10 Kasım…
Bugün yalnızca bir milletin en büyük evladını kaybettiği gün değil, aynı zamanda kendisiyle yüzleşmesi gereken bir milletin vicdan günüdür.
SEVGİLİ ATAM,
Senden özür dilememiz gerekiyor.
Bize bağımsız bir vatan, özgürce dalgalanan bir bayrak, onurlu bir gelecek bıraktın. Karanlığın içinden bir Cumhuriyet çıkardın. Kadınlara haklarını, gençlere umutlarını, çocuklara aydınlık yarınlarını emanet ettin.
Sen, bir milleti ayağa kaldırmak için ömrünü verdin. Biz ise bazen o milletin birliğini korumakta bile zorlanıyoruz.
Bize aklı ve bilimi rehber gösterdin. Bilimden asla vazgeçmememiz gerektiğini öğrettin. Biz hâlâ birbirimizi inançlarımızla, düşüncelerimizle, siyasi tercihlerimizle ayrıştırıyoruz. Karşımızdakini, kendimize benzemediğinde hain ilan ediyoruz.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” dedin. Biz bazen milletin sesini duymayı unutuyoruz ya da duymazlıktan geliyoruz.
Cumhuriyet'i bir yönetim biçiminden çok daha fazlası olarak gördün. Biz bazen onun kıymetini yalnızca törenlerde, bayramlarda ve güzel sözlerde hatırlıyoruz. Hatta öyleleri var ki senin büstlerine dahi tahammül edemiyorlar.
Sana söz vermiştik Atam…
Cumhuriyet'i koruyacaktık. Birbirimize düşman değil, kardeş olacaktık. Üretecek, çalışacak, adaleti ve eşitliği yaşatacaktık.
PEKİ, BUGÜN NE DURUMDAYIZ?
Gençler geleceklerinden endişeli, emekçiler geçim derdinde, esnaf ayakta kalma mücadelesinde.
İnsanlar birbirini dinlemek yerine yargılıyor, ortak değerlerimizin etrafında birleşmek yerine ayrışıyor.
Senin hayal ettiğin çağdaş, demokratik, hukukun üstünlüğüne dayanan, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış, tam bağımsız ve ekonomik açıdan güçlü Türkiye'ye kavuşmak için daha çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz.
Ama Atam, şunu da bilmeni isteriz:
Seni yalnızca özlemek yetmiyor. Fotoğrafının önünde saygı duruşunda bulunmak, sözlerini paylaşmak, heykellerine çelenk bırakmak da yetmiyor.
Esas mesele, senin gösterdiğin yolda yürüyebilmek.
Sana olan borcumuz gözyaşı değil; akıl, emek, dürüstlük, adalet ve Cumhuriyet'e sahip çıkmaktır.
Bugün, 10 Kasım'da başımızı öne eğiyoruz. Çünkü biliyoruz ki sen bu ülkeye yalnızca bir vatan bırakmadın, aynı zamanda büyük bir sorumluluk bıraktın.
Bizim, ülkemizde hemen her alanda yaşanan erozyondan kurtulmamız gerekiyor. Çanakkale Savaşı'nı ve Kurtuluş Savaşı'nı bilmemiz, anlamamız ve özümsememiz gerekiyor.
AFFET BİZİ ATAM!
Bazen seni anlamakta geç kaldık. Bazen emanetine yeterince sahip çıkamadık.
Ama senin açtığın yoldan dönmeyecek nesillerin hâlâ bu ülkede olduğunu biliyoruz.
Bizlere düşen, birbirimizle kavga ederek değil, senin gösterdiğin hedeflere omuz omuza yürüyerek bu emaneti gelecek kuşaklara taşımaktır.
Çünkü senin de söylediğin gibi:
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Rahat uyu Atam…
Seni unutmadık. Unutturmayacağız.
Ama bugün seni anarken kendimize de şu soruyu sormadan geçmeyeceğiz:
Biz, senin bize emanet ettiğin Türkiye'ye layık olabiliyor muyuz?
10 Kasım 1938 – Sonsuza kadar saygı, özlem ve minnetle…