Advert

BİR ZAMANLAR ALSANCAK’TA AKŞAM SOHBETLERİ

Jano ÇAVUŞOĞLU

09-07-2026 15:12

Bu satırlar tarih kitaplarından ya da arşivlerden derlenmiş bilgiler değildir. Çocukluğumu geçirdiğim Alsancak’ta gördüğüm, yaşadığım ve hafızamda yer eden hatıralarımın kaleme alınmış hâlidir. Levanten bir ailede büyürken farklı dinlerin, dillerin ve kültürlerin aynı mahallede nasıl kardeşçe yaşadığına tanıklık ettim. Amacım tarih yazmak değil; o güzel günleri, güzel insanları ve artık yavaş yavaş kaybolan mahalle kültürünü unutturmamaktır.

1960’lı yılların Alsancak’ında yaz akşamlarının serinliği çökmeye başlayınca mahalle yavaş yavaş evlerin önüne taşardı. Kadınlar tahta taburelerini, hasır iskemlelerini kapının önüne çıkarır; biz çocuklar sokakta son oyunlarımızı oynarken büyükler günün yorgunluğunu sohbetle unuturdu. Sokak lambalarının loş ışığında yükselen kahkahalar, komşu evlerden gelen yemek kokularına karışırdı.

O yılların Alsancak’ı tek bir kültürden oluşmazdı. Aynı sokakta Giritli mübadiller, Selanikliler, Levanten aileler, Yahudiler, yerli İzmirliler ve Anadolu’nun dört bir yanından göç etmiş insanlar yan yana yaşardı. Bir evden Girit lehçesi, diğerinden Ladino, biraz öteden Türkçe, bazen de İtalyanca birkaç kelime duyulurdu. Farklı diller aynı sokağın sesine karışır, kimse bunu yadırgamazdı.

Levanten komşular da akşam serinliğinde evlerinin kapısının önüne çıkar, sokakta oturan komşularını gülümseyerek selamlardı. Bayramlarda tatlılar, Noel’de çörekler, Paskalya’da boyalı yumurtalar komşular arasında dolaşır; aynı sokak farklı geleneklerin, inançların ve dostlukların en güzel örneği olurdu.

Mahallede acı da sevinç de birlikte yaşanırdı. Müslüman bir komşunun cenazesinde Levanten ve Yahudi komşular cami avlusuna kadar gelir, aileye başsağlığı diler, cenaze alayına saygıyla eşlik ederdi. Levanten ailelerin düğünleri, vaftiz törenleri ve cenazeleri kiliselerde yapılır; Müslüman komşular da onları yalnız bırakmazdı. Herkes birbirinin mutlu gününe de acısına da ortak olurdu. Kimse kimsenin dinine, diline bakmazdı. Ezan sesiyle kilise çanlarının sesi birbirine karışırken dostluklar daha da güçlenir, paylaşıldıkça tatlanırdı.

Erkeklerin çoğu mahalle kahvesine ya da meyhaneye giderdi. Yaşlı olanlar ise evlerinin önünde sessizce oturur, kehribar tespihlerini ağır ağır çekerdi. Günün telaşı konuşulur, ardından söz mutlaka eski memleketlere uzanırdı. Her anlatının sonunda biraz hüzün, biraz da tebessüm kalırdı.

Giritliler karşılaştıklarında gülümseyerek, “Kalimera, ida kanis?” diye seslenirdi. Evlerin içinde Girit lehçesi konuşulur, Türkçenin arasına Rumca kelimeler karışırdı. Girit lehçesinin etkisiyle cümleler çoğu zaman devrik kurulurdu. Biz çocuklar bunu çok doğal karşılardık. Mesela, “Kol için bir saat almak istiyorum, baba.” denirdi. Girit lehçesiyle de “Patera, felo agoraso ena rologi ya to yera.” diye söylenirdi. “Héri” (el, kol) kelimesi Girit ağzında çoğu zaman “yera” gibi telaffuz edilirdi. Sohbet sırasında bir çocuğun yaramazlığına ya da beklenmedik bir hareketine gülerek “

Kuzulo !” derlerdi. Girit lehçesinde bu söz “deli, kaçık” anlamına gelirdi. Atina Yunancasında ise aynı anlam için “trelo” denirdi.

Söz Girit’e gelince yaşlıların sesi değişirdi. Geride bırakılan köyler, zeytinlikler, taş evler, denizin kokusu ve birlikte yaşanmış komşuluklar anlatılırdı. Kimi zaman konuşmaların arasına uzun sessizlikler girerdi. Sonra içlerinden biri eski bir Girit maninadası söyler, biz de sessizce dinlerdik.

 

Ta Kritika ta chomata, opou kai an ta skapseis,

Aima palikarion tha vreis, kokala tha xethapseis.

 

“Girit’in toprağını neresinden kazarsan kaz,

Yiğitlerin kanını ve kemiklerini bulursun.”

 

Maninada bittiğinde kimse hemen konuşmazdı. Yaşlıların gözleri uzaklara dalar, biz çocuklar o dizelerin neden herkesi böylesine duygulandırdığını o yıllarda tam anlayamazdık. Meğer söylenen yalnızca bir şiir değil, geride bırakılan bir yurdun özlemiymiş.

Sofralar ise Girit’in İzmir’deki devamıydı. Kışın ve bahar aylarında radika, turp otu, çibes, hardal otu, arapsaçı ve Ege’nin nice yabani otu toplanırdı. Büyükler hangi otun nerede yetiştiğini bize gösterir, her mevsimin kendine özgü bereketini anlatırdı. Toplanan otlar zeytinyağı ve limonla hazırlanır, bazen yumurtayla kavrulur, bazen de börek yapılırdı. Bazı evlerde hâlâ kohlos, yani salyangoz pişirilirdi. Biz çocuklar şaşkınlıkla bakarken büyükler bunun Girit’ten kalan eski bir alışkanlık olduğunu söylerdi.

İzmirliler de Giritlilerin ot sevgisini tatlı bir şakayla anlatırdı.

“Giritliler geldi, hayvanlarımıza ot bırakmadılar.”

Ardından kahkahalar yükselirdi.

Bir başka fıkra da dilden dile dolaşırdı. Rivayete göre bir Giritli ile bir inek aynı tarlaya girmiş. Tarla sahibi uzaktan görünce:

“Şu Giritliyi çıkarın tarlamdan!” diye bağırmış. Çünkü Giritlinin yabani otlara olan düşkünlüğü herkesçe bilinirdi.

İlk yıllarda bazı yaşlı Giritli erkekler başlarında siyah sariki, üzerlerinde işlemeli yelek, bellerinde kuşak, altlarında vraka (Girit usulü şalvar), ayaklarında ise körüklü deri çizmeleriyle dolaşırdı. Biz çocuklar onları hayranlıkla seyreder, bu kıyafetlerin eski memleketten geldiğini dinleyerek büyürdük. Zamanla vrakalar, sarikler ve körüklü deri çizmeler sandıklara kaldırıldı; fakat Girit lehçesi, ot kokan mutfak kültürü ve “ida kanis” diye başlayan selamlaşmalar uzun yıllar yaşamaya devam etti.

Gece dağılmadan önce yaşlılardan biri, sanki o akşamın son sözüymüş gibi bir madinava (Şiirsel söylev )söylerdi:

 

O kosmos allios girizi, ki allios ton logariazis,

Giati alli ein’ i zoi pou zis, ki alli afti pou onirevese.

 

“Dünya kendi bildiği gibi döner, sen ise başka türlü hesap edersin;

Çünkü yaşadığın hayat başkadır, hayalini kurduğun hayat başka.”

 

Madinava bittiğinde yine kısa bir sessizlik olurdu. Sonra biri derin bir nefes alır, diğeri tespihini çekmeye devam eder, gecenin sessizliği sokağı sarardı.

Gece ilerledikçe tabureler toplanır, kapılar yavaşça kapanır, sokaklar sessizliğe bürünürdü. Ama o akşam sohbetlerinde anlatılan hikâyeler yalnızca geçmişi hatırlatmazdı. Girit’ten İzmir’e taşınan dili, mutfağı, gelenekleri ve yaşam biçimini de bizlere miras bırakırdı.

Biz çocuklar çoğu zaman kapı önünde oynarken uyuyakalırdık. Annelerimiz ya da babalarımız bizi kucaklarına alıp eve götürürdü. Ertesi akşam aynı saatte yine aynı tabureler çıkar, aynı dostluklar yeniden kurulurdu.

Bugün o eski sokakların çoğu değişti. Taburelerin yerini apartmanlar, mahalle sohbetlerinin yerini televizyonlar ve telefonlar aldı. Ama Alsancak’ın o yaz akşamlarında kurulan dostluklar, Girit’ten gelen özlem dolu hikâyeler, ezanla kilise çanlarının aynı gökyüzünde yankılandığı o huzurlu günler ve kapı önlerinde gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren sohbetler hafızamda hâlâ ilk günkü kadar canlıdır.

O günlerde kimse komşusunun hangi dine mensup olduğunu, hangi dili konuştuğunu ya da nereden geldiğini önemsemezdi. Önemli olan iyi insan olmaktı. Aynı sokağı, aynı ekmeği, aynı sevinci ve aynı acıyı paylaşırdık. Belki de Alsancak’ı Alsancak yapan buydu.

Bu satırlar okuduğum ya da araştırıp derlediğim bilgiler değildir. Çocukluğumun Alsancak’ında görüp yaşadığım, hafızamda sevgiyle sakladığım insanların ve unutamadığım mahalle hayatının hatıralarıdır. Eğer bugün hâlâ o günleri gülümseyerek anlatabiliyorsam, bunun sebebi ezanla kilise çanlarının aynı gökyüzünde yankılandığı, komşuluğun her şeyden önce geldiği o güzel Alsancak’tır.

DİĞER YAZILARI URLA KALABAK’TA ŞEVKET DAYI VE KIZI DENİZ 01-01-1970 03:00 URLALI VE BAĞI 01-01-1970 03:00 BABALAR GÜNÜNDE BİR ÇİFT EL 01-01-1970 03:00 BİR ZAMANLAR BÜYÜK MEYHANELER SOKAĞINDA SABAH OLMAZDI 01-01-1970 03:00 URLA KALABAK’TA BUZ SANDIĞI 01-01-1970 03:00 URLA YAĞCILAR KÖYÜ TARİHÇE, GÖÇ VE KÜLTÜREL KATMANLAR 1922 — BİR AYRILIĞIN İZLERİ 01-01-1970 03:00 URLA’DA DOĞAN BAKLA FAVASI 01-01-1970 03:00 İZMİR’İN EGEYE AÇILAN KAPISI - URLA İSKELESİ (SKALA), 2600 YILLIK BİR LİMAN 01-01-1970 03:00 23 Nisan: Kutladığımız Şeyin Adını Koyabiliyor muyuz? 01-01-1970 03:00 Aynı Dünyada, Farklı Sağlıklar 01-01-1970 03:00 URLA’DA BİR LAMBA, ANAKSAGORAS OKULU 01-01-1970 03:00 14 Mart ve Beyaz Önlüğün Ardındaki Emek 01-01-1970 03:00 URLA İSKELESİ VE URLA’NIN TARİHİ ÇEHRESİ 01-01-1970 03:00 8 MART’I HATIRLARKEN 01-01-1970 03:00 ÜZÜM KOKAN BİR HAFIZA 1890 YILINDA URLA MALGAÇA PAZARI 01-01-1970 03:00