Lozan’dan Bugüne: Asıl Mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin Geleceğidir
Bugün yalnızca bir antlaşmanın yıl dönümü değil; bir milletin “Ben özgür yaşayacağım” iradesini bütün dünyaya kabul ettirdiği gündür. Çünkü Lozan, bir milletin boynundaki esaret zincirini kırıp “Bu vatanın sahibi bu millettir” dediği gündür.
Aradan bir asır geçti.
Değişen hükümetler oldu, değişen liderler oldu, değişen partiler oldu…
Ama değişmeyen tek şey, bu milletin ekmeğini alın teriyle kazanan insanlarının mücadelesi oldu.
Bugün yine tarihi günlerden geçiyoruz.
Siyasetin dili sertleşiyor, partiler bölünüyor, yeni yollar çiziliyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan ayrılıklar ve Sayın Özgür Özel’in yeni bir siyasi oluşum başlatma kararı, ister desteklensin ister eleştirilsin, Türk siyasetinde önemli bir dönüm noktası olarak tarihe geçecektir.
Ancak milletin vicdanı, siyasetçilerin hesaplarından çok daha farklı bir yerde duruyor.
Bugün çevremize baktığımızda, hayatın her geçen gün biraz daha zorlaştığını görüyoruz. Esnaf sabah dükkânını umutla açıyor, akşam kepengini “Yarın daha iyi olur mu?” diye düşünerek kapatıyor. Emekli geçim hesabı yapıyor, gençler gelecek kaygısı taşıyor, üretici artan maliyetlerle mücadele ediyor.
Çünkü Urla’nın çarşısında dolaşan vatandaşın konuştuğu şey parti isimleri değil…
Elektrik faturası…
Artan kiralar…
Yükselen maliyetler…
Azalan alım gücü…
Esnafın gün sonunda kasasına kalan para…
Bir anne-babanın çocuğuna duyduğu gelecek kaygısı…
İşte gerçek gündem budur.
Lozan bize sınırlarımızı kazandırdı.
Cumhuriyet bize özgürlüğümüzü kazandırdı.
Şimdi ise ihtiyacımız olan, umudu yeniden kazanmaktır.
Çünkü umut kaybolursa üretim durur.
Üretim durursa esnaf ayakta kalamaz.
Esnaf ayakta kalamazsa şehirlerin ışığı söner.
Ben ömrünü çarşının içinde geçirmiş bir esnaf evladı olarak biliyorum ki; bir ülkenin ekonomisi önce büyük holdinglerde değil, küçük dükkânların ışığında nefes alır. Bir sabah kepenk açılmıyorsa, o şehirde sadece bir dükkân kapanmaz; bir umut eksilir.
Siyaset bunun farkına varmalıdır.
Bugün yeni partiler kurulabilir.
Eski partiler dağılabilir.
Yeni liderler çıkabilir.
Demokrasinin gereği budur.
Ama hangi görüşten olursa olsun, siyasetin ilk görevi vatandaşın yükünü hafifletmektir.
Çünkü tarih, koltuk savaşlarını değil; milletine umut olanları yazar.
Lozan’da kazandığımız bağımsızlığı ekonomik bağımsızlıkla güçlendiremezsek, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras eksik kalacaktır.
Artık birbirimizi suçlayarak değil, birbirimizi anlayarak yol almak zorundayız. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına yakışan da budur. Ancak söz konusu Türkiye Cumhuriyeti olduğunda; ortak paydamız vatan sevgisi, bayrağımız ve Cumhuriyetimiz olmalıdır. Birbirimizi ötekileştirerek değil, birbirimizi anlayarak güçlenebiliriz. Bugün bize düşen görev; umudu diri tutmak, çalışmaktan vazgeçmemek ve çocuklarımıza daha güçlü bir Türkiye bırakmak için omuz omuza vermektir.
Bugün ayrışmanın değil, kucaklaşmanın…
Kırmanın değil, onarmanın…
Ötekileştirmenin değil, birlikte üretmenin zamanıdır.
Çünkü bu ülke, siyasetçilerden büyüktür.
Bu bayrak, bütün partilerin üzerindedir.
Ve Lozan’ın bize bıraktığı en büyük emanet şudur:
“Vatan, üzerinde yaşayan herkesin ortak evidir.”
O evi ayakta tutacak olan ise; üreten çiftçi, alın teri döken işçi, sabah duasıyla kepenk açan esnaf, geleceğe inanan gençler ve hangi görüşten olursa olsun bu ülkeye yürekten bağlı milyonlardır.
Allah bu milleti bir daha kurtuluş mücadelesi vermek zorunda bırakmasın.
Ama bize düşen, Cumhuriyet’i sadece anmak değil; adaletle, üretimle, birlikle ve kardeşlikle yaşatmaktır. Çünkü biliyoruz ki vatanı ayakta tutan yalnızca imzalar değil, o imzalara sahip çıkan milletin birlik ruhudur.
Çünkü mesele hiçbir zaman sadece siyaset olmadı.
Mesele; dün olduğu gibi bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğidir.
Lozan Antlaşması, cephede kazanılan zaferin masada mühürlenmesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Mücadelesi, İsmet Paşa’nın diplomatik kararlılığıyla uluslararası alanda tescillenmiş; Türkiye Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlet olarak yerini almıştır. Ancak Lozan’ın bize bıraktığı en büyük miras, yalnızca çizilen sınırlar değildir. Asıl miras; bağımsız düşünmek, üretmek, çalışmak, alın terine sahip çıkmak ve millî birlikten asla vazgeçmemektir.
Lozan’ın 103. yılında, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Lozan kahramanı İsmet İnönü ve bağımsızlığımız uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Atatürk, büyük eseri Nutuk’ta Lozan’ı şöyle anlatır:
Bu antlaşma, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.
