1890’lı yılların Urla’sı, Ege’nin kokusunu taşıyan canlı bir üretim ve ticaret merkezidir. Bağ bozumu geride kalmış, sokaklarda kuruyan üzüm sergilerinin mayhoş kokusu hissedilir. Bu atmosferin merkezinde, bugün de ayakta duran Malgaça Pazarı yer alır. Dönemin ekonomik ve toplumsal yaşamı burada şekillenir.
Osmanlı’nın son dönemlerinde Urla, sıradan bir kıyı yerleşimi olarak görülmez. Bağları, tarlaları ve üretime dayalı yapısıyla Ege ticaretinde güçlü bir konuma sahiptir. Pazara bakan gözler yalnızca alışveriş yapan kalabalığı izlemekle kalmaz; düzenli bir hayat akışı, yerleşmiş bir ritim fark edilir. Eşek ve katırlarla taşınan çuvallar, yere serilen hasırlar, köylerden gelen üreticiler ve merkezde yaşayan tüccarlar aynı alanda buluşur. Malgaça, fiyatların belirlendiği, haberlerin yayıldığı, sosyal kararların alındığı bir kamusal alan olarak öne çıkar.
Pazarın yükselişi 1830’lu yıllara uzanır. Kuru üzüm üretimindeki artışla birlikte Malgaça kısa sürede cazibe noktası hâline gelir. Zamanla yalnızca yerel tüketimin adresi olmaktan çıkar, dış pazara yönelen ürünlerin toplandığı bir merkez olarak anılmaya başlar. 1890’lara gelindiğinde bu süreç tamamlanır ve Malgaça, Urla ticaretinde belirleyici bir ağırlık kazanır.
Urla ekonomisinin temelinde üzüm yer alır. 19. yüzyılın sonlarında taze üzüm sofralara ulaşırken, büyük miktar kurutularak saklanır. Dayanıklılığı ve dış pazardaki talep nedeniyle kuru üzüm büyük değer taşır. Bu ürünler önce Malgaça Pazarı’nda el değiştirir, ardından Urla iskelesine indirilir. Buradan sandallarla İzmir Limanı’na taşınan yükler, Ege’nin karşı kıyılarına, Akdeniz limanlarına ve Osmanlı coğrafyasının farklı noktalarına ulaşır.
Pazardaki hareketlilik yalnızca ticaretle sınırlı kalmaz. Rum, Türk, Levanten ve başka topluluklardan insanlar aynı alanda yan yana bulunur. Kahvehanelerde üzüm fiyatları konuşulur, hava koşullarının bağlara etkisi tartışılır. Nalbant’ın çekici, sepetçinin ördüğü kamışlar, manifaturacının renkli kumaşları günlük yaşamın ses ve renklerini oluşturur. Bu tablo, Urla’nın çok kültürlü yapısını açık biçimde yansıtır.
Malgaça Pazarı, imparatorluk ticaret ağının küçük fakat vazgeçilmez bir parçasıdır. İzmir Limanı büyüdükçe Urla ürünleri daha geniş pazarlara ulaşır. Buna rağmen Malgaça önemini korur. Üretimin başladığı, emeğin değer kazandığı ilk durak burasıdır. Üzüm burada ticari mala dönüşür, köylünün alın teri karşılık bulur.
Günümüzde Malgaça Pazarı’nda yürüyenler, taşların arasında 1830’larda başlayan ticari hareketliliğin ve 1890’larda yoğunlaşan pazar kalabalığının izlerini hisseder. Urla’nın kuru üzümle kurduğu bu bağ, ticaret tarihinin ötesinde; toprak, deniz ve insan arasında kurulan Ege’ye özgü bir yaşam biçiminin anlatısı olarak varlığını sürdürür.
Jano Çavuşoğlu