Herkese merhaba.
Kısa bir hikâye ile başlayalım. Hoş, hikâye değil gerçek bir olaydan alınmış...
Tüm salon dolu idi. Kısa film dalında en iyi film seçilen filmin galasına gelmişti ahali.
Işıklar söndü... Film başladı. Bembeyaz bir ekran.
Dakikalar geçti. Yine ekran beyaz... Sonra ekranda son yazdı. Tam 15 dakikadır tüm salon beyaz ekrana bakmıştı.
Son yazdıktan sonra bir yazı çıktı ekranda…
"Siz 15 dakika dayanamadınız ama dünyada binlerce insan hayatının belki tüm zamanı bu beyaz ekranı seyrediyor."
İşte hayatın bir başka yönü.
Bir gün bir yazara sorarlar. Sonrası nedir? diye
O da;
"Sonrası mı? Bir gün gelecek senin o duvarına çivi çakamadığın evde bir başkası oturacak. Her gün sildiğin arabana bir başkası binecek. Çukur var diye isyan ettiğin sokakta bir sen yürümeyeceksin. Sonrası bu işte..." der..
Son zamanlarda yazıp yazıp sildiğimiz sonra belki sonra dediğimiz, “haydi gidelim” dediğimiz, “sonra gidelim” diye vazgeçtiğimiz, söylemek istediğimiz, sonraya bıraktığımız, görmek istediğimiz “sonra görürüm” dediğimiz çok şey var di mi?
Annem kua dan vefat etti. Dördüncü aşama idi. Göğüs Hastalıkları Hastanesi bizim için 2 yıllık evimiz oldu. Makinasız bir nebze nefes alamanyanları gördük. Bir nefes sadece bir nefes... Sizlerin refleksle aldığınız belki de farkında olmadığınız bir nebze nefes… Makinasız bir nefes... İçine çeke çeke alınan bir nefes...
“Neyin kavgası bu?” dediğiniz sorular oldu mu hayatınızda?
“Neyi paylaşamıyor bu insanlar?” diye birilerine kızdığınız zamanlar...
Mal, mülk, para, pul zamanı geri alır... Ya dünya malı senin olsa diğer gözlerdeki bakışlardaki anlamların farklılığı...
“Dışarı koktu” diye komşulara götürülen bir tas yemek... Misafir geldi diye evdeki mutluluk… İnsan sevdiğini arar diye menfaatsiz sözler...
Giymediğimiz kıyafetleri yıkayıp paklayıp ihtiyaçlıya verirken kalbimizde oluşan hava akımı...
“Senin yükün ağır” deyip elinden paketleri alınan insanların size korkmadan bakması...
Bir çocuğu annesi babasının size şüpheci bakmadan sevmeniz...
Huzur, mutluluk... Bunların tanımı mı değişti?
Hep size nüktedan şeyler yazardım di mi? Artık benim de duvarım yıkıldı belki?
Mişlerle mışlarla, “sanırım duydum”larla insan hayatlarının iki dudak arasında olmadığı, dedikodunun günah sayıldığı, üç gün dost 4 gün düşman olunmadığı haftaları yaşayacağımız günlerin özlemi ile son bir şeyler deyip sonlandırayım...
Babam hem itfaiyede hem takside çalışırdı... Dört kardeşi okutacağım diye gazete kâğıdı koyardı göğsüne atletinin üzerinden üşütmeyim de çocuklarıma ekmek götüreyim diye... Okulda üniversitede birisi çıkan menüde aşuresini tatlısını yemez ise hemen talip olurduk. Su satardık top sahasında... Bir kuruş bir kuruş… Baba varlıklı değil diye kadersiz diyenlere karşı, babamın bizi okutacak diye mücadelesi bizim gelecekte karşımıza çıkacak ihtiyaçlılara güzel kader oldu...
Bir şeye merhem olmayıp, her şeye talip olanlara gelsin bu son dediklerim…
Ben evlatlarımın kaderi olmaya gidiyorum. Bir deniz yıldızını denize kavuşturup, onun için fark yaratabilirsek ne mutlu bize...
Görüşmek üzere...