Pencere Haber Gazetesi
Pencere Haber Gazetesi
GÜNCEL

CEM GÜRDENİZ: “KIBRIS’I KAYBEDERSEK ANKARA’DA RAHAT UYUYAMAYIZ”

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Mavi Vatan: Türkiye’nin Denizlerdeki Hak ve Çıkarları” konferansında, deniz hâkimiyetinin dünya tarihini, ekonomiyi ve küresel güç dengelerini nasıl şekillendirdiğini anlattı. Osmanlı donanmasının zayıflamasından Atatürk’ün denizcilik vizyonuna, Sovyetler Birliği’ni çevrelemek amacıyla oluşturulan Batı ittifaklarından Çin’in yükselişine kadar geniş bir değerlendirme yapan Gürdeniz, Montrö’nün stratejik önemine dikkat çekti. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla İskenderun Körfezi’nde kazanılan egemenlik haklarını da değerlendiren Gürdeniz, Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliği açısından taşıdığı öneme vurgu yaparak “Kıbrıs’ı kaybedersek Ankara’da rahat uyuyamayız” dedi.

CEM GÜRDENİZ: “KIBRIS’I KAYBEDERSEK ANKARA’DA RAHAT UYUYAMAYIZ”
Paylaş:

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Urla Şubesi tarafından düzenlenen “Mavi Vatan: Türkiye’nin Denizlerdeki Hak ve Çıkarları” başlıklı konferansta Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, deniz gücünün askerî, ekonomik ve siyasi boyutlarını tarihsel gelişmelerle birlikte değerlendirdi.

24 Ekim Cumartesi günü Urla Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansta Gürdeniz, deniz hâkimiyetinin ekonomik bağımsızlık, enerji güvenliği, uluslararası ticaret ve ulusal egemenlik açısından taşıdığı önemi anlattı.

ANADOLU’NUN TARİHSEL KÖKLERİ VE İYON UYGARLIĞI

Anadolu’nun tarihsel geçmişine değinen Gürdeniz, Batı Anadolu’da gelişen İyon uygarlığının kökenine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İyonya’nın Helen uygarlığı olarak tanımlanmasına karşı çıkan Gürdeniz, bölgenin Anadolu’nun yerli uygarlıkları ve kültürel mirasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Türklerin Anadolu’ya gelişine ilişkin yaygın tarih anlatısını da ele alan Gürdeniz, Türk topluluklarının Anadolu’ya ilk kez 1071 Malazgirt Zaferi’yle gelmediğini, bu tarihten yüzyıllar önce de Anadolu’ya ulaştıklarını belirtti.

Malazgirt öncesinde Türk topluluklarının Anadolu’ya yönelik akınlarına değinen Gürdeniz, 1071 yılının kalıcı Türk hâkimiyetinin gelişmesi ve Anadolu’daki Türk devletlerinin kurulması açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu anlattı.

DENİZLER ÜZERİNDEN KURULAN İNGİLİZ EMPERYALİZMİ

Deniz gücünün dünya siyasetindeki etkisini tarihsel örneklerle açıklayan Gürdeniz, 17. yüzyıldan itibaren İngiltere’nin güçlü donanması ve denizaşırı ticaret ağı sayesinde ekonomik ve siyasi üstünlük elde ettiğini anlattı.

İngiliz donanmasının dünya ticaret yolları üzerindeki kontrolünün sömürge imparatorluğunun genişlemesinde belirleyici rol oynadığını belirten Gürdeniz, deniz hâkimiyeti ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiye dikkat çekti.

Güçlü donanmalar, ticaret filoları, limanlar ve sanayi üretimi arasındaki bağlantıları değerlendiren Gürdeniz, İngiltere’nin denizlerde elde ettiği üstünlüğü ekonomik ve siyasi güce dönüştürdüğünü ifade etti.

OSMANLI DONANMASININ ZAYIFLAMASI VE TRABLUSGARP SAVAŞI

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki denizcilik politikalarını değerlendiren Gürdeniz, özellikle II. Abdülhamid döneminde donanmanın askerî etkinliğinin ciddi ölçüde zayıfladığını savundu.

Gemilerin yeterince modernize edilememesi ve donanmanın harekât kapasitesinin gerilemesinin ağır sonuçlar doğurduğunu anlatan Gürdeniz, bu durumu 1911–1912 yıllarındaki Trablusgarp Savaşı üzerinden örneklendirdi.

Osmanlı donanmasının o dönemdeki yetersizliğini, pervanesi dönen savaş gemisinin dahi bulunmadığı yönündeki çarpıcı değerlendirmesiyle anlatan Gürdeniz, İtalya’nın deniz üstünlüğü karşısında Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’a yeterli askerî ve lojistik destek ulaştıramadığını belirtti.

İtalya’nın savaş sırasında Rodos ve On İki Ada’yı işgal etmesine de değinen Gürdeniz, güçlü bir donanmaya sahip olmamanın denizaşırı toprakların ve adaların savunulmasındaki sonuçlarına dikkat çekti.

ATATÜRK NEDEN AKDENİZ’İ HEDEF GÖSTERDİ?

Gürdeniz, Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Taarruz’un ardından 1 Eylül 1922’de verdiği “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrinin taşıdığı stratejik anlamı da değerlendirdi.

Atatürk’ün neden İzmir, Manisa ya da başka bir şehri değil, Akdeniz’i hedef gösterdiği üzerinde duran Gürdeniz, bu tercihi Türkiye’nin denizlerde söz sahibi olması gerektiğini ortaya koyan bir yaklaşım olarak yorumladı.

Emrin verildiği dönemde bugünkü Ege Denizi’nin Akdeniz olarak da adlandırıldığını hatırlatan Gürdeniz, Atatürk’ün denizlere verdiği önemi ulusal egemenlik ve ekonomik bağımsızlık anlayışıyla ilişkilendirdi.

LOZAN’DA EGE ADALARI VE DONANMA GÜCÜ

1923 Lozan Barış Antlaşması’nda Ege adalarının statüsünün ele alınışını değerlendiren Gürdeniz, Türkiye’nin o dönemde güçlü bir donanmaya sahip olmamasının diplomatik müzakere gücünü sınırlandırdığını savundu.

Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya tarafından işgal edilen adaların durumuyla Lozan görüşmeleri arasında tarihsel bağlantı kuran Gürdeniz, deniz gücünün yalnızca savaş meydanlarında değil, diplomatik masada da etkili olduğunu anlattı.

Denizlerde yeterli askerî kapasiteye sahip olunmamasının egemenlik haklarının savunulmasında yarattığı güçlükleri değerlendiren Gürdeniz, Ege adaları meselesini güçlü donanma ihtiyacının tarihsel örneklerinden biri olarak ele aldı.

ATATÜRK’ÜN TARİH VE DİL POLİTİKALARI

Gürdeniz, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından Atatürk’ün ulusal kimlik, tarih ve dil alanında gerçekleştirdiği çalışmalara da değindi.

1931 yılında Türk Tarih Kurumunun, 1932 yılında ise Türk Dil Kurumunun kurulmasına öncülük edilmesini değerlendiren Gürdeniz, bu kurumların ulusal tarih bilinci, kültürel bağımsızlık ve Türk kimliğinin güçlendirilmesi açısından önemini vurguladı.

Tarih ve dil alanındaki çalışmaların ulusal egemenliğin kültürel temellerini oluşturduğuna dikkat çeken Gürdeniz, Atatürk’ün bağımsızlık anlayışını askerî, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla ele aldı.

MONTRÖ İLE BOĞAZLARDAKİ EGEMENLİK GÜÇLENDİ

1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni Türkiye’nin önemli diplomatik kazanımlarından biri olarak değerlendiren Gürdeniz, sözleşmenin Türk Boğazları üzerindeki egemenlik hakları ve Karadeniz’in güvenliği açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çekti.

İstanbul ve Çanakkale boğazlarının Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tek deniz bağlantısını oluşturduğunu hatırlatan Gürdeniz, Türkiye’nin coğrafi konumunun bölgesel ve küresel güç dengelerinde belirleyici olduğunu anlattı.

Montrö’nün savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini belirli kurallara bağladığını belirten Gürdeniz, Karadeniz’e kıyısı olan ve olmayan devletlerin donanmalarına farklı düzenlemeler uygulanmasının bölgesel güvenlik açısından önemini vurguladı.

HATAY’IN KATILMASIYLA İSKENDERUN KÖRFEZİ’NDE EGEMENLİK BÜTÜNLÜĞÜ

Atatürk’ün Hatay konusundaki kararlı tutumuna da değinen Gürdeniz, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını yalnızca bir toprak kazanımı olarak değil, denizlerdeki egemenlik ve güvenlik açısından da önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.

Atatürk’ün sağlığında başlattığı diplomatik girişimlerin ardından Hatay’ın 1939 yılında Türkiye’ye katılmasının İskenderun Körfezi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Gürdeniz, bu gelişmeyle körfezin çevresindeki kıyıların Türk egemenliğinde birleştiğini anlattı.

İskenderun Körfezi’nin bu sayede Türkiye’nin egemenliğinde bir iç deniz niteliği kazanmasının önemini vurgulayan Gürdeniz, bölgenin Doğu Akdeniz’deki stratejik konumuna dikkat çekti.

Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının ardından İskenderun Körfezi’nin kıyı bütünlüğünün sağlanması, körfezin deniz hukukunda iç sular kapsamında değerlendirilmesinin de coğrafi temelini oluşturdu.

İskenderun Limanı’nın ticari ve askerî önemi, bölgedeki deniz ulaşımı, enerji taşımacılığı ve kıyı güvenliği açısından taşıdığı değeri ele alan Gürdeniz, Hatay meselesini Atatürk’ün jeopolitik öngörüsüyle ilişkilendirdi.

Gürdeniz’in değerlendirmelerinde, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla güney sınırlarının korunmasının yanı sıra Doğu Akdeniz’deki denizcilik ve ekonomik çıkarların güvence altına alınması da öne çıktı.

İNGİLTERE’NİN YERİNİ ABD DONANMASI ALDI

İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’nin küresel etkinliğinin azalmasıyla denizlerdeki üstünlüğün ABD’ye geçtiğini anlatan Gürdeniz, Amerikan donanmasının okyanuslardaki varlığını ABD’nin ekonomik ve siyasi hegemonyasıyla ilişkilendirdi.

Deniz ticaret yolları, enerji kaynakları ve stratejik boğazlar üzerindeki etkinliğin küresel güç olmanın temel unsurlarından biri olduğunu belirten Gürdeniz, ABD’nin askerî deniz gücünü uluslararası nüfuzunu korumak amacıyla kullandığını ifade etti.

NATO VE BATI PAKTLARIYLA SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN ÇEVRELENMESİ

İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş dönemini değerlendiren Gürdeniz, NATO ve Batı destekli bölgesel askerî ittifakların Sovyetler Birliği’nin yayılmasını önleme ve hareket alanını sınırlandırma amacıyla oluşturulduğunu anlattı.

1949 yılında kurulan NATO’nun Sovyetler Birliği’ne karşı geliştirilen Batı güvenlik sisteminin temel unsurlarından biri olduğunu belirten Gürdeniz, Türkiye’nin 1952 yılında ittifaka katılmasıyla ortaya çıkan stratejik konumu değerlendirdi.

Sovyetler Birliği’nin yalnızca Avrupa’dan değil, güney sınırları boyunca oluşturulan ittifaklarla da çevrelendiğini anlatan Gürdeniz, 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı’na dikkat çekti.

Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere’nin yer aldığı Bağdat Paktı’nın Sovyetler Birliği’nin güneyinde bir güvenlik kuşağı oluşturmayı amaçladığını belirten Gürdeniz, 1959 yılında CENTO adını alan bu yapıyı Batı’nın çevreleme politikasının bir parçası olarak değerlendirdi.

Sovyetler Birliği’nin sınırları boyunca oluşturulan ittifak sistemini stratejik bir duvara benzeten Gürdeniz, askerî paktların rakip güçlerin hareket alanını sınırlandırmaya yönelik jeopolitik araçlar olduğunu anlattı.

Türk Boğazları’nın bu sistem içindeki önemine değinen Gürdeniz, Sovyet ve sonrasında Rus deniz kuvvetlerinin Akdeniz’e ulaşmasında İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kritik geçiş noktaları olduğunu vurguladı.

Montrö Sözleşmesi’nin Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemilerine getirdiği tonaj ve kalış süresi sınırlamalarının bölgedeki askerî dengeleri etkilediğini belirten Gürdeniz, Boğazların hem Rusya’nın Akdeniz’e erişimi hem de diğer büyük donanmaların Karadeniz’deki varlığı açısından stratejik önem taşıdığını ifade etti.

KORE VE VİETNAM SAVAŞLARINDA ABD’NİN SINIRLARI

ABD’nin askerî gücünün her zaman siyasi başarıya dönüşmediğini belirten Gürdeniz, Kore ve Vietnam savaşlarını örnek gösterdi.

1950’de başlayan Kore Savaşı’nın 1953’te ateşkesle sonuçlanması ve ABD’nin Vietnam’dan çekilmesi üzerinden askerî güç ile stratejik başarı arasındaki farklılıkları değerlendiren Gürdeniz, büyük askerî kapasitenin tek başına hedeflenen sonuçları sağlamadığını anlattı.

“KIBRIS’I KAYBEDERSEK ANKARA’DA RAHAT UYUYAMAYIZ”

Kıbrıs’ın Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından taşıdığı stratejik önemi değerlendiren Gürdeniz, 1974 yılından bu yana adada fiilî ateşkes durumunun devam ettiğini, ancak kapsamlı bir barış anlaşmasının imzalanmadığını hatırlattı.

Kıbrıs meselesinin çözülmüş bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Gürdeniz, Doğu Akdeniz’deki askerî ve siyasi gelişmelerin Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkilediğini anlattı.

İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan arasındaki askerî ve stratejik iş birliğine dikkat çeken Gürdeniz, Kıbrıs’ın deniz yetki alanları, enerji kaynakları ve bölgesel güç dengeleri açısından belirleyici bir konumda bulunduğunu ifade etti.

Kıbrıs’ın Türkiye’nin güney kıyılarının güvenliği açısından önemini vurgulayan Gürdeniz, “Kıbrıs’ı kaybedersek Ankara’da rahat uyuyamayız” sözleriyle uyarıda bulundu.

ÇİN’İN EKONOMİK VE ASKERÎ YÜKSELİŞİ

Dünya ekonomisindeki değişimi rakamlarla değerlendiren Gürdeniz, 1950’li yıllarda ABD’nin küresel üretimdeki payının yüzde 50’ler seviyesinde olduğunu, günümüzde yaklaşık yüzde 18’e gerilediğini söyledi. Çin’in payının ise yüzde 38’ler düzeyine yükseldiğini aktardı.

Çin’in özellikle gemi inşa sanayisinde ABD’nin çok önüne geçtiğini belirten Gürdeniz, sanayi üretim kapasitesiyle donanma gücü arasındaki ilişkiye dikkat çekti.

Pasifik Okyanusu’nda Çin’in doğusunda bulunan birinci ve ikinci ada zincirlerini değerlendiren Gürdeniz, Çin’in geliştirdiği askerî kapasitenin ABD donanmasının hareket serbestisini ciddi biçimde sınırlandırdığını savundu.

Çin’in ekonomik üretim gücünü askerî kapasiteye dönüştürmesinin dünya denizlerindeki güç dengesini değiştirdiği görüşünü dile getiren Gürdeniz, küresel üretim merkezleriyle askerî üstünlük arasındaki ilişkiyi tarihsel örneklerle anlattı.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE KARADENİZ’DEKİ TÜRK GEMİLERİ

Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik başlattığı geniş çaplı askerî harekâtın ardından Karadeniz’de yaşanan gelişmeleri değerlendiren Gürdeniz, Montrö Sözleşmesi’nin stratejik öneminin bir kez daha ortaya çıktığını belirtti.

Türkiye’nin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine ilişkin Montrö hükümlerini uygulamasına dikkat çeken Gürdeniz, sözleşmenin Karadeniz’deki askerî dengeler açısından önemini vurguladı.

Karadeniz’deki çatışmalar sırasında Türk sahipli ticaret gemilerinin de saldırılara maruz kaldığını hatırlatan Gürdeniz, savaşın Türkiye’nin deniz taşımacılığını, ekonomik çıkarlarını ve bölgesel güvenliğini etkilediğini anlattı.

İRAN SAVAŞI VE ABD DONANMASININ DURUMU

Güncel İran savaşını değerlendiren Gürdeniz, ABD deniz kuvvetlerinin bölgedeki askerî durumunu ve karşı karşıya bulunduğu tehditleri ele aldı.

Füze sistemleri, insansız araçlar ve kıyı savunma kapasitesinin büyük donanmalar açısından oluşturduğu tehditlere dikkat çeken Gürdeniz, modern deniz savaşlarının değişen özelliklerini değerlendirdi.

Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji taşımacılığındaki önemini vurgulayan Gürdeniz, bölgedeki askerî gelişmelerin petrol fiyatları, deniz taşımacılığı, sigorta maliyetleri ve dünya ekonomisine etkilerini anlattı.

TÜRKİYE-LİBYA DENİZ YETKİ ALANLARINDA YENİ GELİŞME

Konferansta Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin güncel gelişmeler de ele alındı.

27 Kasım 2019’da imzalanan mutabakatın Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim 2026’da onaylanmasına değinen Gürdeniz, gelişmenin Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri açısından önemini değerlendirdi.

Türkiye’nin güneybatı kıyıları ile Libya arasında uzanan deniz yetki alanlarını ele alan Gürdeniz, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, enerji kaynakları ve uluslararası deniz hukukuna ilişkin konuları Mavi Vatan yaklaşımı çerçevesinde değerlendirdi.

Akdeniz ve Ege’deki deniz yetki alanı anlaşmazlıklarının geçmişine de değinen Gürdeniz, bölgedeki gelişmeleri Türkiye’nin güvenliği, egemenlik hakları ve ekonomik çıkarlarıyla ilişkilendirdi.

DENİZ GÜCÜ VE EKONOMİK BAĞIMSIZLIK

Konferans boyunca denizlerdeki askerî üstünlük ile ekonomik kalkınma arasındaki bağlantılara dikkat çeken Gürdeniz, tarih boyunca küresel güç konumuna yükselen devletlerin güçlü ticaret filolarına, gelişmiş gemi inşa sanayisine ve etkin donanmalara sahip olduklarını anlattı.

İngiliz İmparatorluğu’nun deniz ticaret yolları üzerinden güç kazanmasını, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yükselişini ve Çin’in günümüzdeki sanayi üretimini karşılaştıran Gürdeniz, ekonomik kapasite ile deniz gücünün birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Enerji kaynaklarına erişim, ticaret yollarının güvenliği, liman altyapısı ve denizcilik sanayisinin ekonomik bağımsızlık açısından taşıdığı öneme değinen Gürdeniz, Mavi Vatan’ın yalnızca askerî ve coğrafi bir kavram olmadığını; ekonomik çıkarlar, enerji güvenliği ve ulusal egemenlikle birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

GÜRDENİZ’E ÇİÇEKLE TEŞEKKÜR

Konferansın sonunda Atatürkçü Düşünce Derneği Urla Şube Başkanı Veli Çıtak ile Urla Denizciler Derneği’nden Ahmet İşcen, Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e teşekkür ederek çiçek buketi takdim etti.

Bu haber Pencere Haber Gazetesi tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

GÜNCEL Haberleri

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.