Kütüphaneler, geçmişin devasa birikimini bugünün ışığıyla birleştirerek geleceğe miras bırakan gizli kahramanlardır. İnsanoğlunun bilgiyi saklama ve onu koruma arzusu yazının icadıyla beraber başlayıp, zamanla medeniyetleri besleyen büyük bir kültürel mirasa dönüştü. Latince “liber” (kitap) kelimesinden türeyen ve “kitapların saklandığı yer” anlamına gelen kütüphane kavramı, ilk olarak Antik Yunan’da “bibliotheka” adıyla anıldı. Kütüphaneler hiçbir zaman yalnızca kitapların durduğu yerler olmadı, bilginin üretildiği, paylaşıldığı ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı merkezlere dönüştü.
Tarihin ilk büyük kütüphaneleri, aynı zamanda insanlığın bilgiyle kurduğu ilişkinin de dönüm noktalarını oluşturdu. M.Ö. 7. yüzyılda Asur Kralı Asurbanipal tarafından Ninova’da kurulan kütüphane, kil tabletlerden oluşan tarihin ilk sistemli büyük arşivlerden biri olarak kabul ediliyor. Onu, yüz binlerce eseriyle antik dünyanın en önemli bilgi merkezi haline gelen İskenderiye Kütüphanesi izledi. Pergamon-Bergama Kütüphanesi, parşömeni geliştirerek bilginin saklanmasında yeni bir çağ başlatırken, Efes’te kurulan Celsus Kütüphanesi ise Roma döneminin en görkemli bilgi yapılarından biri olarak tarih sahnesinde yer aldı. Bu yapılar, bilim insanlarının, filozofların ve düşünürlerin bir araya geldiği, bilimin kalbinin attığı gerçek birer akademi işlevi gördü.
TÜRKLERDE KÜTÜPHANECİLİK BİLİM VE EĞİTİME VERİLEN ÖNEMLE PARALEL İLERLEDİ
Türk dünyasında kütüphanecilik, eğitime ve bilime verilen değerle eş zamanlı ilerleyip, yerleşik hayata geçiş ve kağıdın kullanımıyla köklü bir değişim yaşadı. Uygurlar döneminde Turfan bölgesinde oluşturulan yazma eser koleksiyonları, bu geleneğin ilk izlerini taşırken, Abbasi döneminde kurulan Beytü’l Hikme (Bilgelik Evi), bir kütüphane olmanın ötesinde aynı zamanda bir çeviri ve bilim merkezi işlevi gördü. Selçuklu döneminde ise Nizamiye Medreseleri ile birlikte kütüphaneler de yaygınlaştı. Merv ve İsfahan gibi şehirler dönemin bilim merkezlerine dönüşürken, kütüphaneler hem dini hem de matematikten astronomiye, tıptan felsefeye kadar geniş bir bilgi dünyasını barındırdı.
OSMANLI EGEMENLİĞİ ALTINDAKİ TOPRAKLARI ZENGİN KÜTÜPHANELERLE DONATTI
Selçuklu mirasını devralan Osmanlı Devleti, kütüphaneleri yalnızca korumakla kalmadı, onları imparatorluğun dört bir yanına yaydı. Egemenliği altındaki topraklar camiler, külliyeler ve medreselerle birlikte kütüphanelerle donatıldı. Bilgiye verilen değer vakıf sistemiyle kurumsallaşırken, kütüphaneler toplumun her kesimine açık bilgi merkezlerine dönüştü. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sarayı’nda oluşturduğu koleksiyon ve 1678’de kurulan Köprülü Kütüphanesi, bu gelişimin en önemli kilometre taşları arasında yer aldı.
OSMANLI KÜTÜPHANECİLİĞİNİN ALTIN ÇAĞ I. MAHMUD DÖNEMİ’NDE YAŞANDI
18. yüzyılda, özellikle Lale Devri ve sonrasında, aydınların etkisiyle kütüphane kurma faaliyetleri hız kazandı. Sultan I. Mahmud dönemi ise kütüphaneciliğin imparatorluğun en uzak köşelerine kadar ulaştığı en parlak dönem oldu. Osmanlı kütüphaneciliğinin altın çağını yaşadığı bu dönemde kütüphanelerinin çoğu, hayırseverler veya devlet büyükleri tarafından kurulan "vakıflar" aracılığıyla hayata geçirildi. Süleymaniye, Beyazıt Devlet, Ayasofya ve Atıf Efendi kütüphaneleri bu dönemin en önemli kütüphaneleri arasında yer aldı.
İMPARATORLUK COĞRAFYASINDA KÜTÜPHANELER
Osmanlı kütüphane geleneği İznik, Bursa, Edirne ve İstanbul gibi Osmanlı Devleti’ne çeşitli dönemlerde başkentlik yapmış merkezlerin dışında imparatorluğun dört bir yanında iz bıraktı. 1537 yılında Saraybosna'da kurulan Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, Lefkoşa’da 1829’da açılan Sultan II. Mahmud Kütüphanesi ve Rodos’taki Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, bu kültürel mirasın coğrafyalar ötesine uzanan izlerini tarihin derinliklerinden bugün de birer kültür mirası olarak yaşatıyor.
SADİ NASUHOĞLU KÜTÜPHANENİN GEÇMİŞTEN BUGÜNE UZANAN SERÜVENİNİ ANLATTI
Bu izlerin en dikkat çekici örneklerinden biri olan Yunanistan’ın Rodos Adası’ndaki Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, Osmanlı’nın adadaki kültürel varlığının önemli simgelerinden biri olarak 18. yüzyılın sonlarında inşa edildi. Osmanlı’dan miras kalan, günümüze dek ayakta kalmayı başaran ve müze olarak hizmet veren bu tarihi yapıyı ve barındırdığı zengin koleksiyonu, 1954-1968 yılları arasında TC Rodos Başkonsolosluğu’nda çevirmen sekreter olarak görev yapan, aynı zamanda “Güller Adası Rodos”, “Rodos Anılar ve Öyküler”, “Rodos Anlar ve Tarihçe” ile “Rodos Osmanlı Dönemi Çeşmeleri” adlı dört kitabıyla Rodos tarihi üzerine önemli çalışmalara imza atan yazar Sadi Nasuhoğlu ile konuştuk. Çocukluğu adanın İtalyan yönetimi dönemine, gençliği II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki Yunanistan idaresine denk gelen, bugün 96 yaşında olan Rodoslu Sadi Nasuhoğlu, tanıklıkları ve birikimiyle kütüphanenin geçmişten bugüne uzanan serüvenini anlattı.
OSMANLI’NIN RODOS’TAKİ BİLGİ MERKEZİ
Soru: Sadi Abi, Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi benim de Rodos’a her gidişimde mutlaka ziyaret ettiğim, hatta kütüphaneyle ilgilenen soydaşlarımız Yusuf-Gülten Kıbrıslı çiftiyle avlusunda uzun sohbetler ettiğim, ata yadigarı bir Müslüman kütüphanesi. İçinde birbirinden değerli eserleri barındıran bu tarihi yapının kuruluş süreci ve tarihsel önemini konuşarak başlasak söyleşimize?
Cevap: Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, Osmanlı’nın Rodos’taki kültürel izlerini ve bilgiye verdiği değeri yansıtan en önemli eserlerinden biridir. 18. yüzyılın sonlarında vakıf geleneği doğrultusunda inşa edilen yapı, dönemin eğitim ve düşünce hayatına katkı sunan bir merkez niteliği taşır. Nizam-ı Cedid (Yeni Düzen) reformlarının etkilerinin şekillenmeye başladığı bir dönemde Rodos Valisi Hafız Ahmed Ağa tarafından 1793 yılında kurulan kütüphane, zengin ve özgün koleksiyonuyla adada görev yapan devlet mensuplarından ilim insanlarına, eğitim imkanı sınırlı çocuklardan gezginlere kadar geniş bir kesime hitap etmiştir. Köklü bir geçmişe sahip yapı, Rodos’un Müslüman, Ortodoks ve Yahudi toplumlarını bir araya getiren sosyal bir merkez olmasıyla da büyük önem taşıyor ve günümüzde de bu tarihsel değerini koruyor. Kütüphane ve yazma eserler koleksiyonu, Rodos Osmanlı döneminin önemli ve en ilginç izlerinden biri olmanın yanında, günümüz Rodos kültür çeşitliliğinin de eşsiz unsurlarındandır.
Soru: Osmanlı döneminde Rodos’ta böyle bir kütüphanenin kurulması neyi gösteriyor?
Cevap: Bu durum, Osmanlı’nın bilgiye verdiği önemin sadece başkentle sınırlı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. İmparatorluk, en uzak coğrafyalarda bile kültürel ve bilimsel hayatı destekleyen yapılar kurmayı önemsiyordu. Rodos da bu anlamda önemli bir merkezdi.
YÜZYILLARI AŞAN VAKIF SİSTEMİ
Soru: Saint Jean Şövalyeleri idaresindeki Rodos, 1522 yılında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmış, 1912’deki İtalyan işgaline kadar yaklaşık 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmıştı. Osmanlı’dan Yunanistan’a uzanan bu süreçte Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi’nin sürekliliği nasıl sağlandı?
Cevap: 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesi III. Selim döneminde inşa edilen kütüphane, Osmanlı idaresindeki adanın 1912’den sonra el değiştirerek sırasıyla İtalya, Almanya ve İngiltere yönetimlerine geçmesinin ardından, 1947’de Yunanistan’a bağlanana kadar geçen tüm çalkantılı yıllar boyunca amacına uygun biçimde kullanılarak kesintisiz şekilde kütüphane olarak varlığını sürdürmüştür. Bu sürekliliğin temelinde ise güçlü vakıf sistemi yer alır. Kurucusu Hafız Ahmed Ağa, kütüphanenin yaşatılması için köylerdeki mülklerini ve dükkanlarını vakfetmiş, yapı daha sonra Ahmet Fethi Paşa tarafından kurulan Fethi Paşa Özel Vakfı’nın vakfiyesine göre yönetilmiştir. Vakfa ait İçhisar’daki 14 dükkandan elde edilen kira gelirleri, kütüphanenin bakım ve giderlerini karşılamış, bu sayede yapı, yüzyıllar boyunca ayakta kalarak zengin koleksiyonuyla günümüze ulaşmayı başarmıştır.
MİMARİSİYLE KORUNAN BİR HAZİNE
Soru: Kütüphanenin mimari yapısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Cevap: Kütüphanenin mimari yapısı da koleksiyonu kadar etkileyicidir. Tarihi yapı, klasik Osmanlı mimarisinin belirgin özelliklerini taşıyor. Kubbeli planı ve kalın taş duvarları, içerideki hassas yazma eserleri nemden koruyan doğal bir iklim dengesi oluşturuyor. İki odadan oluşan dikdörtgen planlı binada, giriş bölümü okuma alanı olarak düzenlenirken, arka bölümde yazma eserlerin muhafaza edildiği kütüphane yer alıyor. Odaların üzerleriyse yarım küre biçiminde iki kubbe ile örtülü. Yapıya beş basamaklı yarım ay şeklinde mermer merdivenle çıkılıyor. Okuma Odası’nın girişinde sağ duvarda ağaç levha üzerine kazınarak yazılmış vakfiye senedi asılı. Vakıf kurulurken, ilerde, şartlarda herhangi bir değişiklik yapılmamasını garantiye almak için vakfiye senedi ağaç levha üzerine kazınarak yazılmış ve bozulmaması içinde üzeri camla kaplanmış. Kütüphane avlusu giriş kapısı üzerinde yer alan kitabede de “Sâhibu'l-hayrât ve'l-hasenât sâbıkan, Rikabdâr-ı Hazret-i Şehriyârî, Rodosî Hâfız Ahmed Ağa” yani “Padişah hazretlerinin eski rikabdarı hayır hasenat sahibi Rodoslu Hafız Ahmed Ağa” yazar.
RODOS’TA OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ULAŞMIŞ EN ESKİ ÇEŞME
Soru: Kütüphanenin özenle işlenmiş çakıl taşı döşemeli avlusunda yükselen iki bina ve sergilenen kitabeler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Küçük ölçekli bir külliye düzenine sahip tarihi yapının bulunduğu avlu içinde kütüphane ile aynı zamanda yapılmış, her ikisi de iki katlı olan bir Hafız-ı Kütüb evi ve bugün aktif kullanılmasa da varlığını koruyan bir dershane bulunuyor. Vakfiye kapsamında, Rodos’taki ailelerin çocuklarına burada belirli bir program dahilinde ücretsiz Arapça ve Kur’an eğitimi verilmesi şart koşulmuş. Avlu kapısı üzerinde kütüphanenin inşa kitabesi bulunuyor. Avlusunda Hafız Ahmet Ağa'nın babası Hasan Ağa tarafından 1797'de yaptırılan bir çeşme ve bir kuyu bulunuyor. Bu çeşme, Rodos’ta Osmanlı döneminden günümüze ulaşabilmiş 55 çeşmeden en eskisidir. Ayrıca, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u fethederken askere yemek pişirilen 650-700 senelik kazanlar, mermer mezar taşları, Rodos'ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve günümüze ulaşmayan çok sayıdaki yapının kitabeleri ve tuğralar sergileniyor.
PAHA BİÇİLEMEZ YAZMA ESERLER
Soru: Paha biçilemez el yazmalarıyla tarihin derinliklerinden günümüze ışık tutan kütüphanede yer alan eserlerin sayısı ve bu koleksiyonun tarihsel çeşitliliği hakkında neler söylersiniz?
Cevap: Bahsettiğiniz gibi Kütüphane, farklı dönemlere ait yazma eserleri barındıran önemli bir koleksiyona sahiptir. Bünyesinde barındırdığı 2450 civarındaki eserin her biri, tarihin farklı bir dönemine ışık tutar. Selçuklular’dan kalma 851 yıllık eserlerin yanı sıra Osmanlı dönemine ait 147 Kur’an tefsirinin bulunduğu koleksiyon, hem ilmi hem de kültürel açıdan büyük bir çeşitlilik sunar. Kütüphanenin çekirdeğini ise, kurucusu Hafız Ahmed Ağa’nın bağışladığı ve kuruluş aşamasında 828 adet el yazması eserden oluşan özgün koleksiyon oluşturur. Günümüzde bu koleksiyon; 806’sı Hafız Ahmed Ağa’nın orijinal mührünü taşıyan, zaman içinde ise Rodos’taki diğer Osmanlı kurumları ve bağışçılardan gelen 459 yazmayla birlikte toplam 1265 el yazması eser koleksiyona kazandırılmış durumda. Fethi Paşa'nın, İstanbul'dan getirttiği kitaplarla zenginleştirilen kütüphane, matbu eserlerle birlikte 2 bin 450 civarı paha biçilemez eseri barındırıyor. Ayrıca tarihi Osmanlı belgeleri de mevcut.
KÜTÜPHANE KOLEKSİYONUNDA ÜÇ DEĞERLİ KUR’AN-I KERİM
Soru: Dünyanın değişik coğrafyalarından toplanan birçok nadir el yazması kitabı barındıran kütüphanenin koleksiyonu hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Kuruluşundan itibaren 20 ayrı branşta kategorize edilen koleksiyonda çoğu İslami ilimler olmak üzere altın varaklı tezhiplerle süslü Kur'an-ı Kerimler, tarih, edebiyat, hukuk, tasavvuf, tıp ve astronomi üzerine yazılmış nadir nüshalar yer alıyor. Kütüphanede ayrıca üç değerli Kur’an-ı Kerim ile dönemin önde gelen ilim adamlarına ait 147 farklı Kur’an tefsiri muhafaza ediliyor. Osmanlıca, Arapça ve Farsça olmak üzere üç ayrı dilde yazılmış eserlerin aralarında fetih günlerinden, yani 15. ve 16. yüzyıldan kalma Kur'an-ı Kerim örnekleri de bulunuyor. Özellikle Safevi minyatürleri ve Osmanlı hattatlarının elinden çıkan sanat şaheserleri koleksiyonun en dikkat çekici parçalarını oluşturuyor.
Osmanlı hattatlarından Maksudul Tebrizi’nin 1401’te yazmaya başlayıp yarım asırda bitirdiği 625 yıllık el yazması altın varaklı tezhiplerle süslü Kur'an-ı Kerim de kütüphanenin en değerli eserleri arasında.
YARIM ASIRDA YAZILAN KUR’AN VE HIRSIZLIK HİKAYESİ
Soru: Maksudul Tebrizi’nin yarım asırlık emeğinin ürünü bu eşsiz eser bir dönem çalınmış ve ardından İnterpol tarafından bulunarak Rodos’a ait olduğu yere geri getirilmişti. Altın varaklı tezhiplerle süslü bu Kur'an-ı Kerim’in kaybolma, geri kazanılma hikayesini bizimle paylaşır mısınız?
Cevap: Bu değerli eser, 1991 yılında bir dalgınlıktan faydalanılarak çalındıktan sonra Londra’ya kaçırılıyor. Rodos Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi’nin mütevelli heyeti başkanlığını 2002 yılında üstlenen ve bu görevini 2018’deki vefatına kadar sürdüren Cengiz Argeşo’nun akrabası Prenses Esra Bereket Birgen, eserin 20 milyon Pound açılış fiyatıyla ünlü bir müzayede evinde satışa çıkarıldığını fark edince durumu hemen Interpol’e bildiriyor. Bu sayede eser, yürütülen girişimler sonucunda satıştan çekilerek yeniden ait olduğu yere, Rodos’a kazandırılıyor. Şimdi çelik kasa içinde, çok sıkı güvenlik önlemleri altında korunuyor.
Soru: Bu nadide Kur’an-ı Kerim’in fiziksel özellikleri, cildi, hat ve tezhip detayları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Kur’an-ı Kerim kırmızı deri ciltli ve tezhiplidir. Sayfa kenarları altın varakla süslenmiş olup esere estetik bir bütünlük kazandırır. Sure başlıkları özenli bezemelerle hazırlanmış, her sayfada üç satır nesih hat kullanılmış, diğer bölümler farklı bir yazı düzeniyle kaleme alınmıştır. Eserin sonunda ise üç sayfa Farsça dua yer alıyor.
KUTSAL EMANET SAKALI ŞERİF DE HASSASİYETLE MUHAFAZA EDİLİYOR
Soru: Kütüphanede kitapların yanı sıra Hz. Muhammed’e ait olduğuna inanılan Sakal-ı Şerif ve büyük bir zikir tespihi de yer alıyor. Bu kıymetli emanetlere dair neler söylersiniz?
Cevap: Sakal-ı Şerif, kütüphanede muhafaza edilen en kıymetli emanetler arasında yer alıyor. Önemli dini günlerde cemaat eşliğinde İbrahim Paşa Camii’ne götürülerek ziyarete açılıyor. Gün sonunda ise salavatlar eşliğinde kırk bohçasına sarılarak yine cemaat eşliğinde kütüphanedeki yerinde korunmaya alınıyor. Bu uygulama, hem geleneksel bir ritüel olarak sürdürülüyor hem de emanetin korunmasına büyük hassasiyet gösteriliyor.
DİJİTAL ARŞİVE TAŞINAN MİRAS
Soru: Kütüphanedeki yazma eserler Konya Yazma Eserler Kurumu tarafından dijital ortama aktarılmıştı, süreç nasıl ilerledi? Bu eserlerin araştırmacılara açılması konusunda nasıl bir çalışma yürütüldü?
Cevap: Vakıf tarafından koleksiyona yönelik artan uluslararası ilgi doğrultusunda, yazma eserlerin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla kapsamlı bir dijitalleştirme süreci başlatıldı. Bu kapsamda 2008-2010 yılları arasında Konya Yazma Eserler Kurumu iş birliğiyle kütüphanedeki eserlerin dijital kopyaları oluşturuldu. Toplamda 1275’i el yazması olmak üzere 2450 eserin yaklaşık 600 bin sayfası tek tek dijital ortama aktarıldı. Bu çalışmayla birlikte koleksiyon, araştırmacıların daha kolay erişebileceği şekilde düzenlenirken, 640 sayfalık detaylı bir katalog da hazırlandı. Bugün araştırmacılar, Konya’daki ilgili kurumla iş birliği yaparak eserler üzerinde bilimsel çalışmalar yürütebiliyor. Dijital arşive ise Konya Eski Eserler El Yazması Kütüphanesi’nin resmi internet sitesi üzerinden erişim sağlanabiliyor.
KÜTÜPHANEDEN MÜZEYE UZANAN YOL
Soru: Bugün hem bir müze hem de yaşayan bir kütüphane olarak Türk kültür mirasının Akdeniz’deki en zarif temsilcisi olan Ahmed Fethi Paşa Kütüphanesi’ni ziyaretlerimde, Türkler kadar farklı ülkelerden gelenlerin de ilgisine sıkça tanık oldum. Hatta kütüphaneyle ilgilenen sorumlusu Yusuf Abi ve eşi Gülten Abla ile bir sohbetimizde yılda yaklaşık 800 bin kişinin gezdiğini söylemişlerdi. Rodos’a gidecekler için bu ata yadigarı kütüphanenin konumunu ve gördüğü ilgiyi bizimle paylaşır mısınız?
Cevap: Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, diğer adıyla Müslüman Kütüphanesi, UNESCO tarafından koruma altına alınan Rodos Kalesi’nin sur içindeki Orta Çağ'dan kalma Eski Şehir bölgesinde, Süleymaniye Camii’nin karşısında yer alıyor. 1963’ten sonra aktif kütüphane dönemi kapanırken, Hafız Ahmed Ağa Fethi Paşa Vakfı’nın koruyuculuğunda müze kimliğiyle turistlere ev sahipliği yapan tarihi yapı, hem mimarisi hem de barındırdığı nadir eserler nedeniyle ziyaretçilerin uğrak noktalarından biri haline geldi. Vakıf sistemi sayesinde asırlardır ayakta kalan bu bilge yapı, bugün hala geçmişin sesini bugünün ziyaretçilerine ulaştırmaya ve Rodos’un kültürel mirası içinde önemli bir durak olmaya devam ediyor.
İLMİN YANINDA PAYLAŞIM VE DAYANIŞMA
Soru: Kütüphanenin, aşure günü, bayramlar ve kandillerde bir buluşma alanı olarak kullanılan sosyal yönü hakkında neler söylersiniz?
Cevap: Fethi Paşa’nın Vakfiyesi’nde, kütüphanenin ilim merkezi olmasının yanı sıra sosyal dayanışmaya katkı sunması da öngörülüyor. Bu kapsamda Müslüman-Hristiyan ayrımı gözetilmeksizin ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesi, Kurban Bayramı’nda kesilen kurbanların muhtaçlara dağıtılması ve Muharrem ayında aşure ikram edilmesi vakfiye şartları arasında yer alıyor. Ayrıca kütüphanede Kur’an okunması ve her yıl Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) ait Sakal-ı Şerif’in ziyarete açılması da vakfiyede belirtilen uygulamalar arasında bulunuyor. Bu uygulamalar, kütüphanenin yüzyıllar boyunca hem bir ilim yuvası hem de toplumsal birlikteliğin yaşatıldığı bir buluşma noktası olarak varlığını sürdürmesine katkı sağlıyor.
VAKFİYE GELENEĞİ BUGÜN DE YAŞIYOR
Soru: Bilginin sınır tanımayan ve nesilleri bir araya getiren gücünü simgeleyen bu tarihi yapı, aradan geçen yıllara rağmen vakfiye şartlarını günümüzde de yaşatmaya devam ediyor mu? Bugünkü işleyişi hakkında neler söylersiniz?
Cevap: Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, Yunanistan’da günümüze ulaşan tek vakıf yapılarından biri olarak varlığını sürdürürken, günümüzde de önemli bir buluşma noktası olma özelliğini koruyor.
Sadece Rodos Adası’ndaki Türk toplumuna özgü olarak yaşatılan bu gelenek kapsamında, bayram namazının ardından soydaşlar burada bir araya gelerek, TC Rodos Başkonsolusu ve ileri gelenlerin de katılımıyla bayramlaşıyor. Özellikle kandil ve bayram günlerinde Rodos Türklerinin avlusunda toplandığı bu alan, bayramlaşma geleneğinin sürdürüldüğü tek mekan olarak toplumsal birlikteliğin ve ortak hafızanın yaşatıldığı önemli bir buluşma noktası olmayı sürdürüyor. Vakfiye gereği Muharrem ayında aşure günü kütüphane avlusunda büyük kazanlara aşure kaynatılarak ziyaretçilere ikram ediliyor, kale içinde yaşayan farklı inançlardan komşulara da dağıtılıyor. Gaziler Haftası’nda da helva pişirilerek benzer şekilde ziyaretçilere sunulup, komşularla paylaşılıyor. Kandillerde ve Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde ise kütüphane içinde dini programlar düzenlenip, kelime-i tevhid okunuyor. Asli fonksiyonunu özel izinlerle sürdüren Kütüphane, aynı zamanda farklı inançlardan mahalle sakinlerinin bir araya geldiği sosyal bir buluşma alanı ve adayı ziyaret eden turistler için önemli bir durak olmayı sürdürüyor.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE YAŞAYAN KÜTÜPHANE
Soru: Sadi Abi, paylaştığı değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Son olarak, kütüphanenin günümüzdeki yeri ve taşıdığı anlam hakkında neler söylemek istersin?
Cevap: Bu keyifli söyleşi için ben teşekkür ederim. Kütüphane günümüzde de ayakta ve Osmanlı’dan kalan önemli bir kültürel miras olarak varlığını koruyor. Yüzyıllar öncesinden gelen bilgi birikiminin hala hissedilebildiği bir mekan olarak önemini sürdürüyor. Hem mimarisi hem de taşıdığı tarihsel anlamla, geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kurmaya ve yüzyıllar öncesinin huzurlu atmosferini bugünün ziyaretçilerine hissettirmeye devam ediyor.
Fulya OMAÇ / Rodos - YUNANİSTAN

