Soğuk mu soğuk bir Şubat günü...
Koşayım desen, ayağın havada donacak kadar...
Hatta havada bir kuş tek kanadı dönmüş tek kanatla uçuyor, baca kenarı bulurum da orada öbür kanadı çözerim diye...
Bir köpek havlarken ağzından çıkan buhar havada buz kütlesi olmuş, kendisi hav derken ağzı açık kalmış...
Soğuk mu soğuk bir Mart günü… (pardon yukarıda Şubat dedim di)...
Soğuk mu soğuk bir Şubat günü…
Bir sis çökmüş etrafa…
Sisin içinden yürümek ne mümkün, içindeki su kütleleri buz olmuş…
Çarparak ulaşmaya çalışıyorsunuz üzerinizdeki 4 kat palto size yürüme imkânı verirse...
Yüz metre yürümek on dakika...
Adım atıyorken öbür ayağınızı elinizle ovuşturarak çözmek zorundasınız...
Kavga eden adamlardan birinin yumruğu diğer adamın yüzünde kalmış “pause” düğmesine basmış gibi…
Havada donmuş kan parçacıklarını parmak ucunuzla yere düşürüyorsunuz...
Soğuk mu Soğuk bir Şubat günü...Mart’ın kapıdan baktırmasına fırsat vermeyen...
Haberi gerçek, gerçekleri abartmadan okuyucusuna ulaştıran, Norveç geyik avcılarının gecenin karanlığında ateşin etrafında kanyaklı çaylarını yudumlarken yukarıda anlatılan şeyler gibi absürt şeyler anlatmayan gazetecilerin ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ kutlu olsun.
