Herkese merhaba.
Yine Göksel aradı: “Köşe yazın hazır mı?”
Ben köşemde oturmuş, ergen misali elimde telefon bir Facebook’a, bir Instagram’a, arada TikTok’a bakarken… Sorulacak soru mu bu? Diyemedim tabii. “Hemen hazırlıyorum,” deyip telefonu yüzüne kapattım.
Konu…? Konuuuu…?
Derken aklıma ilk gelen konu Urla’da esnaf odası seçimleri oldu.
Yok dedim, bulaşmayayım. Dükkan açıp oy kullanmayacağıma göre, sadece seçime gider “düğün gibi geldi mi geldi” havası yaratıp hop kaçarım.
Festivalleri yazayım dedim… Orası da karışık.
Bir yanı bahar bahçe, bir yanı Cimbom Saray gibi bir durum bu.
Ona da bulaşmayayım. Zaten elim cebimde gider bakar bir durumdayım festivallerde…
Salı üretici pazarı daha festival havası bende.
Ya da kadın üretici pazarı, ikinci el pazarı… (Aha bundan da bir şey çıkaracaklar şimdi.)
Az kıvırayım:
Festivaller, bir yerin tanıtımında en üst tanıtım ergüvanıdır.
Ne kadar çok festival, o kadar tanıtım. (Kıvırmaya devam.)
Her festivalin bir simgesi olup, o simge üzerinden yan bağlantılarıyla bir bütün oluşturulur.
O bütünlüğe yan etkinlikler eklenip insanların daha çok katılımı sağlanmaya çalışılır.
Etkili bir tanıtımın zemini böyle oluşturulur.
(Cümlenin ortasından başlasan başı kaçırırsın, sonundan başlasan ortasını… Baştan başlasan cümlenin sonuna gelene kadar sıkılırsın. En azından anlaşılmayarak bir kıvırma zemini hazırlarsın. Bu cümle de aha böyle oldu işte.)
Bunu da kendi yöntemimizle anlattıktan sonra, konu bulma çalışmalarına devam…
O kadar çok konu var ki… Birisinden birisine bulaşıp bir ortama girmiş Red Kit gibi, tüm kafaların bana çevrilip piyano çalanın bile piyano çalmasını bırakıp çiling çiling ortamın sonuna kadar yürümek istemiyorum.
O zaman…
Yağmurların daha çok yağmasıyla barajlardaki doluluk oranının artacağı düşüncesiyle, yaz mevsiminde barajlarda su miktarına bakıp “15 günlük… yok yok, 13 günlük su kaldı” dememek için daha çok yağmur yağması dileğinde bulunayım.
Şimdi bir kısım “Bu arkadaş ne zırvalıyor?” diye düşünebilir…
Ortam kazanın doğduğuna inanıyorsun da öldüğüne inanmıyor musun?
Ortamı olduğu gibi görmek lazım, ortada durup.
Kimin ne yapacağı, ne diyeceği, nasıl bir manevra yapacağı belli olmadığı için ben de kıvıra kıvıra yazımın sonuna geldim.
Gökselcim, “Lap diye yazın ne oldu?” dersen, “Şap diye ben de böyle yazı yazarım.”
Ortam Amerikan futbolu gibi ama fark şu:
Kimin savunma takımında, kimin hücum takımında oynadığı belli değil.
Yani anlayacağınız…
Laf ağızdan çıkmadan kişi lafa, çıktıktan sonra laf kişiye hâkim olur ya…
O biraz bozuldu.
Laf çıkmadan kişiye, çıktıktan sonra bir başka kişiye hâkim oluyor.
Görüşmek üzere…
Başka boş gözüküp içinde bir çılgınlık ve subliminal mesajlar içeren yazılarda buluşmak üzere.
