Pencere Haber Gazetesi
Pencere Haber Gazetesi
KÖŞE YAZISI

ŞİMDİ ZEYTİN ZAMANI

Aliye BOZKURT Aliye BOZKURT Yazarın tüm yazıları
05-11-2026 16:07 5 dk okuma 7
Paylaş:

Eski çağlardan beri kıymetli olan ve nimet ağacı olarak adlandırılan zeytin ağacı için şimdi festivaller bile düzenleniyor ve insanlık için ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor.

Yurdumuzun birçok bölgesinde bulunan ve çok kıymetli bir ürün olan zeytinin ve zeytin ağaçlarımızın korunup kollanmasına, yaygınlaştırılmasına yeteri kadar özen gösterilebiliyor mu? Bu tartışılır!

Zeytini, yağı, odunu, pirinası, kısacası her şeyinden yararlanılması nedeniyle adına "ekmek ağacı" ya da "nimet ağacı" da denir.

Zeytinin ve zeytin ağacının hikâyesi, mitolojik anlatımlarla ta antik çağlardan başlayıp günümüze kadar geliyor.

Antik dönemlerde zeytinin öyküsü, gökyüzünden Akdeniz'e uzatılan bir zeytin dalı ile başlar. Bununla ilgili çok çeşitli mitolojik anlatımlar vardır. Ancak en fazla bilineni şöyle anlatılmaktadır:

Tanrıça Athena'nın Atina Akropolü'ne dikmiş olduğu zeytin dalı büyür, fidan olur, ağaç olur ve zeytin verir. Apollon'un oğulları bu ağacın meyveciklerini (zeytinleri) sıkar, damla olur, yağ verir.

Bu mitolojik öykünün dışında, yine bilinen bir başka öykü de şöyle anlatılır:

Nuh'un gökyüzüne salıverdiği bir çift güvercinden biri, gemiye (Nuh'un gemisi) ağzında zeytin dalıyla döner. Bu bir mucize olur ve oralarda yaşamın var olduğu haberini verir, denir öyküde.

Hâsılı, antik çağlardan günümüze kadar gelebilen, kahvaltılarımızın baş tacı olan bu nimet ağacının öyküleri çoktur.

Zeytinyağı yüzyıllardır bilinirdi ve hep anlatılanlar böyleydi. Hem Akdeniz insanının aşına girdi hem de Akdeniz kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak tarihten günümüze kadar geldi.

Acı bir meyveden elde edilmesine rağmen hep güzel ve aydınlık şeyleri simgeledi.

Beyaz bir güvercinin ağzındaki küçük bir zeytin dalı da barışın simgesi oldu...

Zeytin, antik çağlardan günümüze kadar en önemli ticari mallar arasındaydı. Temel ticari mallar arasında oluşu, kim bilir daha kaç bin yıl var olacağını ve değişik kültürlerde yaşayacağını bizlere gösteriyor...

Yemeklik olmasının yanında aydınlatma yakıtı olarak kullanıldı. Yaralar için merhem yapılmasında ve ilaç olarak da kullanılıyor. Birçok kozmetik ürünün içinde yer alıyor. Hatta acı sütünün de cilde iyi geldiği belirtiliyor. Kısacası çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır.

Antik çağlarda yapılan ayin ve dinsel törenlerde destekleyici bir unsur olarak da kullanılmıştır.

İsrail'de bulunan ve antik dünyanın bilinen sitelerinden olan Del-Dan'da, üretilen zeytinyağının dinî ayinlerde ve tapınaklarda kullanıldığı anlatılır. Museviliğin erken dönemlerindeki bu uygulamada, zeytinden ezilerek elde edilen arı bir yağı bu özel amaçla kullanırlarmış. Kullanacakları bu yağların standartlarını ise din adamları belirlermiş.

Günümüzde de zeytin ve zeytinyağı birçok ülkedeki önemini koruyor ve korumaya da devam edecektir...

Başka ülkelerin bu kadar önem verdiği bu ürüne bizim ülkemizde gereken önem veriliyor mu acaba?

Kısaca bir göz atacak olursak:

Atatürk'ün direktifiyle 1929 yılında Yalova'da zeytincilik seferberliği başlatıldı ve bu yönde gerekli çalışmalar yürütüldü. 1937 yılında ise İzmir Bornova'da Zeytincilik Araştırma Enstitüsü kuruldu. Atatürk'ün vasiyeti ve isteğiyle, ölümünden 2,5 ay sonra TBMM'den 3573 sayılı özel Zeytincilik Kanunu çıkarıldı. Ülkemizde zeytin ağacının yetiştirilmesi ve zeytincilik yurt çapında yaygınlaştırıldı.

O yıllarda ABD, dünyadaki en büyük mısır üreticisiydi. Ürettiği mısırı ihraç etme hedefiyle 11 Eylül 1947 tarihinde, Truman Doktrini ve Marshall Yardımı adı altında çeşitli yardımlar yapmaya başladı. Marshall Yardımı kapsamında kendi ürettiği mısır özü yağını da ülkemize ihraç etmeye başladı.

Akabinde, yaptığı anlaşmalarla ülkemizdeki tarım alanlarında neyin üretileceğine ve neyin tüketileceğine de karar vermeye başladı. Ülkemize mısır özü yağını "Alacaksınız!" dedi ve alındı. Ancak buna karşılık bizden zeytinyağı alırken mısır yağını borç olarak veriyordu. Yıllar sonra da artık dolarla satmaya başladı.

12 Kasım 1956'da ABD ile yapılan anlaşmayla zeytinyağı ihracatımız önce yılda 10 bin ton, daha sonra da 6 bin 400 ton ile sınırlandı. Bu rakamlar artarsa artış oranı kadar ABD'den nebati yağ almak zorundaydık.

Kısaca anlatmak gerekirse Marshall Yardımı ile başlattıkları uygulamayla tarım politikalarımızı ele geçirmişlerdi. Buna karşılık kendi malları için gümrük, antrepo, depo ve belediye vergilerini düşürterek gemilerinin ülkemize ödedikleri rıhtıma yanaşma ücretlerinden de muaf oldular...

Soya fasulyesi ve mısır üretiminde dünya birincisi olan ABD, ülkemize soya yağı ihracatına da başladı. Getirtilen bu yağlar, ucuz oluşları nedeniyle margarin yapımında da kullanıldı. O dönem ülkemizdeki ilk margarin fabrikası da ABD'nin yardımıyla kuruldu...

Görüldüğü üzere, sinsi politikalarla yürütülen bu süreçte, ülkemiz için altın değerindeki zeytin ve zeytinyağı üretiminin yaygınlaşarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamasının önü böylesine kesilmiş oldu...

İklim olarak yetişmesine uygun olan ülkemizde çok geniş bir alana yayılan zeytin ve zeytincilik, günümüzde ise can çekişir bir hâle getirildi. Kalan zeytinlikler de yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı.

Açgözlü rant tacirlerinin bir gecede bile yaptığı kıyımlarla zeytin ağaçları telef olmaya devam ediyor ve edecektir de...

Teşvik edici yasalar çıkmadıkça, "millî ekonomi" modelimiz benimsenmedikçe, ülkemizin bu gibi değerlerine yasalarla sahip çıkılmadıkça bu bitişler ve sona doğru gidişler devam edecektir.

Dış ülkelere bağımlı bir tarım modelinin benimsenmemesi gerekir ki öz tarımımız olabilsin.

Oysa;

Yerli ırk tohumların bile kullanılmasının suç sayıldığı bir dönemdeyiz. Verimli tarım alanlarımızın rant tacirlerinin açgözlülüğüne terk edilerek talan edilmesi, ağaç ve doğa kıyımı, dışa bağımlı modellerle tarım politikalarımızın bitirilerek ülke ekonomisinin çökertilmesi demektir.

Gıda ve tarım alanında kendi kendimize yetebilen bir ülkeyken artık samanı bile dış ülkelerden ithal eder hâle gelmişsek akılları başa almanın zamanı gelmiştir de geçiyor demektir...

Bakliyat ürünlerinden tutun da pirince ve diğer tüm ürünlere kadar ithalat yoluyla kendi öz tarımımızın bitirilmesi, geleneksel Anadolu tarımının unutturulması ve GDO'lu ürünlerini bize satan, sözde dost ama özde düşman olan dış ülkelere bağımlı hâle gelmemizin yansımalarını zaten üzülerek görüyoruz...

Kendi toprağından geçimini sağlayan insanlarımızı açlığa, yokluğa, ölüm kuyularına (madenlere) inmeye mecbur etmeden, millî tarıma dönük ve millî ekonomi modellerinin hayata geçirilmesi, bu doğrultuda kalıcı yasaların çıkarılması ve çalışmaların yapılması şarttır.

Emperyal vampirler, eski dönemlerden başlattıkları ekonomik ve sinsi saldırılarını, dayatmalarını hâlen giderek azıtarak sürdürüyorlar ve sürdüreceklerdir...

Görüldüğü gibi, her daim planladıkları ve uyguladıkları senaryolarını ve entrikalarını devam ettirdikleri gibi, gizlice yürüttükleri politik yaklaşımlarıyla da ülkemizi allak bullak etmeyi sürdürüyorlar.

Millî şuur ve millî birlik ruhu içinde çalışarak, üreterek, kendi öz değerlerimize sahip çıkarak, en önemlisi de millet olarak el birliği ve beraberliğiyle, vatan sevdası çerçevesinde birçok sorunumuzu aşabileceğimizi düşünüyorum.

"Zeytin ekmek yemek" dediğimiz mütevazı soframızın bile maliyetinin aşırı yükseldiği günlerdeyiz.

Günümüzde zeytinyağı fiyatının aşırı yükselmesinin nedenlerinden biri de üretimin azlığıdır.

Neredeyse parfüm niyetine sürülecek kadar pahalı hâle gelmesi, sağlık açısından çok yararlı olduğunun bilinmesine karşın üretiminin az oluşundan kaynaklanmaktadır.

Zeytin ve zeytinciliğe, Yalova'da 1929 yılında Atatürk'ün direktifiyle başlatıldığı gibi yeniden önem verilmelidir ki ülkemizin ekonomisinde gereken yerini alabilsin.

Zeytin ve zeytincilik konusuna önem verilerek festivaller düzenlenmesi kutlanacak bir gelişmedir. Fakirin gıdası, üreticinin emeği olan bu nimet için yapılacak her çalışma desteklenmelidir.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Pencere Haber Gazetesi yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Aliye BOZKURT — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.