Son dönemlerde üzerimde bir ağırlık. Sanki yaz günü İsviçre kar kabanı giymiş, içinde boğazlı kazak, bir de termal içlik giymiş gibi hissediyorum kendimi.
Yağmurlu havada sauna kıyafeti giyip, üzerine düşen yağmur damlalarını terliyorum zanneden bir ruh halim var.
Aradığı ekvatora özgü mavi sümsük kuşunu Antarktika’da arayan kuş bilimci gibi şaşkın dolaşıyorum etrafta.
Zeytinyağını ekmeğe bandırıp üzerine Antep’in zehir gibi acı biberini boca eden, sonra da kafasını yalağa daldıran; daldırdıkça acının şiddetini artıran kararlar veriyorum.
Bir tuhafım...
Telefonla konuşup, “Dur telefonum nerede?” diyen; elinde görünce “Hah buldum!” diye karşıdakine haber veren bir tuhaf biri...
“Sen asansöre bin, ben merdivenden çıkarım.” deyip koşa koşa merdivenleri çıkan, asansörden sonra gelince anlamsız bir yarışmayı soluk soluğa asansörden çıkanlara “Önce ben geldim.” deyip haber veren bir anlamsız kişilik var içimde bugünlerde...
Kaldırımdaki çizgilere basmamak için açık logar kapağından içeri düşen biri gibi sonuçlar yaşıyorum şu günlerde...
Ne diyeyim, tuhafım bu günlerde...
Üzerimdeki ağırlık gittikçe artıyor.
Halter koparmada en çok kaldırdığı yük 300 kilo iken, yarışmada 500 kilo ile başlayan; bununla hava attığını sanan, sonra kaldırırken yan bağlarını koparan halterci gibiyim.
“Geçer.” diyorlar... “Yorgunluk.” diyorlar... “Mental.” diyorlar...
Abi sen çık bir Avrupa turu yap diyen bile var. “Oğlum,” diyorum, “Geçen yaz çıktım Avrupa’ya. Gelecek seçimlerde borcum bitecek.” diyorum.
Dostlar, durum bu... Yapay zekâ ile bana sorunlar getirmeyin; zaten zekâm şu an emanet, yapay duruyor bende...
İçiniz karardı, değil mi?
O zaman bir zekâ sorusu ile bu haftayı noktalayalım:
Diyelim ki biri 5 litre, diğeri 3 litre kapasiteli iki bidon var. Sadece bu iki bidonla tam 4 litre suyu nasıl elde edersiniz?
Haydi ben kaçar... Biraz daha bunalayım...