Pencere Haber Gazetesi
Pencere Haber Gazetesi
KÖŞE YAZISI

DÜNYA 10 KASIM’DA YALNIZCA BİR LİDERİ DEĞİL, BİR ÇAĞI UĞURLADI

Jano ÇAVUŞOĞLU Jano ÇAVUŞOĞLU Yazarın tüm yazıları
05-11-2026 16:03 3 dk okuma 11
Paylaş:

Bir milletin gözyaşı, dünyanın dört bir yanında gazete sayfalarına yansıdı…

10 Kasım 1938… Saat 09.05.

Dolmabahçe Sarayı’ndan gelen haber kısa sürede bütün Türkiye’ye yayıldı. Mustafa Kemal Atatürk hayata gözlerini yummuştu.

O sabah ülkede hayat başka türlü akıyordu. İnsanlar, bir türlü inanmak istemedikleri haberi birbirlerine aktarıyor, gazeteler basılıyor, radyolardan duyurular yapılıyordu. Türkiye, kurucusunu kaybetmişti.

Fakat bu haber yalnızca Türkiye’de yankılanmadı. Dünyanın önde gelen gazeteleri de ertesi gün sayfalarını Atatürk’e ayırdı.

Amerika’nın saygın gazetelerinden The New York Times, 11 Kasım 1938 tarihli sayısında şu manşeti yayımladı:

“ATATURK DIES AT 58”

(The New York Times’ın orijinal manşetinde 58 yaş ifadesi kullanılmıştır. Atatürk, 10 Kasım 1938’de 57 yaşında hayata gözlerini yummuştur.)

Gazete, Atatürk’ü modern Türkiye’nin kurucusu olarak tanıtıyor, ölümünü uluslararası kamuoyuna duyuruyordu.

İngiltere’de The Times da Atatürk’ün vefatına geniş yer verdi. Hayatı, askerî başarıları, Çanakkale’deki rolü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki yeri okuyucularına anlatıldı.

İnsanın dikkatini çeken bir ayrıntı var. Bir zamanlar Çanakkale’de karşı karşıya gelen ülkelerin gazeteleri, yıllar sonra Mustafa Kemal’in ardından yazılar yayımlıyordu. Tarih, bazen böyle şaşırtıcı karşılaşmalar çıkarıyor insanın önüne.

Alman gazeteleri de bu büyük kaybı okuyucularına duyurdu.

Frankfurter Zeitung, 11 Kasım 1938 tarihli sayısında “Kemal Atatürk gestorben. Der Schöpfer der neuen Türkei” başlığını kullandı. Türkçesiyle, “Kemal Atatürk öldü. Yeni Türkiye’nin kurucusu.”

Hamburger Fremdenblatt ise aynı gün “Die Türkei trauert um ihren Schöpfer” başlığını yayımladı. Yani, “Türkiye, kurucusunun ardından yas tutuyor.”

Farklı dillerde basılan bu gazetelerin sayfalarında aynı isim vardı: Mustafa Kemal Atatürk.

Peki, onu dünyanın dikkatini çeken bir devlet adamı yapan neydi?

Yalnızca kazandığı savaşlar mı? Elbette hayır.

Atatürk’ü anlamak için biraz daha geriye, Millî Mücadele yıllarına bakmak gerekiyor. İşgal altındaki bir ülkenin bağımsız olabileceğine inanmak bile o günün şartlarında büyük bir cesaret istiyordu. O, önce bu inancı millete aşıladı. Ardından askerî zaferin tek başına yeterli olmayacağını görerek yeni bir devletin kuruluşuna öncülük etti.

Bir imparatorluğun ardından Cumhuriyet kuruldu.

Saltanat kaldırıldı, yeni bir yönetim anlayışı benimsendi. Eğitimden hukuka, toplumsal hayattan devlet düzenine kadar pek çok alanda değişim başladı. Kadınların siyasi haklarını kazanması için önemli adımlar atıldı. Bilim ve eğitim, ülkenin geleceği açısından vazgeçilmez kabul edildi.

Bunlar, bir ülkenin yalnızca yönetimini değiştirmek değildi. Geleceğini yeniden şekillendirmekti.

Yabancı gazetelerin o günlerde Atatürk hakkında yazdıklarını okumak elbette önemli. Ancak doğrusu, onun değerini anlamak için başka ülkelerin gazetelerindeki manşetlere ihtiyaç duymamalıyız. Çünkü bu ülkenin hangi şartlarda kurulduğunu ve Cumhuriyet’in hangi fedakârlıklarla bize bırakıldığını hatırlamak yeterli.

Bazen düşünüyorum da Atatürk bugün yaşasaydı en çok hangi konular üzerinde dururdu? Belki de cevabı kendi sözlerinde ve ortaya koyduğu hedeflerde aramak gerekiyor: Akıl, bilim, eğitim ve çağdaş bir toplum…

10 Kasım’ı yalnızca bir yas günü olarak görmek de bu nedenle yeterli değil. Elbette özleyeceğiz, elbette hüzünleneceğiz. Ama onun bize bıraktığı Cumhuriyet’in değerini anlamak ve gelecek kuşaklara taşımak da en az anmak kadar önemli.

Bugün, 10 Kasım’da saatler 09.05’i gösterdiğinde yine hayat duracak. Direksiyon başındaki sürücüler araçlarından inecek, okul bahçelerinde öğrenciler saygı duruşuna geçecek, iş yerlerinde insanlar başlarını öne eğecek.

Belki o birkaç dakika içinde herkesin aklından başka şeyler geçecek. Kimi çocukluğunda gördüğü bir Atatürk fotoğrafını hatırlayacak, kimi okulda okuduğu bir sözü, kimi de yıllardır katıldığı 10 Kasım törenlerini…

Ama hissedilen şey aynı olacak: Özlem.

Aradan 88 yıl geçti. Onu gören, sesini duyan insanların sayısı giderek azalıyor. Bugün pek çoğumuz Atatürk’ü hiç görmedik. Bir fotoğraftan, bir belgeselden, kitaplardan tanıdık. Buna rağmen onu bu kadar özleyebilmek, üzerinde düşünmeye değer.

Çünkü biz seni hiç görmedik belki, Atam… Sesini duymadık, gözlerinin içine bakamadık. Ama açtığın yolda yürüdük, kurduğun Cumhuriyet’te büyüdük. Adını kitaplardan öğrendik, fotoğraflarına bakarak özlem duyduk.

Bir insan, aradan bunca yıl geçmesine rağmen nasıl bu kadar özlenir?

Aradan bunca yıl geçti ama sana duyduğumuz özlemden hiçbir şey eksilmedi. Demek ki bazı insanlar, aramızdan ayrılsalar da hayatımızdan hiç çıkmıyor.

10 Kasım 1938’de Dolmabahçe’de bir çift mavi göz kapandı. O gün Türkiye, çok büyük bir evladını kaybetti. Fakat bize bıraktığı Cumhuriyet, bağımsızlık ve çağdaşlık ülküsü yaşamaya devam etti.

Bugün sana söyleyecek çok şeyimiz var, Atam. Keşke bir kez daha sesini duyabilseydik. Keşke bir kez daha karşında durup teşekkür edebilseydik.

Belki de sana verebileceğimiz en güzel cevap, bize bıraktığın emanete sahip çıkmak.

Rahat uyu, Atam…

Bu millet seni unutmadı. Unutmayacak.

Özlemin de bize bıraktığın emanet de yüreğimizde yaşamaya devam edecek.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Pencere Haber Gazetesi yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Jano ÇAVUŞOĞLU — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.