Herkese yeniden merhaba,
Bugünkü konumuz, evimin karşısındaki konteyner ve belediyenin benimle imtihanı...
Efendim, konuyu baştan alayım.
Her şey, benim koca kafamın “Ya sokağımızda çöp konteyneri yok, bir el atayım da sokağımız konteynere kavuşsun” düşüncesiyle başladı.
Eşim “İmza topla” dedi, ben “Yok, gerek yok, bir konuşayım” dedim.
Neyse, sağ olsun, imza kampanyasına gerek kalmadı. Belediye “Göndeririz” dedi.
İkimiz de çalıştığımızdan çöp konteyneriyle tanışmamız akşam üzeri oldu. Tam evimizin karşısında boş bir arsa var. Arsanın kenarına koymuşlar. Ama sıkıntı şu: benim evimin karşısında olduğu için araba koyamadım, yol daraldı. Aşağı sokağa koyup elimde kürek kazma konteynere arsa içine doğru yer açtım. Tabii gece el, kol, bacak, sırt bölgesi tutuldu. Ertesi gün, elimde çöp poşeti konteynere atacakken baktım, konteyner yok. Yan komşu “Evimin karşısında istemeyiz” deyip konteyneri kaldırmış. Neyse, bin bir rica, “Efendim ben ilaçlayacağım” deyip ertesi gün konteyneri getirttik.
Tabii konteyner geldi geldi de bu sefer “Ağzı açık” diye yan komşunun üst komşusu istemedi. Onunla da “Ben nöbet tutacağım, açık ise kapatacağım” deyip çöp konteyneri kapak nöbetçisi işine başladım. Açık gördüm mü kapatıyorum; eve giriyorum, çıkıyorum, kapak yine açık, kapatıyorum.
Süreç 10 gün sürdü. Ben çöp konteyneri bekçisi, yıllık iznim olan 10 günlüğü kullanıp dışarı gidince ve partnerim olmayınca kapağı kapatacak görevli olmamış. Dönünce çöp konteyneri yine yok. Bu sefer konu komşuya sormadan konteyneri yine getirttim. İşin ilginç yanı, konteyner aynı konteyner. Yani belediye “Bunlar yine koyar” diye köşede saklamış.
Efendim, buraya kadar esasında her şey normal gitti.
Bundan sonra konteyner bölgesi, bahçesini budayanların yeşil artık biriktirme yeri oldu. Ben belediyeyi arıyorum, sağ olsunlar geliyorlar, alıyorlar. Teşekkür ediyorum, eve giriyorum, çıkıyorum; alacakaranlık kuşağı gibi yine yeşil aksam artıkları. Öyle böyle değil; gece traktör mü kovalarım, gündüz üç sokak öteden koca dal ile gelen adamı getirdiği dal ile mi kovalarım, say say bitmez. Bu sefer “Yerim sizin konteynerinizi” deyip ben kaldırttım.
Bu sefer de komşular (hepsi değil ama) giden konteyneri anmak için konteynerin olduğu bölgeye çöp torbalarını bırakmaya başladılar. Birini yakalayıp “Ayıp olmuyor mu?” dediğimde, bana insan vücudunun belin altında baldırın yukarısı bölgesi olduğumu söyledi. Hatta cümleye “Hadi oradan...” diye başladı.
Ben bin bir rica tekrar konteyneri getirttim. Belediye çalışanları sağ olsunlar, konteynerimizi yine saklamışlar.
Konteyner geldi gelmesine ama bu sefer konteynerin olmadığı zamanki alışkanlık sürüyor. Konteyner içinde 4 torba, dışarıda 40 torba. Artık ben geliyorum, torbaları içeri atıyorum. Bu sefer “İçeri atan var” deyip içeri atanların çoğu da dışarı bırakmaya başladı. Benim asli görevim, çöp torbalarını konteynerin içiyle kavuşturmak oldu.
Bir gün bana o sözü eden komşu, elinde çöp poşetiyle gelip ben torbaları içeri atarken “Kolay gelsin” deyip kenara torbaları koymaz mı? Allah ne verdiyse alıp o çöp poşetlerinin ağzını açıp onun bahçesine attım.
O da elinde sopayla çıkıp beni evimin kapısından içeri kadar kovaladı. Polis falan derken barıştırıldık.
O günden itibaren konteyner görevlisi iki kişi olduk. O nöbet tutuyor, ben atan çöp poşetini alıp gece gizli gizli bahçesine atıyordum. Derken gece 02.30’da yakalandım, hem de bizim mahalleden hiç geçmeyen, o gece geçen gece bekçisine. Tabii komşu beni sattı... Mahkeme falan olmadan özür dileyip kurtuldum.
Efendim, şu anki durum şu: koltuk takımı, yatak, sandalye, bozuk dolap, koca dal parçaları konuyor.
Bende de “TINNN” diye ses çıkıyor.
Herkese bir kez daha selamlar, saygılar.
