Advert

CANBAZ МЕНМЕТ (1874- 1952)

Sacit BAŞBUĞ

05-09-2024 18:02

Fizik olarak, hani derler ya sulak yerde, Karadeniz'de büyüdüğünden midir nedir! Uzun boylu, atletik vücutlu, aslan gibi bir delikanlıydı. Yemyeşil, sarp, zorlu, tehlikeli yamaçlarla dolu doğayla bütünleşmiş, çelik gibi sağlam bir iradeye sahipti. Çok gözü pekti, en zor işlere gönüllü koşar, gerekirse üç beş kişiye bedel bir gayretle çalışarak sonuç almadan geri dönmezdi. Balık gibi yüzerdi, güreşte, bilek güreşinde, bıçak ve tabanca kullanmada adeta rakipsizdi. Çok dürüsttü, bu taraftan bakılınca, öbür tarafı zar gibi gözüken kişiliğiyle, çevresine güven telkin ediyor, çok seviliyordu. Zamanla hayata bakış açısı, karşısına çıkan problemlere yaklaşımı, siyah beyaz olmasa da artık oldukça netleşmeye başlamıştı. Sahip olduğu kıvrak zekâsıyla, insanları yönlendirmeyi gerektiğinde ustalıkla organize etmeyi bol bol tecrübe ederek sonunda öğrenmişti. Tek kusuru çabuk sinirlenmesiydi, bugün aynı yaşadığı bölgenin denizi gibi, hırçın dalgalarla köpürür, hırçınlaşır, yarın ise birden süt liman kesilirdi. Çevresindeki en belalı gençler bile onun öfkesinden tırsar, kaçacak delik arar, çekinirlerdi. Böyle durumlarda çok can yaktığından, kısa zamanda tanınan ünlü bir kabadayı olmuştu. İstanbul Topkapı'da bu gibi yollara baş koyanları, etrafına toplayarak aynı Robin Hood gibi zenginden alıp fakirlere dağıtarak onları sevindiriyordu.

Ömrü boyunca haksızlığa tahammül edemeyen bu gencin yolu, Yarbay Mustafa Kemal Paşa ile Çanakkale Savaşı'nda kesişmişti. Paşa Mehmet'in ölümüne düşmanın üzerine saldırmasından, diğer erlere örnek olarak, onları cesaretlendirmesinden çok memnun kalarak, onu hemen çavuşluğa terfi ettirmişti. Daha sonraları ise Mehmet, Mustafa Kemal Paşa'nın cephedeki başarılarını büyük hayranlıkla izleyerek, onun en yakın adamlarından biri olmuştu. Ağzından çıkan her emri sorgusuz yerine getirdiği gibi, artık onun uğruna tereddütsüz ölmeye hazırdı. Zaten Paşa da bu nedenle ona "canıyla oynamaktan korkmayan adam" anlamına gelen, canbaz adını takmıştı. İstanbul'a döndüklerinde Müdafaa-i Milliye Cemiyet'inin şefliğine bu konuma uygun, çok daha eğitimli, bilgili, yüzbaşı, binbaşı, albay, doktor gibi kişiler olsa da, Mustafa Kemal Paşa onların yerine her zamanki kusursuz sezgisiyle, Canbaz Mehmet'i seçmişti. Canbaz Mehmet işgal sonrası Şehremini Teşkilatı'nı kurmakla görevlendirilmişti. Daha sonra Mim-Mim grubu adını alan bu cemiyeti çok hızla büyüten Canbaz Mehmet, yüzlerce silahlı adamdan oluşan çok ciddi, gizli bir sivil güce en kısa zamanda ulaşmıştı. Serseriler, it kopuk, hırsız haraççılardan oluşan bu güruhtan, vatanı için ölmeye hazır beş bin kişilik bir direniş ordusu kurmuştu. Anadolu'ya asker, silah vb. gönderme organizasyonlarını kusursuz bir şekilde gerçekleştiriyorlardı. İşgal kuvvetlerinin aynı zamanda bu aziz şehirde, arkalarına bakmadan rahatça gezmelerine imkân vermiyorlar, sık sık şehir gerillalarıyla baskınlar yaptıktan sonra, yıldırım hızıyla ortadan kayboluyorlardı. Aslında hainleri hiç affetmeyen, gözünü budaktan sakınmayan bu gizli kahraman kendini bir hain gibi gösterip, gündüzleri işgal kuvvetlerinin papazı Fru'nun korumalığını yaparak, kendini gizliyordu. Geceleri ise Maçka Kışlası’nı bile basarak soyan Canbaz Mehmet, Mustafa Kemal Paşa'nın Bandırma Vapuru'na bindiği gün çeşitli kılıklara soktuğu (simitçi, seyyar satıcı vb.) üç yüz adamı ile onu işgal kuvvetlerinin herhangi bir baskınına karşı korumuştu. Hollywood filmlerine konu olacak ve Paşa’nın günlerce gülümsemesine sebep olacak olacak eylemini ise, yedi yaşındaki oğlu ve sadık bir adamıyla birlikte gerçekleştirmişti. Oğlunun gözcülük yapması sayesinde, nöbetçilerin bir anlık boşluğundan faydalanarak gizlendikleri yan sokaktan çıkarak, işgal kuvvetleri komutanı General Harrington'un şoförünü göz açıp kapatıncaya kadar etkisiz hale getirmişler ve onun son model askeri jeepini çalmışlardı. Daha sonra bu jeepi Akşehir'e götürerek Fevzi Çakmak'a teslim eden, Canbaz Mehmet "Mustafa Kemal Paşa’ya saygılarımı sunuyorum bu jeep İngiliz generalden daha çok ona yakışır" diyerek hediye etmişti.

Cumhuriyet kurulduktan sonra İstiklal Madalyası alan, tarafına ısrarla yapılan, milletvekili teklifini reddeden bu efsane adam, o zaman için çok büyük bir para olan bin beş yüz TL'lik maaşını da bir defa bile almadan, büyük alicenaplıkla Kızılay'a bağışlamıştı. 1952 yılında İstanbul'da küçük bir apartman dairesinde çıkan yangında, hakkı rahmetine kavuşmuştur. İstanbul Merkez Efendi Mezarlığı'nda yatmaktadır. Önünde saygı ile eğiliyoruz.

DİĞER YAZILARI BAKÜ’DEN SEVGİLER (SALAMLAR!) 01-01-1970 03:00 DELİ DERVİŞ 01-01-1970 03:00 SON NESİL 01-01-1970 03:00 Ata Karantina’da 01-01-1970 03:00 MİTİ 01-01-1970 03:00 ERKEKLER - KADINLAR NASIL ANLAŞIYORLAR? 01-01-1970 03:00 CÜCE 01-01-1970 03:00 ADAK 01-01-1970 03:00 DÜNYAN (AH İLE DOĞDUN VAH İLE GİDECEKSİN) 01-01-1970 03:00 HER DEM URLA 01-01-1970 03:00 8 MART 01-01-1970 03:00