Advert

DENİZ FENERİNİN GÖLGESİNDE. URLA İSKELESİ

Jano ÇAVUŞOĞLU

02-08-2026 16:31

1921 yılının sonbaharıydı. İşgal altındaki Urla İskelesi, gündüzleri sessiz görünse de geceleri bambaşka bir hayata bürünüyordu. İskelede nöbet tutan Yunan askerleri, limana girip çıkan tekneleri dikkatle izliyor, kıyıda dolaşan herkes şüpheyle süzülüyordu. Buna rağmen bazı kayıklar, karanlığın örtüsüne sığınarak sessizce denize açılıyor, kimsenin bilmediği görevlerle gecenin içinde kayboluyordu.

İskeleye birkaç sokak uzaklıktaki iki katlı taş evde, ihtiyarlığın son demlerini yaşayan Salih Kaptan, yıllardır odasından dışarı çıkmıyordu. Bir zamanlar Ege’nin dalgalarına meydan okuyan usta bir denizciyken, büyük oğlunu fırtınalı bir gecede denize verdikten sonra hayata küsmüş, kendini odasına kapatmıştı.

Evde hayat yine de sürüyordu. Oğlu Mehmet, gündüzleri zeytin, incir ve sabun ticaretiyle uğraşıyor, eşi Hatice ise yedi kızının çeyizini hazırlıyordu. Üst kattaki odalarda sandıklar doluyor, tezgâhlarda kilimler dokunuyor, genç kızlar sessizce nakış işliyordu.

Fakat evin geceleri bambaşkaydı.

Hava karardıktan sonra liman sessizliğe gömülür, birkaç güvenilir adam arka kapıdan sessizce içeri girip üst kata çıkardı. Sandıkların içine yalnızca kumaşlar değil, sökülmüş tüfek parçaları, fişekler ve cephane de yerleştirilirdi.

Mehmet, deniz yoluyla yürütülen gizli ikmal görevlerinde yer alıyordu. Gecenin en karanlık saatlerinde kayığıyla Urla İskelesi’nden ayrılır, işgal kuvvetlerinin deniz devriyelerine görünmemek için kıyıya paralel ilerlerdi. Hedefi, önceden belirlenmiş tenha bir Ege koyuydu. Cephaneyi burada Batı Cephesi’nin irtibatçılarına teslim eder, onlar da yükü iç kesimlere ulaştırırdı.

Bu sırrı evde yalnızca Hatice biliyordu.

Bir gece Salih Kaptan, yıllardır ilk kez odasının kapısını araladı. Sanki yıllardır içinde susturduğu bir merak, onu o merdivenlere sürüklemişti.

Üst kata çıktığında sandıkların kapağı açıktı.

İçlerinde kumaş yerine sökülmüş tüfekler, fişekler ve cephane vardı.

Tam o sırada Mehmet içeri girdi. Babasını karşısında görünce olduğu yerde donakaldı.

“Baba…”

Sesi titriyordu.

Salih Kaptan sandıklara baktı. Sonra oğluna döndü.

“Bunca zamandır bunu mu sakladın benden?”

Mehmet başını öne eğdi.

“Seni tehlikeye atmak istemedim.”

Odadaki bütün sesler bir anda kesildi.

Salih Kaptan ağır adımlarla sandıklardan birinin yanına gitti. Eliyle kapağı kapattı.

Yavaşça konuştu:

“Ben bir evlat kaybettim.”

Sesi titremedi.

“Bir ev daha kaybetmeye razıyım.”

Bir an sustu.

“Gerekirse o sandıklar da gider.”

Sessizlik biraz daha uzadı.

“Ev de gider.”

Bir an daha bekledi.

“Servet de gider.”

Başını kaldırıp oğlunun gözlerinin içine baktı.

“Ama vatan giderse…”

Sesi ilk kez çatladı.

“…hiçbirini geri getiremezsiniz.”

Mehmet’in gözleri doldu. Eğilip babasının elini öptü.

“Beni affet baba.”

Salih Kaptan oğlunun omzuna elini koydu.

“Affedilecek bir iş yapmadın.”

O geceden sonra her hazırlıkta en önde o vardı.

Sandıkların kapağını kendi elleriyle çiviliyor, geceleri iskeleye kadar taşıyor, kayık yüklenirken çevreyi dikkatle gözetliyordu.

Bir gece yine denize açıldılar.

Tam açıkta ilerlerken uzaktan bir projektör ışığı kayığın üzerine çevrildi.

“Durun!”

Yunan devriyesinin motor sesi karanlığı yardı.

Mehmet küreklere asıldı. Salih Kaptan hiç tereddüt etmeden dümeni kayalık burnun arkasına kırdı.

Projektör ışığı kayaların üzerinde dolaştı.

İkisi de nefesini tuttu.

Sanki zaman durmuştu.

Sonra motor sesi yavaş yavaş uzaklaştı.

Mehmet derin bir nefes aldı.

Salih Kaptan gülümsedi.

“Deniz, korkanı değil; sabredeni korur.”

Kayık yeniden sessizce yoluna devam etti.

Ufukta beliren deniz feneri, karanlığı yaran tek ışık gibiydi.

O gece ışığı yalnız denize açılan kayıklara değil, hürriyete yürüyen bir milletin umuduna da düşüyordu

DİĞER YAZILARI URLA İSKELESİNDE DENİZLE KONUŞAN EFSANE “GELİNKAYA” 01-01-1970 03:00 BİR ZAMANLAR ALSANCAK’TA AKŞAM SOHBETLERİ 01-01-1970 03:00 URLA KALABAK’TA ŞEVKET DAYI VE KIZI DENİZ 01-01-1970 03:00 URLALI VE BAĞI 01-01-1970 03:00 BABALAR GÜNÜNDE BİR ÇİFT EL 01-01-1970 03:00 BİR ZAMANLAR BÜYÜK MEYHANELER SOKAĞINDA SABAH OLMAZDI 01-01-1970 03:00 URLA KALABAK’TA BUZ SANDIĞI 01-01-1970 03:00 URLA YAĞCILAR KÖYÜ TARİHÇE, GÖÇ VE KÜLTÜREL KATMANLAR 1922 — BİR AYRILIĞIN İZLERİ 01-01-1970 03:00 URLA’DA DOĞAN BAKLA FAVASI 01-01-1970 03:00 İZMİR’İN EGEYE AÇILAN KAPISI - URLA İSKELESİ (SKALA), 2600 YILLIK BİR LİMAN 01-01-1970 03:00 23 Nisan: Kutladığımız Şeyin Adını Koyabiliyor muyuz? 01-01-1970 03:00 Aynı Dünyada, Farklı Sağlıklar 01-01-1970 03:00 URLA’DA BİR LAMBA, ANAKSAGORAS OKULU 01-01-1970 03:00 14 Mart ve Beyaz Önlüğün Ardındaki Emek 01-01-1970 03:00 URLA İSKELESİ VE URLA’NIN TARİHİ ÇEHRESİ 01-01-1970 03:00 8 MART’I HATIRLARKEN 01-01-1970 03:00 ÜZÜM KOKAN BİR HAFIZA 1890 YILINDA URLA MALGAÇA PAZARI 01-01-1970 03:00