Geçtiğimiz hafta hep birlikte kutladığımız Ahi Evran Haftası, bize bir kez daha gösterdi ki; esnaf yalnızca mal ve hizmet üreten değil, aynı zamanda toplumun vicdanını taşıyan kişidir. Ahi Evran, asırlar öncesinden bugüne ışık tutan şu öğüdüyle yolumuzu aydınlatmıştır:
“Eline, beline, diline sahip ol.”
Bu üç kısa cümle, aslında bir milletin ekonomik, sosyal ve ahlaki düzenini ayakta tutan temel taştır. Esnaf, sabah kepenk açarken yalnızca ticaret yapmaz; güven satar, dürüstlük satar, dayanışma satar. Onun terazisi şaşmaz; tartma işini gönülden yapar.
İşte bu yüzden esnafın başındaki oda başkanı sıradan bir görevli değildir. O, esnafın vicdanını temsil eden, toplumun geleceğine yön veren kişidir.
Peki nasıl bir oda başkanı olmalı?
Her şeyden önce ahlaklı ve dürüst olmalı. Çünkü ahiliğin özü budur. Esnafın temsil makamında oturan kişi, emanete ihanet etmeyecek, odanın imkânlarını şahsi menfaati için kullanmayacak, alın terinden haksız kazanç elde etmeyecektir. Geçmişte bu makama oturup emaneti kirletenler oldu; ama esnafın vicdanı güçlüdür, hiçbir yanlış unutulmaz.
Bir oda başkanı, şeffaf olmalı. Esnafın hakkını kuruşuna kadar korumalı, harcadığı her kaynağı açıkça paylaşmalıdır. Çünkü güven, sözle değil, icraatla kazanılır.
Bir oda başkanı, vizyon sahibi olmalı. Geçmişi unutmadan geleceği görmeli. Bugünün dünyasında esnaf yalnızca dükkânında kalamaz; dijitalleşmeye, değişime ayak uydurmak zorundadır. Oda başkanı, “dijital esnaflık” gibi projelerle esnafı geleceğe taşımalı, kadınlarımızın üretimdeki gücünü artırmalı, gençlerimize yol açmalıdır.
Bir oda başkanı, dayanışmacı olmalı. Depremde, pandemide, ekonomik sıkıntıda yalnızca söz değil, çare üretmeli. Kapı kapı dolaşmalı, “yanındayım” diyebilmeli. Çünkü zor zamanda esnafın yanında olmayanın, iyi zamanda başkanlık koltuğunda oturması bir anlam ifade etmez.
Ve en önemlisi, bir oda başkanı birleştirici olmalı. Esnafı bölmeyen, dedikoduya değil projeye yaslanan, kavga yerine birlikten kuvvet doğuran bir anlayışla hareket etmeli. Ahilik kültürünün özü budur: Birlik, kardeşlik, dayanışma.
Ama burada bir nokta daha vardır:
Oda başkanı yalnızca üyelere değil, yaşadığı kente de fayda sağlamalıdır. Çünkü esnaf, sadece kendi dükkânının değil, mahallesinin, şehrinin de yükünü taşır. Oda; sosyal projelerle, kültürel faaliyetlerle, yardımlaşma çalışmalarıyla yaşadığı şehre nefes vermelidir. Şehrin kalkınması, esnafın kalkınması demektir.
Unutmayalım; oda başkanı demek, makam sahibi olmak değil; hizmetkâr olmak demektir. Çünkü esnaf yaşarsa toplum yaşar, toplum yaşarsa gelecek yaşar.
Ahi Evran’ın duasıyla söyleyelim:
“Doğrulukta sebat eden, adalette yürüyen, kardeşliği yaşatan bir başkan; esnafın da kentin de yolunu aydınlatır.
