Kültürsüz turizm olur mu? Turizmi sadece para kazanma aracı olarak görüyorsanız, olur. Nitekim olduruyorlar, ceplerini dolduruyorlar.
Antalya Müzesi’nin geleceği belirsizliğini koruyor. Depreme dayanıksız bahanesiyle hukuksuz yıktıkları müzenin tekrar yerinde mi yapılacağını yoksa gezici müze haline getirilip bakanlığın “kültür yolu” etkinliği kapsamında iller arasında mı gezdirileceğini öğrenmek mümkün değil. Torunlarım Avustralya’da şehir merkezinde evden yürüyerek gidebildikleri müzelerdeki etkinliklere katılıyorlar ama geldiklerinde Antalya’da nerede müzeye götüreceğim bilemiyorum.
Müze arazisinde onaylanmış bir proje var lakin projenin bilgilerini almak mümkün değil ne bakanlıktan ne de CHP’li ilçe belediyesinden. İlişkileri ne boyutta ise artık birlikte ser verip sır vermiyorlar. “Yok birbirlerinden farkları” dediğimde ise bana kızıyor rozet amigoları ama yakası rozetliler kafası takkelilerin partisine kolaylıkla transfer olarak gösteriyorlar farkları olmadığını. Antalya’da da böyle aksiyonlar bekliyoruz.
Müze için bir söylenti de şehrin 20 km dışındaki EXPO 2016 alanına taşınacağı yönünde. Alın size kültürsüz turizm.
Müzedeki eserleri, 2,5 milyar USD’nin üzerinde para harcayıp ülkenin önemli tarım araştırma enstitülerinden birini de yok ederek (maliyeti hesaplanamaz) yerine yaptıkları EXPO 2016 arazisine koyacakları konuşuluyor COP31 zırvasından sonra. EXPO 2016’yı yaparken söylediklerini on yılda yalanlayarak çöpe dönen araziye COP31 bahanesiyle milyonlar harcıyorlar 10 günlük zırvada yeni yalanlar söylemek için. Senin cebinden, benim cebimden harcıyorlar.
Müzenin yerinden nemalanmayı umdukları üç kuruş avanta için şehrin kalbindeki kültür odağını taşımaya uğraşıyorlar.
Antalya merkezdeki otelcilerle esnaf da ağlıyor “Antalya’ya turist gelmiyor” diye. Ben “Antalya merkeze turist niye gelsin ki” diye sorgulayınca onlar da kızıyor bana. Antalya esnafı ve otelcileri kolaya kaçıp suçu “her şey dahil” sistemine atıyorlar. Merkeze turist getirmenin yolunun kültürden geçtiğini göz ardı ediyorlar.
Müzenin kapatılmasına birkaç STK ve torunlarının mülk sahibi yerine zevk sahibi olmasını isteyen bir avuç “kent bilinci” sahibi insanlarla birlikte karşı çıkmıyorlar. STK’lar ve yurttaşlığın anlamına uygun davrananların yanında olabilseler, müze önündeki eylemler birkaç yüz kişi yerine on binlerle yapılabilse ne Antalya Müzesini yıkabilirler ne de başka yere taşımayı akıllarına bile getiremezdi cüzdancılar.
Yakası rozetli amigolar ah bir anlasalar devlete sahip çıkmanın sadece sosyal medyada slogan atmakla ya da 29 Ekim kortejlerinde bayrak sallayarak yürümekle olamayacağını.
Oysa Antalya merkezdeki otellerin “her şey dahil” sistemindeki kitle turizmi otellerinden daha pahalıya satılması mümkün, hem de yarım pansiyon olarak.
Bunun yolu ise müze yıkmaktan değil yeni müzeler yapmaktan, merkezdeki şelaleleri kovboy kasabası görüntüsünden kurtarmaktan, kale içinde kesik minareye külah giydirmekten vazgeçip kale içini yirmi dört saat yaşanır hale getirmekten, günü birlik turları merkez otellerle birlikte pazarlamaktan geçiyor.
Antalya’da yaşayanlar şehirlerine sahip çıkmazlarsa, kültürün pazarlama aracı olmadığını, yaşandığının ve yaşatıldığının farkına varıp bunu iktidara hissettiremezlerse cüzdancılar da müzeyi çalıp kitle turizmine katık yapar güzel kardeşim.
Ne yazık ki bu sözlerim sadece Antalya için değil, diğer şehirler de ha keza. İstanbul, İstanbul olmaktan çıkalı çok oldu. Tarihi dokuyu yerinden sökemedikleri için isminden nemalanıyorlar.
Yaşamınız kültürsüzse, kültürsüz turizm de revadır…
07 Ekim 2026 – M.Şevket Atalay