Evrende, başka bir insana rastlamak imkânsızdır. Başka bir canlıya rastlamak için, o derece ve üstü sıcaklığa sahip, içinde ana molekülü, iskeleti karbondan olan canlılar bulunan, belirli dalga boyutlarındaki ışınlarla, atmosfer ve ay gibi uydusu olan, ortası sıvı magmalı, üstü manyetik alana sahip, kabuğu fotosentez yapacak bitkilerle donatılmış, bir gezegen olması gerekmektedir.
Dünyada yaşam ozon tabakası olmadığından, derin denizlerde başlamıştır.
Milyonlarca yıl süren evrimlerle, karaya geçilerek, bugünkü insan formuna ulaşılmıştır. Yani bu dünyada en zor şey insan olmaktır! Bunu fiziksel ve manevi alanda irdeleyelim. Bugüne kadar dünya dışı varlıklara ulaşmak için, yaklaşık beş bin gezegen incelenmiş, bin ışık yılı mesafelere kadar bakıldığı halde, selam verilecek bir canlı bulunamamıştır. Zaten bizden daha gelişmiş bir medeniyete ulaşma hayalimizin altında, yan gelip yatarak bedavadan yeni teknolojiler elde ederek, yeni bir çağ atlama isteği vardır.
Hollywood filmleri gerçeği yansıtmıyor. Dünyamızdan başka yaşanacak bir gezegen daha yok. (Anlayana, başka bir Türkiye de yok!)
Bize en benzeyeni olan Mars'ta küvez tipi fanuslarda, koloni kurmak için, oralara yaklaşık kırk bin canlı türü götürmek zaten mümkün değildir. En fazla bin, iki bin kişi yaşatabiliriz.
En yakın yıldız Alfa-Center'a gidiş dönüş için iki yüz kırk bin yıl gerekir, eksi iki yüz yetmiş iki derecede, vücut ısısı dışarı çıkamadığından içten içe yanarsın, ses iletilemediğinden karşına uzaylı çıksa konuşamazsın, hızlanan uzay gemisinin ataletine etin, kemiğin eriyerek geri çekilir, dayanamazsın.
Bu yüzden dünyanın sonunu yaşayan ve onu kurtarabilecek, çok az zamanı kalmış ilk ve son nesil biziz. Yirmi otuz yıl içerisinde, serbest üremenin yasaklanması tek çaremiz. En zengin yirmi sekiz ailenin planladıkları, bilime en çok katkısı olan ülkelere, ayrıcalık tanınması gibi ırkçı planlar yerine, insanlar yaşadıkları ülkelere göre, adilce kotalandırılarak sınırlansın.
Manevi olarak evrilen bugünün insanına gelirsek, x, y, z kuşaklarının tümü, bizim gençliğimizdeki yanılgıya düşerek, birbirine benziyor. Karanlık bir son bu kadar yakınımızdayken, papatya tarlasındaki gelincik gibi dikkat çekerek aradan sıyrılan, ev, araba almayı, marka giyinmeyi, son model cep telefonu kullanmayı, Alaçatı'da eğlenmeyi umursamayıp, en ilkel koşullarda bile, otostopla dünyayı gezerek, doğa için örgütlü çabalamayı seçen, gençlerdir tüm kurtuluş umudumuz, minimalist yaşayan yaşlılardır ufkumuz...
YARIN
Hayatın, kayarken karanlığa
SEN BEN O. Habersiz yanacak yarınlara
En önemsediğin şeyler, anlamını
Bir bir yitirecekler...
Nasıl yaşarsın bugünü,
Kimler doğruyu bilecekler
Bilinçsiz, umarsız hatta arsız
Elinde son kalan
İnsanlık kaybolacak çaresiz
Gözlerin, dışarıdan okunan feryatlarla, kalbin
Acıyla dolacak
Biliyorsun, sen, ben, o, hepimiz
Bu suçun ortağıyız...
Bakalım ne olacak.