Ressamlıktan masaüstü oyun tasarımına, yüzlerce kitaptan yüzlerce çocuk şarkısına uzanan üretim yolculuğunda Filiz, bu kez tarihsel bir karakteri sade ama güçlü bir anlatımla yeniden yorumluyor. Ona göre kahramanlık yaşta değil; yürek ve akılda başlıyor. Filiz ile hem Onbaşı Nezahat’ı hem de çocuklara tarih anlatmanın inceliklerini konuştuk.
Pencere Haber: Serhat Filiz kimdir?
Serhat Filiz: Valla insanın kendini anlatması zor biraz ama kısaca özetleyeyim. Öncelikle ben bir ressamım. Bir dönem akademisyenlik yaptım ama bir noktada yolumun orası olmadığını fark edip o işleri bıraktım. Sonra kendimi çocuk kitaplarının içinde buldum; çocuk kitapları yazarıyım ama daha da önemlisi çizeriyim. Kitap kapakları, sinema afişleri çizerim, tasarlarım. Kendi yazıp çizdiğim, tamamen bana ait yaklaşık 100 kitap var. Sayısını artık unuttuğum, belki bine yaklaşan; başkalarının yazdığı ama benim resimlediğim kitaplar da cabası.
Bunların dışında yetişkinlere yönelik, fantastik korku tadında iki romanım var. Onlarca masaüstü oyunu tasarladım; sadece fikrini değil, çizimini ve grafik tasarımını da yaptım. Eğitim kitapları yazdım, çizdim; birçok özel okulun kendi yayınlarını ben ve ekibim hazırladık. Bir de puzzle meselesi var… Bir puzzle sanatçısıyım. Türkiye’de çizimi puzzle’a en çok uyarlanan ressam benim; bunu net olarak tescilledim. En son 300 küsür eser saydım, her ay artarak devam ediyor.
Çocuk şarkıları da yazıyorum. Yıllar içinde farklı firmalar için yazdığım 800’ün üzerinde çocuk şarkısı var; televizyonlarda, YouTube’da, dönüp duruyorlar. Üniversitelere, okullara gidiyorum, bildiklerimi paylaşmayı seviyorum. Urla’ya taşınalı 11 yıl oldu. Son 3 yıldır Urla Belediyesi’ne bağlı Aryom Kültür ve Sanat Merkezi’nde, çocuklar için Hayal Atölyesi adında fantastik ve eşi benzeri olmayan bir atölye yürütüyorum. Şu an 240 küsür öğrencim var ve her dönem artarak devam ediyor. Kısaca anlatayım dedik ama… biraz uzun oldu galiba. Bugünlerde yeni kitabım Onbaşı Nezahat çıktı, onun telaşesi var, imza günleri, okul günleri…Oldukça yoğunluk var.
Pencere Haber: Öncelikle yeni kitabınız Onbaşı Nezahat hayırlı olsun. Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Serhat Filiz: Teşekkür ederim. Aslında bu fikir bir sabah “Bugün ne yazsam?” diye uyanmamla ortaya çıkmadı. Onbaşı Nezahat ismi yıllardır kulağımızda ama genelde tarih kitaplarında küçük bir parantezin içinde, “burayı hızlıca geçelim” denilen yerlerde duruyor. Bir noktada dedim ki, bu kadar büyük bir hikâye bu kadar küçük yazıyla geçiştirilemez. Üstelik bugünün çocukları Nezahat’ı neredeyse hiç tanımıyor. Bu duruma biraz içerledim, biraz da “Dur ben buna bir şey yapayım” dedim. Çünkü bazı hikâyeler vardır, sizi rahat bırakmaz; aklınıza takılır, omzunuza dokunur, “Beni anlat” der. Nezahat da onlardan biriydi. Hem tarih kitaplarına sığmamış bir cesaret vardı ortada, hem de çocukların tam kalbine oturacak bir hikâye. İşte bu ikisi birleşince, kaçacak yerim kalmadı; oturdum ve yazmaya başladım.
Pencere Haber: Onbaşı Nezahat kimdir? Gerçekten böyle bir kahraman var mı? Kitabınızda anlattığınız Nezahat ne kadar gerçek?
Serhat Filiz: Evet, Onbaşı Nezahat tamamen gerçek bir tarihsel kişilik. Kurtuluş Savaşı sırasında, 70. Piyade Alayı Komutanı Albay Hafız Halit Bey’in kızıdır. Annesini küçük yaşta kaybettikten sonra babasının yanında cepheden cepheye gitmiş, savaş koşullarında büyümüş bir çocuk. Babasının taburundaki askerlerle arkadaş olmuş, onlarla beraber çatışmış, on-on iki yaşlarında bir kız çocuğu. Cesaretiyle dikkat çekmiş ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından da bilinen, takdir edilen bir isimdir. Kitapta anlattıklarım kurgu değil; tarihsel belgeler, anılar ve aktarımlar üzerine inşa edilmiş gerçek bir yaşam öyküsü. Ben sadece bu gerçeği çocukların anlayacağı bir dille anlattım. Tabi bunun bir çocuk- ön ergen kitabı olması için konuya biraz aksiyon, biraz heyecan kattığım yerler de oldu. Ama her şey gerçek.
Pencere Haber: Kitabı yazarken sizi en çok etkileyen duygu neydi?
Serhat Filiz: Aynı anda iki duygu yaşadım diyebilirim: derin bir hüzün ve büyük bir hayranlık. Henüz 9–10 yaşında, annesini kaybetmiş bir çocuğun cepheden cepheye koşması insanın yüreğini burkuyor. Ama aynı zamanda onun cesareti, direnci ve hayata tutunuşu inanılmaz bir güç veriyor. Yazarken sık sık durup düşündüğümü hatırlıyorum. Bir çocuğun yüreğinin, çoğu zaman bir yetişkininkinden daha cesur, daha manevi ve daha özgür olabildiğini bir kez daha fark ettim. Nezahat korkuyu tanıyordu ama ona teslim olmuyordu; acıyı biliyordu ama merhametini kaybetmiyordu. Yetişkinler çoğu zaman hesap yapar, tereddüt eder, geri çekilir. Oysa bir çocuk, doğru olduğuna inandığı şey için daha saf, daha doğrudan ve daha gözü kara bir cesaret gösterebiliyor. Nezahat’ın hikâyesi bana, cesaretin kas gücüyle değil, kalbin berraklığıyla ilgili olduğunu hissettirdi. Bu nedenle yazarken hem duygulandım hem de insan ruhuna dair umutlandım.
Pencere Haber: Onbaşı Nezahat’ı bugünün çocukları için neden önemli buluyorsunuz?
Serhat Filiz: Çünkü bugün çocuklara kahramanlık çoğu zaman uzak, erişilmez ve olağanüstü figürler üzerinden anlatılıyor. Oysa asıl ihtiyacımız olan kahraman, sandığımız gibi çok uzaklarda değil; her çocuğun kendi içinde, kendi yüreğinde duruyor. Nezahat’ın hikâyesi bunu çok güçlü bir şekilde gösteriyor. O, doğuştan “kahraman” değildi; şartlar onu cesur olmaya çağırdı ve o da bu çağrıya karşılık verdi. Bu kitabı yazarken en çok şunu istedim: Her çocuk okurken kendine şunu sorabilsin; “Ben olsaydım ne yapardım?” Ve ardından şunu fark etsin: Cesaret, başkasında hayranlıkla izlenen bir özellik değil, keşfedilmeyi bekleyen bir iç güçtür. Nezahat sayesinde çocukların, kahramanlığın önce insanın kendi içinde filizlendiğini görmesini istedim.
Pencere Haber: Tarihsel gerçeklik ile anlatı dili arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Serhat Filiz: Açıkçası en çok zorlandığım ve en çok keyif aldığım yer burası oldu. Bir yanda “Tarih bana kızmasın” diyen iç sesim vardı, diğer yanda “Çocuklar sıkılıp kitabı kapatmasın” diyen daha yüksek sesli bir tarafım. Nezahat’ı akademik bir tez kahramanına dönüştürmek istemedim; dipnotlarla yürüyen, ağır ağır ilerleyen bir metin yazsaydım sanırım kitabı ilk ben yarıda bırakırdım. O yüzden tarihi gerçekleri titizlikle korudum ama anlatımda nefes alan, yer yer gülümseten bir dil kullandım. Nezahat’ı bir müze vitrininin içine koymak yerine, koşturan, düşünen, bazen yaramazlık yapan bir çocuk olarak anlatmaya çalıştım. Tarih ciddi bir iştir ama bu, onun gülümseyemeyeceği anlamına gelmez. Ben de bu dengeyi, saygıyı elden bırakmadan, biraz mizahla ve bolca samimiyetle kurmaya çalıştım.
Pencere Haber: Nezahat Onbaşı’nın sizi en çok etkileyen yönü ne oldu?
Serhat Filiz: Kararlılığı. Nezahat öyle büyük laflar eden, nutuk atan bir kahraman değil. Kimseye dönüp “Bir dakika, ben çok cesurum” demiyor zaten. O sadece yapılması gereken neyse onu yapıyor. Yoruluyor, üşüyor, korkuyor ama yine de geri adım atmıyor. Açıkçası bazı yetişkinlerin günümüzde iki mail atınca yorulduğunu düşünürsek, Nezahat’ın gösterdiği bu direncin insanı hem hayran bırakması hem de biraz utandırması kaçınılmaz. En etkileyici tarafı da şu: O bütün bunları “kahramanlık” yaptığının farkında olmadan yapıyor. Bence gerçek kahramanlar zaten böyle oluyor; madalya peşinde koşmuyorlar, alkış beklemiyorlar. Nezahat’ın sessiz kararlılığı bana şunu düşündürdü: Cesaret bazen bağırarak değil, dişini sıkıp yoluna devam ederek ortaya çıkıyor. Ve evet, bu bazen bir çocuğun yetişkinlere verdiği çok ciddi bir ders olabiliyor.
Pencere Haber: Kitapta vermek istediğiniz temel mesaj nedir?
Serhat Filiz: En temel mesajım şu: Kahramanlık yaşta değil; yürek ve akıldadır. Bunu özellikle vurgulamak istedim çünkü çoğu zaman “Büyüyünce yaparsın”, “Sen daha küçüksün” gibi cümlelerle çocukların cesareti farkında olmadan rafa kaldırılıyor. Oysa tarih bize gösteriyor ki bazı yetişkinler koltuğundan kalkmaya üşenirken, bazı çocuklar bir ülkenin kaderini omuzlayabiliyor. Nezahat, elinde süper güçler olmadan, pelerini ya da maskesi olmadan, sadece aklıyla ve yüreğiyle bunu yapmış bir çocuk. Kitabı yazarken şunu düşündüm: Eğer kahramanlık için önce boy uzaması, yaşın ilerlemesi ya da sakal çıkması gerekseydi, tarihin yarısı hiç yazılamazdı. O yüzden çocuklara şunu fısıldamak istedim: “Merak etme, henüz küçük olman seni geri bırakmıyor; bazen tam tersine seni öne geçiriyor.”
Pencere Haber: Kitap hangi yaş grubuna hitap ediyor?
Serhat Filiz: Öncelikli olarak ortaokul çağındaki çocuklara hitap ediyor diyebilirim. Dili, ritmi ve anlatımı özellikle onların dünyasına göre kurdum. Ama işin komik tarafı şu: Bu kitapları genelde çocuklar için yazmama rağmen, büyüklerden de e-postalar, Instagram mesajları geliyor. “Çocuğa yatmadan önce birkaç sayfa okuyalım dedik, gece kitabın tamamını bitirdik” diyenler var. Hatta bazıları çocuk uyuyunca kitabı ellerinden alamadıklarını itiraf ediyor. Sanırım durum şu: Kitap çocuk için başlıyor ama yetişkin için devam ediyor. Anlaşılan o ki yetişkinler de benim çocuk kitaplarımı gizliden gizliye okuyorlar. Mesajlarda neler yazıyorlar bir görseniz… Bazen “Bu kitabı çocuk bahanesiyle kendim için okudum” diyenler bile çıkıyor. Bundan daha güzel bir okur itirafı olabilir mi, bilmiyorum.
Pencere Haber: Çocuk edebiyatında tarih anlatımını neden bu kadar önemsiyorsunuz?
Serhat Filiz: Çünkü tarih aslında matematik ve fizik kadar net bir şey. Ama nasıl ki matematiği sadece formül ezberleterek anlatırsanız sınıfın yarısını kaybedersiniz, tarihi de resmî, soğuk ve mesafeli bir dille anlatırsanız çocuk daha ilk dakikada “Ben bunu sevmiyorum” diyor. Oysa işin içine biraz macera, biraz hikâye, azıcık oyun ve dozunda şaka eklediğinizde tarih bir anda dünyanın en keyifli alanına dönüşüyor. Ben bunu iddia olsun diye söylemiyorum; sahada test edildi, onaylandı. Öğrencilerime Türk tarihini birkaç ayda A’dan Z’ye anlatabiliyorum ve hâlâ kimse sıranın altına girip kaybolmaya çalışmadı. Aksine “Biraz daha anlatalım mı?” diye soranlar oluyor. Demek ki sorun tarihte değil, anlatanlarda. Öğrencilerimi tanıyorsunuz, isterseniz sorabilirsiniz; tarih sıkıcı değildir, sıkıcı anlatılan tarih vardır.
Pencere Haber: Bu kitap ya da kitaplarınız, okurda nasıl bir etki bıraksın istediniz?
Serhat Filiz: Açık konuşayım, kitabı kapattıklarında kimsenin “Güzel kitaptı” deyip rafa koymasını istemedim. Biraz içleri kıpırdasın, hatta mümkünse koltukta hafif bir doğrulma olsun istedim. Çocuklar okurken şunu desinler: “Bir dakika, bu Nezahat yapabiliyorsa ben neden yapamayayım?” İşte o cümle benim için altın madalya. Çocukların özgüven kazanması çok önemli; kendilerine inanmadan hiçbir şey olmuyor. Kitap bittiğinde süper güç kazanmalarını beklemiyorum tabii, ama en azından aynaya bakıp “Ben de yapabilirim” desinler yeter. Hatta bazıları bunu biraz fazla ciddiye alıp ertesi gün dünyayı kurtarmaya kalkarsa da şaşırmam. Şaka bir yana, Nezahat’ın hikâyesi çocuklara şunu fısıldıyor: Cesaret sonradan öğrenilen bir şey değil, zaten içinizde var. Benim tek derdim, o cesaretin üzerindeki tozu biraz silkelemekti.
Pencere Haber: Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?
Serhat Filiz: Ben yerinde duramayan biriyim. Sürekli proje üretirim, yazarım, çizerim. Şarkı söylerim. Bildiğimi, öğrendiğimi, tecrübemi kendime saklayamam; paylaşmak, anlatmak, çoğaltmak isterim. Belki de bu yüzden Urla’daki Hayal Atölyesi bu kadar ilgi görüyor. Orası sadece resim yapılan bir yer değil; hayal kurmanın, düşünmenin, soru sormanın serbest olduğu bir alan. Çünkü ben geleceğin çocuklar tarafından kurulacağını biliyorum. O yüzden hedefim çok net: Ulaşabildiğim kadar çocuğa ulaşmak, onlara sadece bilgi değil; evrensel değerleri, manevi değerleri, birlikte yaşamanın ve üretmenin önemini anlatmak. Ve elbette, Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, bilimin ışığında düşünen, sorgulayan ve cesur bireyler olarak yaşamalarını önermek. Eğer bir çocuğun içinde küçücük bir kıvılcım yakabiliyorsam, gerisi zaten geliyor. O kıvılcım bazen bir kitaba, bazen bir çizime, bazen de cesur bir fikre dönüşüyor. Onbaşı Nezahat da bu kıvılcımı çakmak için yazıldı. Çünkü inanıyorum ki bir çocuğun hayal gücü ateş aldığında, geleceğin şekli değişir.

