Gazetemiz okurlarının röportaj, özel haberleri ve bulmacalarıyla yakından tanıdığı gazeteci arkadaşımız Fulya Omaç, bu haftaki röportaj konuğumuz…
Mesleki duruşu, güçlü iletişim dili ve zarafetiyle dikkat çeken Omaç; bugüne dek soruları soran taraftaydı. Bu defa soruların odağında kendisi vardı.
“Kalemini eğmeden, bükmeden” mesleğini sürdüren meslektaşımızla keyifli bir söyleşi yaptık; hem gazeteciliğin onurunu hem de bu mesleğin görünmeyen bedellerini konuştuk. Yalnızca kalemi güçlü bir gazeteci değil, aynı zamanda sözünü esirgemeyen biri olan Omaç’ın verdiği içten, dobra ve bir o kadar da cesur cevaplar; gazeteciliğin gerçek yüzünü en yalın haliyle ortaya koydu.
Önce Fulya Omaç’ı tanıyalım;
2006 yılında gazetecilik serüvenine adım atan Fulya Omaç, mesleğini bir iş olmaktan öte bir yaşam biçimi ve sorumluluk olarak benimsedi. Çeşme Aktüel dergisini çıkarırken ve DHA muhabirliği döneminde pek çok gündem yaratan habere imza attı. Bu dönemde birçok unutulmaz anılar biriktiren Omaç, haberciliğin hem masa başında hem de sahada, hem kalemle hem kalple yapılması gerektiğine inandı.
Toplumsal meselelere, insan hikayelerine ve hayatın nabzını tutan her olaya duyduğu merak onu sahaya, olayların kalbine taşıdı. Bakanların programlarını takip etti, belediye başkanlarıyla görüştü, güncel gelişmeleri yerinde izledi. Kimi zaman bir mitingin ortasında, kimi zaman bir mültecinin sessiz bakışında, kimi zaman bir cenazede, kimi zaman bir festivalde, kimi zaman akademik bir kongrede, kimi zaman da bir köy okulunun umut dolu hikayesinde buldu kendini. Her haberde biraz daha insanı, biraz daha yaşamı tanıdı. Ancak bu süreç, mesleğin kaçınılmaz gerçekleri olan baskılar, tehditler ve zorluklarla da doluydu. Doğru bildiğini savunmanın verdiği sessiz gurur eşliğinde birçok kez sözlü taciz, baskı ve ölüm tehditleriyle karşılaştı. Bu tehlikeler mesleğinin anlamını ve kişisel kararlılığını daha da pekiştirdi. Kimi haberler gözyaşı, kimi anılar ise sarsıcı bir kararlılıkla hatırda kalırken, Omaç’ın kalemi sessiz kalan sesleri görünür kılmaya devam ediyor. Bu röportajda, mesleğin verdiği onurun yanı sıra ödediği bedelleri de samimi bir dille anlatıyor.
OKURLARA BİLGİ AKTARMAK BÜYÜK KEYİF VERİYORDU!
SORU- Gazetecilik serüveniniz nasıl başladı? İlk haber deneyiminiz nasıldı?
CEVAP- Mesleğe ilk adımımı Çeşme’de haftalık yayın yapan Turistik Çeşme Gazetesi’nde her ay bir doktorla röportaj yaparak attım. İlk röportajımı Çeşme Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mine Sükan ile gerçekleştirdim. Gazetecilikte ilk deneyimim olacağı için oldukça heyecanlıydım, röportaj günü takım elbise giyip, kravat bile takmıştım J
Ardından o dönem Çeşme’nin tek özel hastanesi olan Sissus’un başhekimi, bugün Merhaba Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Erkan Sevinç’le yaptığım ikinci röportaj geldi. Her yeni görüşmede bir bilgi, bir duygu, bir hikaye daha ekleniyordu dünyama ve o bilgileri okurlara aktarmak bana büyük bir keyif veriyordu. Günden güne gazetecilik, benim için bir meslekten öte tutkuyla bağlandığım, her gün yeniden heyecanla sarıldığım bir yaşam biçimine dönüştü.
SORU- Sağlık gibi hassas bir alanda haber üretirken hangi etik çizgilere özellikle dikkat ettiniz?
CEVAP- En çok dikkat ettiğim nokta, doğru bilgiye ulaşmak ve bunu hassasiyetle aktarmaktı. Her doktorun branşı ve uzmanlık alanı farklı olduğu için, röportaj öncesinde günlerce konularını araştırır, sorularımı özenle hazırlar ve mümkün olduğunca net, anlaşılır bir dil kullanmaya özen gösterirdim. Ayrıca, her röportajın arkasında bir insan hikayesi olduğunu unutmamak, empatiyle yaklaşmak da çok önemliydi. Amacım, hem sağlık çalışanlarının uzmanlıklarını doğru yansıtmak, hem de okurların güvenini kazanacak, onlara gerçekten fayda sağlayacak bilgiler sunmaktı.
SORU- Çeşme Aktüel Dergisi’nin imtiyaz sahibi olunca neler hissettiniz?
CEVAP- Çeşme Aktüel Dergisi’nin imtiyaz sahibi olduğumda, gurur, mutluluk ve heyecanı aynı anda yaşadım. Sağlık muhabiri olarak başladığım gazetecilik serüvenimde, dört yıl gibi kısa bir sürede Çeşme’nin iki dergisinden birinin imtiyaz sahibi olmak benim için hem büyük bir sorumluluk hem de onur kaynağıydı. Bu görev yalnızca içerik üretmek değil, aynı zamanda okurlara değer katmak, yerel dinamikleri ve halkın sesini yansıtmak anlamına geliyordu. İlk zamanlarda bu sorumluluğun ağırlığını fazlasıyla hissettim. Ancak zamanla yerini tutkuya bırakan bir heyecana dönüştü.
Dergide sadece imtiyaz sahibi değil; aynı zamanda editör, muhabir, sayfa sekreteri ve fotoğrafçıydım adeta. Her sayfayla, her detayla bizzat ilgileniyor, içerikten mizanpaja kadar tüm süreci titizlikle yönetiyordum. Matbaada derginin basıldığı an, makinelerin sesiyle karışan mürekkep kokusu ve sayfaların can bulduğu o an ise o yoğun hazırlık sürecinin ardından tüm yorgunluğumu unutturuyordu. Dergiyi elime aldığımda ise tarif edilmez bir mutluluk yaşardım. Çünkü her sayı, benim için adeta yeni doğan bir çocuk gibiydi.
SORU- Bir yayının imtiyaz sahibi olarak hedefleriniz nelerdi?
CEVAP- Öncelikle hedefim okurlarına güvenilir, doğru ve faydalı bilgiler sunmak, dergiyi bölge halkının ve yerel yönetimlerin güvendiği bir bilgi kaynağı haline getirmekti. Dergide her kesimin sesine yer verdim. Siyasi ya da ideolojik fark gözetmeden farklı görüşleri yansıtmak, toplumsal çeşitliliği gösterebilmek benim için temel bir ilkeydi. Çeşme gibi dinamik bir ilçede yalnızca haber aktaran değil, aynı zamanda insanlara dokunan, toplumsal ve kültürel bağları güçlendiren bir yayın oluşturmak istedim. Ayrıca, yerel uzmanların görüşlerine, sağlık, çevre, kültür ve turizm gibi alanlarda farkındalık yaratacak içeriklere öncelik verdim. Turizmin yanı sıra çevre sorunları, sürdürülebilirlik ve yerel kültürel mirasın korunması gibi konuları da gündeme taşıyarak toplumsal duyarlılığa katkı sağlamayı hedefledim. Bu süreçte kazandığım yayıncılık ve yöneticilik deneyimi, gazetecilik felsefemin temelini oluşturdu. Editoryal bağımsızlık, tarafsızlık ve toplumsal sorumluluk ise daima vazgeçilmez ilkelerim oldu.
SORU- Çeşme Aktüel Dergisi’nin yayın politikası nasıldı? Hangi çizgiyi benimsediniz ve dergi hangi alanlarda öne çıktı?
CEVAP- Çeşme Aktüel, kuruluşundan itibaren tamamen bağımsız ve özgür bir yayın anlayışını benimsedi. Hiçbir zaman bir grubun “yandaş” ya da “candaş” yayını olmadı. “Kıyı Ege’nin Haber Dergisi” sloganıyla yalnızca Türkiye’den değil, Yunanistan’dan da pek çok habere yer vererek farklı bir çizgi oluşturdu. Özellikle Sakız Adası başta olmak üzere Kos, Rodos, Midilli, Simi, Leros, Kalimos ve Meis gibi çevre adalardan gelişmeleri sayfalarına taşıdı. Ayrıca çeşitli Balkan ve Avrupa ülkelerinin haberlerine de sütunlarında yer verdi.
Bu sayede dergi, hem bölgesel haberleri yakından takip edenler için önemli bir kaynak haline geldi hem de Ege’nin iki yakasındaki yaşamı, kültürü ve gelişmeleri bağımsız bir bakış açısıyla aktarmayı başardı. Dokuz yıl boyunca imtiyaz sahipliğini yaptığım Çeşme Aktüel, hiçbir reklama bağımlı olmadan yayınını sürdürdü ve 13. yılında tarafsızlık çizgisini koruyarak yayın hayatını onurlu bir şekilde noktaladı. Bu süreçte; cumhurbaşkanlarından bakanlara, milletvekillerinden oda, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu başkanlarına; başkonsoloslardan vali ve kaymakamlara, müftü ve imamlardan Patrik ve papazlara, akademisyenlerden bilim insanlarına, genel müdürlerden emniyet müdürlerine, ünlülerden futbolculara kadar birçok tanınmış isimle röportajlar ve özel haberler gerçekleştirdim.

SORU- Haberini yaptığınız birkaç tanıdık ismi bizimle paylaşır mısınız?
CEVAP- Haberini yaptığım isimler arasında, Almanya’nın eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff’tan KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na kadar devlet ve hükümet başkanları var. Ortodoksların Ruhani Lideri Patrik Bartholomeos, Yunanistan’ın eski Başbakanı Aleksis Çipras ve yıllar içinde görev yapan İzmir Başkonsolosları da dahil, Ege’nin dört bir yanındaki Yunan adalarının belediye başkanları ve valileriyle de sayısız röportaj yaptım. Ayrıca ülkemizin Selanik, Rodos, Zagreb, Bosna-Hersek ve Montenegro başkonsolosları; CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal, eski Başbakan Binali Yıldırım ve çok sayıda bakan (Ertuğrul Günay, Egemen Bağış, Suat Çağlayan…) ile siyasetçinin açıklamalarını kaleme aldım. CHP PM Üyesi, aynı zamanda Urla’nın efsane belediye başkanlarından dayım Bülent Baratalı’dan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve Eskişehir’in efsane ismi Yılmaz Büyükerşen’e; Bodrum (Mehmet Kocadon), Seferihisar (Tunç Soyer), Çeşme (Faik Tütüncüoğlu, Muhittin Dalgıç, Nuri Ertan), Urla (Sibel Uyar) ve daha nice belediye başkanlarına kadar çok geniş bir yerel yönetici skalasında da haber yaptım.
Ünlü iş insanları Rahmi Koç, Ali Sabancı, Bernard Arkas, Selçuk Yaşar; sanat dünyasından üç değerli dostum Banu Alkan, Salih Güney, Aynur Aydan, ayrıca Tarkan, Hande Yener, Kadir İnanır, Mirkelam, Çeşme’nin sevilen sesi Kurtul Akın…; yazarlardan Ayşe Kulin, dostum Süleyman Dilsiz…, spor dünyasından GS’ın ilk yabancı gol kralı Tarik Hodžić, BJK’lı Pascal Nouma, milli sörfçüler Çağla Kubat ve Bora Kozanoğlu da haberlerimde yer aldı. Ve elbette turizm diplomasisinden Mısır Türkiye Turizm Konsolosu Nehad Gamal Eldin’e ve Tunus, Ürdün, Makedonya, Almanya’daki turizm otoritelerine kadar çok geniş bir yelpazede onlarca isim… Liste gerçekten o kadar uzun ki, sayfalar dolar.
SORU- Ses getiren haberler yaptığınızda duygularınızı anlatır mısınız?
CEVAP- Gündem yaratan bir haber yaptığınızda, hissettiğiniz ilk şey büyük bir tatmin oluyor. Bu tatmin, kişisel bir başarıdan ziyade, toplumsal bir fayda sağladığınızı bilmekten kaynaklanıyor. Bazen bir haksızlığı ortaya çıkarmak, bazen görmezden gelinen bir sorunu görünür kılmak... Bu anlarda üzerimdeki sorumluluğun ağırlığını daha çok hissederim. Haberin etkisine tanık olmak, olumlu bir değişimi tetiklediğini görmek, 'doğru işi yapıyorum' demenin en güçlü kanıtı oluyor ve motivasyonumu artırıyor. Aynı zamanda yaptığım işin değerini bir kez daha gösteriyor. Bunu şöyle örnekleyecek olursam;
2012 yılında Bulgaristan’daki üniversitelerden mezun olan birçok öğrenci, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) denklik işlemlerini durdurması nedeniyle büyük bir mağduriyet yaşamıştı. KPSS’de başarılı olmalarına rağmen diplomaları tanınmadığı için tercih yapamıyor, kamuya atanamıyor, hatta askerlik işlemlerini bile tamamlayamıyorlardı. Bu süreçte Çeşme’de yaşayan mağdur ve çözüm isteyen öğrencilerden Hüseyin Muratoğlu, denklik krizini gündeme taşımam için benimle iletişime geçti. Ben de öğrencilerin sesini duyurmak adına, o dönemde Balkan kökenli AK Parti İzmir Milletvekili Rifat Sait ile temasa geçtim. Gençlerin geleceğini ilgilendiren bu önemli konuyu kendisine aktardım ve destek talep ettim. Bunun dışında o dönemde muhabirliğini yaptığım DHA’ya konuyla ilgili haber geçtim. Haberim Hürriyet, Milliyet gibi gazetelerde büyük puntolarla yer aldı ve gündem oluşturdu. Konuyla yakından ilgilenen Milletvekili Sait de dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’ya durumu iletti. Yapılan girişimlerin ardından YÖK, öğrencilerin sesine kulak verdi ve yüzlerce mezunun denklik sorunu çözüme kavuştu. Bu sonucu görmek, yani öğrencilerin denkliklerinin tanınmasına vesile olmak ve gençlerin geleceğine bir nebze katkı sunabilmek benim için tarifsiz bir gurur ve mutluluk kaynağı oldu. O günlerde telefonum hiç susmadı; her arama, öğrencilerin sesindeki minnet ve sevinçle doluydu. O teşekkürleri duydukça, gazeteciliğin insana dokunan yönünü bir kez daha derinden hissettim. Bu, mesleğimin bana yaşattığı en gurur verici anlardan ve motivasyon kaynaklarımdan biriydi.

SORU- Ajans muhabirliğinde ilk gittiğiniz haberi hatırlıyor musunuz?
CEVAP- Nasıl hatırlamam, ilk gittiğim haber tüyler ürpertici bir cinayetti. Üstelik faillerden biri, her gün selamlaştığım ve alışveriş yaptığım marketin çırağıydı. Antalya’da öldürdükleri yabancı uyruklu bir butik sahibini Çeşme Çiftlikköy’e getirip gömmüşlerdi. Olay yerine vardığımda, ilk kez bir cesedin çıkarılmasına tanık olmuştum. Kadının ağzını ve ellerini arkadan bantlamışlardı, ceset çürümeye başlamıştı. Korkunç görünüyordu. O an yaşadığım sarsıntı gazeteciliğin yalnızca bir meslek olmadığını, zaman zaman insanın iç dünyasında derin izler bırakan bir tanıklık olduğunu gösterdi bana. Cinayet masası polislerinden bilgi aldığım sırada çalan telefonumu açarken, “ajanstan arıyorlar” dediğimde, polis memurlarından birinin “Mankenlik ajansından mı?” diye takılması, o ağır atmosferde kısa ama garip bir gülümseme yaratmıştı hepimizde. Bu haber, hem mesleki hem de insani açıdan aklımdan hiç çıkmayacak bir deneyim oldu.
AHMET DAVUTOĞLU BENİ
YABANCI GAZETECİ SANDI
SORU- Gazetecilik kariyeriniz boyunca unutamadığınız bir haber deneyiminiz oldu mu?
CEVAP- O kadar çok oldu ki. Ama en unutamadıklarımdan biri 8 Mart 2016 tarihinde yaşadıklarımdı. O gün, İzmir’i 1921’den bu yana ziyaret eden ilk Yunan Başbakanı Aleksis Çipras’ı Başbakanlık Ofisi önünde mevkidaşı Başbakan Ahmet Davutoğlu ile karşıladık. Günün Kadınlar Günü olması nedeniyle iki başbakan ikili görüşmeye geçmeden önce kadın gazetecilere kırmızı gül verdi. Çipras’ın bana verdiği güle Yunanca teşekkür edince, Davutoğlu beni yabancı gazeteci sanarak Kadınlar Günü’mü İngilizce kutlamıştı. Kendisine “Teşekkür ederim, Başbakanım” dediğimde yüzünde oluşan şaşkınlığı hala hatırlıyorum. O gün verilen gülleri de hala saklıyorum. Çünkü iki başbakandan birden gül almak, benim için en anlamlı ve unutulmaz bir Kadınlar Günü hatırasıydı.
SORU- Bugüne kadar yaptığınız haberler arasında sizi en çok sarsanları sorsam..
CEVAP- Gazetecilik, bazen insanın sınırlarını zorlayan bir meslek… Ben de o sınırların ne kadar ince bir çizgi olduğunu defalarca yaşadım. Sakız Adası’ndaki orman yangınında, alevlerin arasında haber peşinde koşarken dumandan zehirlenecek kadar ilerlemiştim. Bir başka gün ise Çeşme Belediyesi’nin önünde, kaçak yapıların yıkım kararına öfkelenen kalabalığın belediyeyi taş yağmuruna tuttuğu o taşlardan kendimi zor korumuştum. Adliye çıkışındaysa tutuklanan bir insan tacirinden ve eşini öldüren bir katilden ölüm tehditleri aldığımda endişe, korku, adrenalin ve habercilik içgüdüsü o anlarda birbirine karışmıştı. Bir seçim günü ise yayınlanan haberim farkında olmadan karşı tarafın elini güçlendirmiş, kararsız seçmenlerin oy tercihlerini etkilemişti. Seçimi kaybeden taraftan hakaretler aldım, hatta galeyana gelen bir grup partili tarafından neredeyse linç ediliyordum. Tüm bu zorlu ve gergin olaylara rağmen, haberlerimle dokunduğum hayatlar, aldığım dualar ve teşekkürler de mesleğimin en değerli yanları oldu.

SORU- Peki, en çok iz bırakan hangisiydi?
CEVAP- Alaçatı’daki trajik kazada hayatını kaybeden bir belediye çalışanının bağışlanan organları, Türkiye’de bir ilk olan yüz nakli ve eş zamanlı kol-bacak nakline olanak sağlamıştı. Ancak kol ve bacak nakli yapılan kişi kısa süre sonra rahatsızlanmış, organlar vücuttan çıkarılmıştı. Aile, tek evlatlarını kaybetmenin acısıyla baş etmeye çalışırken, bir de zaten gönülsüz bağışladıkları organların boşa çıkması onları derinden yaralamıştı. Haberi yapmaya gittiğim ilk günden beri aile ile aramızda çok sıcak bir bağ kurulmuştu. Oğullarının kaybının ardından beni adeta evlatları yerine koymuşlardı. Son gelişmelerde oğullarının organlarının çöpe gideceği düşüncesiyle yaşadıkları derin hüzün karşısında ben de “Cemile teyze, ister misin organları göndersinler ve oğlunuzun bedeninin yanına gömülsün?” dediğimde, annenin günlerdir ağlamaktan şişen gözlerinde bir ışıltı belirmişti. O karışık ruh halinde bir yanda tarifsiz bir hüzün, diğer yanda derin bir huzur ve minnet vardı. Hemen yetkililerle iletişime geçmiş, aileyi görüştürmüş, organların Alaçatı’ya gönderilmesine aracılık etmiştim. Organlar ulaştığında mezar açılmış ve oğullarının ayak ucuna gömülmüştü. Acılı ailenin yüreğine bir parça olsun huzur verebilmiş olmak bana tarifsiz bir mutluluk vermişti. Ettikleri dualar, gösterdikleri minnettarlık ise meslek yolculuğumun en anlamlı ve unutulmaz anılarından biri olarak kaldı. Aramızdaki o samimi bağ yıllarca sürdü, her ihtiyaçlarında yanlarında olmaya çalıştım. Ne yazık ki şimdi ikisi de rahmetli, ama yaşadığımız o anlar ve kurduğumuz o bağ, hep zihnimde ve kalbimde yaşamaya devam ediyor.
SORU- Avrupa’da ve adalarda birçok haber yaptınız. Bunlardan kısaca bahsedebilir misiniz?
CEVAP- Evet, yurtdışında da pek çok önemli haberi takip ettim. Yunan adalarındaki turistik, kültürel, siyasi ve sportif etkinlikleri haberleştirdim. Özel bir pul haberini yapmak için İsviçre’ye gittim. Almanya, Belçika ve Slovenya’daki uluslararası turizm fuarlarına giderek haberler yaptım. Zagreb’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı Yunus Emre Kültür Merkezi açılışını ve iş kurultayını yerinde izledim. Tunus Turizm Bakanlığı’nın davetlisi olarak gittiğim Tunus’ta ise bir hafta boyunca hem kültürel hem ekonomik gözlemler yaptım. İran, Ürdün ve Mısır’dan gelen davetlere ise, o dönem bölgede Arap Baharı yaşandığı için güvenlik nedeniyle katılmadım.

