Uzun zamandır Türkiye’de yaşanan kadın cinayetleri yüzünden hepimiz çok üzgünüz. Euronews’a göre Türkiye’de kadın cinayetleri son yedi yılda %82 arttı. Maalesef her yıl artan cinayetlere karşı biz ülkece her cinayete biraz daha fazla susuyoruz.
Erkekleri eğitmedikçe ve kadınlara yönelik bu “sahiplenme” zihniyetini değiştirmedikçe her şey daha da kötüye gidecek. Özellikle “sahiplenme” diyorum çünkü yaşayıp yaşamayacağımıza bile bizim adımıza karar vermeye kalkılıyor. Bugün bu ülkede hâlâ kız çocuklarına önce babalarının lafından çıkmamayı öğretiyorlar, sonra ise kocalarının. Kız çocukları hâlâ bir iş hayatı görmeden, kendilerine ait bir hayat kurmadan, başka bir erkeğin hayatına dahil oluyorlar. Sanki biz kadınlar kendi hayatımızı yaşamak için değil de başkalarının hayatına eşlik etmek için varız.
Peki, ya düzen tam tersi olsaydı? Biz erkekleri bu sahiplenseydik? Onlar bizim tarafımızdan şiddet görseydi? Onların hayatına biz karar verseydik? Bugün bu ülkede “kadın hakları” değil de “erkek hakları” konuşulsaydı? Biz kadınlar olarak öldürmeyi değil, yaşatmayı seçiyoruz. Farkımız bu…
Ülkede adalet sistemi düzgünce uygulanmadıkça, suçlular sürekli geri salındıkça veya cezası hafifletildikçe, bu devlet ülkedeki tüm kadınlara huzur borçlu olacak. Bunlara göz yuman hiçbir devlet “büyüğüne”, hiçbir hâkime, hiçbir savcıya, hiçbir avukata bu ülkenin bir evladı olarak hakkım helal değil. En az bu cinayetleri işleyen psikopatlar kadar onların da suçu. Yıllarca susup, ülkenin giderek bu hale gelmesine sebep olan herkesin suçu.
Maalesef, birkaç gün sonra bütün bunlar da unutulacak. Özgecan’ın adını nasıl daha az anmaya başladıysak Altındöken soyadını nasıl unuttuysak ileride İkbal ve Ayşenur’ u da daha az anıp Semih Çelik’i unutacağız. Ama enflasyon her zaman gündemimiz olacak. Siyasetçiler arasındaki sözde kavgalar her gün sürecek. Bu cinayetleri Polat ailesinin tutuklanması gibi aylarca konuşmayacağız. Bir yerden sonra herkes normal hayatına devam edecek ve başka cinayet haberleri gelene kadar kimsenin sesi çıkmayacak. Yıllardır hep öyle olmadı mı? Bu ülkeyi bu hale hep beraber getirdik. Hep beraber sustuk. Hep beraber koruyamadık. Ülkenin psikopatlarına ne yaparlarsa yapsınlar hak ettikleri cezayı görmeyeceklerini biz benimsettik. Yarın aynı olaylar bizim ya da sevdiklerimizin başına gelene kadar da bir konuşup bir unutmaya devam edeceğiz.
Ülkede hepimizin en büyük sorunu empati yoksunluğu. Kötü şeyleri bizzat yaşamadan hiçbirimiz kendimizi başkasının yerine koyup destekçi olamıyoruz.
Bugüne kadar koruyamadığımız her kadın için ülkem adına çok özür dilerim. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu devlette, bir zamanlar kadınlar için bu kadar mücadele verilip, başarıya ulaşıldı. Bugün ise herkes “söylenecek söz kalmadı” diyor. Söylenecek o kadar çok söz var ki… Bizim sadece “yaşamayı” isteyecek konuma düşürülmemiz o kadar adice ki…
Kadınlar olarak gece yürürken sürekli arkamıza bakmak istemiyoruz. Biber gazı taşımak istemiyoruz. Sürekli şiddet görme ihtimaline karşı anksiyete krizleri geçirmek istemiyoruz. Tehdit edilmek istemiyoruz. Şirketlerde ayrım yapılmasını istemiyoruz. Bize bunları yaşatan psikopatlardan intikam istemiyoruz. Sadece “özgürce yaşamak” istiyoruz. Peki ya intikam istersek?