırası da sahip çıkılmayı bekliyor.
Bugün bu mirası geleceğe taşıyabilecek yeni bir oluşumumuz var: Faaliyetlerine başlayan Urla Denizcileri Derneği.
Bu derneğimizin ve denizcilik kültürünü yaşatmak için çalışan diğer sivil toplum kuruluşlarımızın desteklenmesi, faaliyetlerinin teşvik edilmesi gerekiyor.
Çünkü denizcilik kültürü yalnızca devletin kurumlarıyla değil, denizi seven, tanıyan, koruyan ve sahiplenen insanların çabasıyla gelişir.
Urla’nın adalarını, kıyılarını, denizcilik tarihini ve insan birikimini bir araya getirmeli; bu mirası genç kuşaklara aktarmalıyız.
Denizle yaşayan bir Urla, denizcilik kültürünü yaşatan bir Türkiye demektir.
GELECEĞİN DENİZCİLERİNİ KAYBETMEYELİM!
Bir milyon denizci hedefi, bir milyon belge vermek değildir.
Bir milyon insanın denizi tanıması, sevmesi, koruması ve denizde yaşamın bir parçası olmasıdır.
Küçük teknelere yer açın. Kıyıları halkın kullanımına açın. Amatör denizciliği destekleyin. Denizle toplum arasındaki bağı güçlendirin.
Denizcilik, bir meslekten önce bir kültürdür. O kültürü yaşatmayan bir ülke, geleceğin denizcilerini de yetiştiremez.