Eyy! Bir zamanlar Kuşçular’da kahvaltı yapıp, Altınkoy’larda denize girip, İskele’de balık yemeye gelenler… Haberiniz var mı Urla, Toskana oldu şimdi, bir tarafta iki kişi, bir öğle yemeği beş bin lira, diğer tarafta arka sokakları naçar, hala demir sigara tabakası kullanan nineler, çapaktan gözünü açamayan çocuklar, dipsiz yoksulluklar var. Bazıları bağ yoluna şarap için tadıma, bazıları boş yoluna gider. Biri öbürünü bilmez, zaten diğerini hiç ilgilendirmez. Boş ver sen artık kanma bunlara, sakın bu konulara dalma, Ajda Pekkan tek başına bir yere yemeğe gelmiş aldırma, ister zengin ol ister fakir, bazıları davransa da sana hakir, Urla hep aynı kalır, herkese adil davranır. İstersen haydi git, bildiğin en lüks restorana gir yada varsa denize kuracağın eğri ayaklı bir masa, bırak onlara kalsın şatafat, gösteriş, temaşa, baştan iki tek atarsan, mavi suya, kuma bulanıp, gece güneşle batarsan, inan ne dert kalacaktır ne de tasa.

Aynı sürrealist bir tablo gibi, ücra bir bağ evinde kurulu ahşap sahnede ‘’Urla’da son tango ‘’başladı şimdi. Peki, sen hiç ıhlamur, dağ kekiği, çileği, cibar mantarı, bin bir çeşit ot toplayarak, yemyeşil dağlarında yürüdün mü? Hatta ansızın önüne çıkan, antik taşlara, mağaralara bakarak, daha önce oralarda yaşamış insanları düşündün mü? Serin yaz derelerine ayaklarını sokarak üşüdün mü?

Eyy! Dünyanın en güzel öyküsünü, şiirini yazmak, şarkılarını söylemek için çok uzaklardan buralara gelenler… Bilmelisiniz ki sizden öncekiler, bu işi yüzyıllar boyu denediler.

İLHAM PERİSİ

Dünyanın en güzel şiirini yazmak için

Ben de bu yeryüzü cennetini seçtim

Her gece sabırla bekledim, ilham perisini

Denize kurulu tahta masamda, aynı

Necati Cumali gibi bardağı masaya bıraktım, tak

Yıllar geçti, bu böyle olmayacak

Bir türlü gelmedi kaltak

Son nefesimde, geliverdi gizlice

Söz çağlayan oldu, gönül haneme doldu

Dedim bu nasıl iştir, hani nerede uyak

Attı şalını önüme, uzandı yarı çıplak

Dedi boş ver şiiri, al işte sana kıyak

İlk defa bu dünyada ben gülmekten ölmüşüm.

URLA

Rüyamda, Karya Çarşısında

Pan’ı* gördüm karşımda

Güneşin denizle öpüştüğü, o mahcup iskelede

Katmer, kalamar, imcim

Dionysos ‘un elinden bir kadeh şarap içtim

Zeytinyağı tanrıçası raks ediyor, ahşap antik gemide,

Tarih, sanki resmigeçit yapıyor gözlerimde

Urla’ya gelen herkes, kayıp denizcilerin hüzünlü öyküsünü

Yorgo Seferis’ten, köylüleri Necati Cumalı’dan, Tanju Okan’ı gizlendiği deniz kabuğundan dinler

Erythrai Kentinin *,kırmızı şallı kâhin kadınlarına

Fal baktırıyorsa Büyük İskender, kendi plajında

Dalgalar usul usul vuruyorsa, kabaran yüreğime

Yaşamak bu aralar, ölümden daha zor gelse de

Sabah, yeşil örüntülere gömülmüş ruhum

Akşam, nergis kokulu, gümüş denizim

Şafakta, gri bir sahil resminde, bir fırçalık izim

Ölsem nereye gideceğim, işte cennetteyim.

KLAZOMENAİ

Bu diyar! Bildiğin Ege Kasabası

Balıkçılar, bin bir çeşit otlar ve gizemli enginar

Sessiz dingin kıyıda, yüzen balıklar

Gideceğin yer bağ evi, gideceğin yol bağ yolu

On iki iyon şehrinden biri, cennetin başkenti

Klazomenai Adasında şarkı söylüyor, Karantinalı Despina

İçmeden nasıl sarhoş olunuyormuş, burada anlarsın

Yediğinden mi, içtiğinden mi, havasından mı suyundan mı bilemezsin

Bu rehavet, bu boş vermişlik, bu keyif

Yüzünü okşayan, seni gençleştiren bu hafif meltem

Ya yaşadığını anlarsın, ya da bugüne kadar yaşamadığını

Yarın arafa çıkacaksın, bugün git Arastaya

Kemancı ruhunu yıkasın, Sanat Sokağı kıskansın

Senden daha kralı yok, geldi siesta vakti, uyursun

Huzura kavuşursun…

Pan * Yunan mitolojisinde kır ve çoban tanrısı.

Erythrai * Çeşme’de bulunan bir antik kent, Ildır.