Geçtiğimiz yıl “Dünya onların da evidir” temasıyla, bu yıl ise “Hayvanları Kurtarın, Gezegeni Kurtarın!” temasıyla kutlanan 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü, bu yıl Türkiye’de artan gerilim ve belirsizliklerin gölgesinde karşılanıyor. 2024’te yürürlüğe giren yasa, sokak köpeklerinin toplanmasını ve barınaklara kapatılmasını öngörse de uygulamada yaşanan eksiklikler hem hayvanların yaşam hakkını hem de toplumun güvenliğini tehdit ediyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çeşme Doğa ve Hayvanları Sevenler ve Koruyanlar Derneği Başkanı ve HAYAT Federasyonu Başkanı Semra Çetinsoy, sokak hayvanları meselesinin yalnızca barınak ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; toplumsal algı, yanlış inanışlar ve yıllardır çözülemeyen yapısal sorunlarla iç içe geçtiğini vurguluyor. Bu sorunların en görünür alanlarından biri de belediyelerin barınak ve kısırlaştırma konusundaki yetersizliği. Rakamlar, tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

 

SADECE 273 BELEDİYEDE HAYVAN BARINAĞI VAR

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Yaşamdan Yana Derneği’nin Şubat ayında yayımladığı “Türkiye Geneli Belediye Hayvan Barınakları Raporu”, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından geçen sürede sahadaki tabloyu gözler önüne serdi. 1408 belediyeye yapılan başvurular sonucunda yalnızca 1111 belediyeden yanıt alınabildi. Gelen veriler, ülkedeki belediyelerin sadece 273’ünde hayvan barınağı bulunduğunu ortaya koydu. Raporda en az 26 barınağın ruhsatsız şekilde faaliyet gösterdiği belirtilirken, toplam barınak kapasitesinin 89 bin 451 olduğu ifade ediliyor. Oysa sokaklarda yaklaşık 4 milyon köpeğin yaşadığı tahmin ediliyor. Bu tablo, mevcut kapasitenin sorunun büyüklüğü karşısında son derece yetersiz kaldığını açık biçimde gösteriyor.

 

ÇÖZÜM, “KISIRLAŞTIR-AŞILAT-YERİNDE YAŞAT

Hayvan hakları örgütleri ve hayvanseverler belediyelerin toplama yöntemlerindeki sorunlara ve barınak koşullarındaki eksikliklere uzun süredir dikkat çekiyor. Yasanın yürürlüğe girmesinden önce başlayan bu eleştiriler, uygulamada yaşanan ihlallerle birlikte daha da güçlenmiş durumda. Uzmanlara göre kalıcı çözüm, “kısırlaştır–aşılat–yerinde yaşat” modelinin eksiksiz uygulanmasından geçiyor. Buna, hayvan üretimi ve satışının tamamen yasaklanması, belediyelerin yasal sorumluluklarını yerine getirmesi ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi eşlik ettiğinde hem hayvanların yaşam hakkı korunabilecek hem de sokak popülasyonu kontrol altına alınabilecek. Ancak sahada yaşananlar, önerilen bu modellerle yürürlüğe giren yasanın birbirinden ne kadar uzak olduğunu da ortaya koyuyor.

 

“KATLİAM YASASI” TARTIŞMALARI SÜRÜYOR

Geçen yıl yürürlüğe giren ve kamuoyunda “katliam yasası” olarak nitelenen Hayvan Hakları Yasası, aradan geçen sürede toplumsal gerilimi azaltmak bir yana, yeni tartışmaların odağına yerleşti. Yasanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte Altındağ, Gebze, Mamak, Mersin, Suruç ve Niğde gibi birçok bölgede barınaklarda toplu öldürme vakaları yaşandı; sokak köpekleri sistematik biçimde toplanarak barınaklara kapatıldı, kötü muameleye maruz bırakıldı ya da çeşitli yöntemlerle yaşamdan koparıldı. Ülke genelinde hayvanlara yönelik şiddet ve suç vakalarının artması, yasaya yönelik tepkileri daha da büyüttü. Yasanın yürürlüğe girdiği ilk yıl içerisinde yalnızca köpekler değil; kediler, kuşlar, yaban domuzları, tilkiler, kazlar, foklar ve farklı türler de çeşitli kampanyaların konusu haline geldi. Özellikle bazı maddelerin yerel yönetimlere “müdahale” ve gerektiğinde “imha” yetkisi tanıması, hayvan hakları savunucuları tarafından temel yaşam hakkına açık bir tehdit olarak değerlendiriliyor.

 

HAYAT FEDERASYONU BAŞKANI ÇETİNSOY’DAN KAPSAMLI DEĞERLENDİRME

Çeşme Doğa ve Hayvanları Sevenler ve Koruyanlar Derneği Başkanı Semra Çetinsoy, sokak hayvanları meselesine dair yaptığı kapsamlı değerlendirmede, sorunların yalnızca barınak kapasitesi veya toplama yöntemleriyle sınırlı olmadığını vurguladı. Çetinsoy, toplumsal algıdaki eksiklikler, yanlış inanışlar ve büyüyen korkuların, yasanın uygulanmasını ve kalıcı çözüm yollarının hayata geçirilmesini engelleyen temel etkenler olduğunu belirtti. Barınaklardaki yetersizliklerden yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirme eksikliğine, toplumsal farkındalık eksikliğinden çözüm önerilerine kadar pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Çetinsoy, meselenin doğru ele alınması için “kısırlaştır–aşılat–yerinde yaşat” modelinin eksiksiz uygulanması gerektiğini özellikle vurguladı.

 

YILLARDIR ÇÖZÜLEMEYEN KRONİK BİR MESELE

Çetinsoy, sokak hayvanları sorununu yıllardır çözülemeyen kronik bir mesele olarak tanımladı. Evcil hayvanlar grubunda yer alan kedi ve köpeklerin, yüzyıllar önce insanlar tarafından çeşitli amaçlarla doğal yaşamdan koparıldığını hatırlatarak, bu hayvanların zamanla insanlara alıştığını, insanların da onları kendi yaşam alanlarının bir parçası haline getirdiğini belirtti. Ancak zamanla değişen yaşam koşulları, şehirleşme ve toplumsal tutumların bu ilişkiyi olumsuz yönde etkilediğini vurguladı. “Önce onları kendimize alıştırdık, sonra varlıklarından rahatsız olduk” diyerek bu çelişkinin sokak hayvanları sorununu derinleştiren en önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekti.

 

“TOPLUMSAL KORKULAR BÜYÜYOR, YANLIŞ ALGILAR SORUNLARI BESLİYOR”

Çetinsoy, son yıllarda sokak hayvanlarına yönelik tahammülsüzlüğün belirgin biçimde arttığını, konunun çoğu zaman olduğundan fazla büyütülerek bir korku ve fobiye dönüştürüldüğünü söyledi. Özellikle medyada yer alan bazı abartılı ve tek taraflı haberlerin, toplumda korku ve yanlış inanışların yayılmasına zemin hazırladığını ifade etti. “Sokakta yaşayan her köpek saldırgan değildir. Ama medyada sürekli tehlike senaryoları üzerinden yapılan yayınlar, insanlarda korku yaratıyor. Bu korku da zamanla gerçeğin yerini alıyor,” diyen Çetinsoy, algıların gerçeği gölgede bıraktığına dikkat çekti. Yanlış inanışlar ve büyütülen korkuların, sokak hayvanlarına yönelik olumsuz tutumları güçlendirdiğini belirterek, bu yaklaşımın sorunun çözümünü kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırdığını vurguladı.

 

HAYVANLARA KÖTÜ MUAMELE DERİN PSİKOLOJİK YARALAR AÇIYOR

Sorunun tek sorumlusunun hayvanlar gibi gösterildiğini vurgulayan Çetinsoy, yıllardır işkenceye, kötü muameleye ve ölümlere tanıklık edildiğini, bu durumun özellikle çocuklar ve hayvanseverler üzerinde derin psikolojik yaralar açtığını söyledi. “Şefkat ve merhamet gibi toplumsal değerlerimiz açısından çocuklara kötü örnek oluyoruz. Öldürmenin çözüm olmadığı artık aşikar. Hayvanların üreme içgüdüsü nedeniyle sayılarını azaltmak mümkün değil; eğer öldürmek çözüm olsaydı, bugün bu sorunu konuşmuyor olurduk” diye konuştu.

 

HAYVANLARA SERT TEPKİ, İNSANLARA HOŞGÖRÜ

Toplumun hayvanlara gösterdiği sert tepkiyle insanlara gösterdiği hoşgörü arasındaki çelişkiye de dikkat çeken Çetinsoy, “Her gün işkence, tecavüz, cinayet, gasp, kan davası, sapıklık, madde bağımlılığı gibi nedenlerle onlarca insanın insan eliyle katledildiğini dehşetle izliyoruz. Buna rağmen, kendi cinsine karşı gösterilen hoşgörü çok daha fazla. Kaybolan insan hayatlarının hesabı verilemiyor ama hayvanlara uygulanan cezalar ölümle sonuçlanıyor” dedi.

 

Çetinsoy, hayvan sahiplerinin sorumluluklarını da hatırlatarak, tüm evcil hayvanların 5199’a göre yasal zorunluluk gereği kayıt altına alınması ve kısırlaştırılmasının şart olduğunu belirtti. Yavru sahibi olmak isteyenlerin ise doğacak yavrular için sahiplendirme garantisi vermesi gerektiğini söyledi.

 

EK BÜTÇEYE GEREK KALMADAN SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR SİSTEM KURULABİLİR

Bu uygulamalara ilişkin kuralların, ilerleyen dönemde hazırlanacak yönetmelik ve tüzüklerle netleştirilebileceğini ifade eden Çetinsoy, bu şekilde belirlenecek şartlarda hayvan bakımının çok daha ekonomik ve sağlıklı olacağını söyledi. Hayvanların beslenme ihtiyaçlarının, bulundukları kurumların artan yiyeceklerinden karşılanabileceğini; bu sayede ek bütçeye gerek kalmadan sürdürülebilir bir sistem kurulabileceğini dile getirdi. Ayrıca hayvanların çok sayıda ve kalabalık ortamlarda bir arada yaşamasına gerek kalmayacağı için, çeşitli hastalıklara yakalanma oranının da düşük olacağını; dolayısıyla sağlık harcamalarının da önemli ölçüde azalacağını vurguladı.

 

“KATLİAM YASASI’NA TEPKİ VE 4 EKİM ÇAĞRISI”

Son olarak 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’ne ilişkin mesaj veren Çetinsoy, 2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren yasayı “Katliam Yasası” olarak nitelendirerek tepkisini, “Hem çok kızgın hem de çok üzgünüz” sözleriyle dile getirdi. 4 Ekim’in yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir hatırlatma ve çağrı olduğunu belirten Çetinsoy, kalıcı ve adil bir sistem kurulmadıkça sorunun çözülemeyeceğine dikkat çekti. Çetinsoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her gün yeni bir kötü haberle kahroluyoruz. Kendi ilçemizden bile hayvanlara dair yürek burkan olaylar geliyor. Bu şartlarda 4 Ekim’i kutlamak mümkün değil. Kimse hayvan sevmek zorunda değil ama zarar vermek, yok etmek zorunda da değil. Allah bu insanlara yaşattıklarını yaşamadan ölümü nasip etmesin.”

 

HAYDİ ONLAR İÇİN BİR ŞEYLER YAPALIM

Bugün, bütün canlıların bir arada, uyum içinde yaşamasının öneminin vurgulandığı, “4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü”. Peki ne kadar koruyabiliyoruz? Koruyamıyoruz! Hele ki geçen yıl yürürlüğe giren ve hayvanseverlerce “Katliam Yasası” olarak nitelendirilen yasadan sonra bu canları korumak ne yazık ki daha da zorlaştı. Oysa ki bu dünya yanı başımızda bizimle birlikte yaşayan sayısız canlının da evi. Ve onlar da bizler gibi can taşıyan, sadece var olma mücadelesi veren ve bu dünyada bizim kadar yaşama hakkı olan canlılar. Mahatma Gandhi’nin “Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara olan davranış biçimi ile değerlendirilir” sözünü hatırlayarak, tüm hayvan dostlarımızın kötü muamele ve ihmale maruz kalmadan; güven içinde, sağlıklı, karınları tok ve özgürce yaşam sürmelerini diliyoruz. Sokaklarda, barınaklarda ya da evlerde, yanlarında merhametli, vicdanlı insanlar olsun. Haydi, bu 4 Ekim’de bizler de onlar için bir şeyler yapalım; bir tas su, bir kap mama, sıcak bir yuva sunarak sessiz çığlıklarına cevap olalım, hayata tutunmalarına katkı sağlayalım ve vicdanımızı harekete geçirelim. Küçük adımlar büyük hayatlar kurtarır. Onların sesi olalım, yaşam haklarını birlikte savunalım. Bu özel gün, yalnızca onların haklarını hatırlatmakla kalmasın, aynı zamanda kalıcı ve insani çözümlere giden yolun da başlangıcı olsun. Tanrı tüm canları merhametli iyi insanlarla karşılaştırsın.

 

Fulya OMAÇ / Çeşme - İZMİR