Urla’da yaşamaktan haz almanın sırrı yalnızca denizle, bağlarıyla ya da taş sokaklarıyla değil; aynı zamanda o sokaklardan yükselen seslerde gizli. Ben her sabah bu toprakların rüzgârını soluyorum, kokusunu içime çekiyorum. Zeytin ve üzümün kokusu ciğerlerime doluyor sabah melteminde, bağların arasından, zeytinliklerin arasından geçip atölyeme giderken. Ama son yıllarda bir başka melodi daha karıştı bu coğrafyanın doğasına;
Caz !
Urla Caz Festivali 2019'dan bu yana büyüyerek yoluna devam ediyor. Bu yıl 7. kez, 4-7 Eylül 2025 tarihlerinde gerçekleşecek festival, cazın doğaçlama ruhunu Urla'nın doğası, tarihi ve gastronomisiyle buluşturacak. Festival 4 Eylül'de Cumhuriyet Meydanı'ndaki açılış konseriyle başlayacak, 5-6-7 Eylül'de Pavilion'da ustalar ve genç yeteneklerin sahne aldığı konserlerle devam edecek. Bunun yanında atölyeler, paneller ve gastronomi deneyimleri de programda yer alacak. "Cazın kalbi yine Urla'da atıyor" mottosuyla yola çıkan festivalde bu yıl 11 caz sanatçısının yanı sıra Hüsnü Arkan & Dengin Ceyhan gibi özel projeler de yer alıyor.
2019’da küçük bir hayal olarak başlayan Urla Caz Festivali, bugün benim için yalnızca bir festival değil; yaşamla, bu coğrafya ile kurduğum ilişkinin bir parçası. İlk yılını hatırlıyorum… Biraz kuşkuyla yaklaşanlar olmuştu: “Urla’da caz olur mu?” dediler.
Oldu. Hem de öyle bir oldu ki… O sahnede yalnızca notalar yükselmedi; hayatlarımız kesişti, farklı hikâyeler aynı ritimde buluştu. Bazen bir doğaçlama, bazen bir şarkıcının sesi, bazen de bir kontrbasın derin tonu bana şunu hatırlattı:
Caz, özgürlüğün ve çeşitliliğin diliydi. Tıpkı Urla’nın kendisi gibi.

Sonra pandemi geldi.
Hepimiz gibi, müzik de sustu, gitarlar da, festivaller de. Ama bence o suskunluk bir kayıp değil, bir dönüşümdü. 2020’den sonra müziğe gastronomi eklendi. Urla’nın toprağından çıkan tatlar, bağların ruhu, zeytin ağaçlarının bereketi melodilere karıştı. O sofralarda caz yalnızca kulağa değil, damağa da dokunmaya başladı. Ben bir müzisyen olarak biliyorum ki her nota bir tat, her tat bir ritimdir. İşte Urla Caz Festival’i bu dengeyi kurdu.
Her yıl farklı bir köşesinde buluştuk kentin. Sultanlar Vadisi’nin büyülü ışığında, taş sokaklarda, hiç beklemediğimiz meydanlarda… Sanki festival, “Kendi şehrini yeniden keşfet” diyordu bize. Ben de bu kez çizer kimliğimi büründüm ve bu manzaraları eskiz defterime düşürdüm, bir müzisyen olarak kulaklarıma kaydettim, gitarımın perdelerine sakladım.
Bugün Urla Caz Festivali yalnızca bir etkinlik değil. Organizasyon ekibinin “Caztanability” dediği şey aslında çok basit bir hakikati hatırlatıyor: Plastiği değil sesi çoğaltmak, ithali değil yereli desteklemek, yalnızca bugünü değil yarını da gözetmek. Bu düşünceyi sahnede de, sofrada da, sokakta da hissediyorum. Bu yaklaşım bana çok şey söylüyor. Çünkü caz, zaten özgürlüğün, çeşitliliğin ve sürdürülebilirliğin dili değil midir?
Eylül yaklaşıyor.
Urla yine cazla nefes alacak. Benim için bu festival, dostlarla yan yana gelmek, yeni tatlar keşfetmek, yaşadığım ve artım memleketim dediğim toprakların değerlerini yeniden hatırlamak demek. Kısacası Urla Caz Festivali, yaşadığımız bu güzel toprakların ruhunu notalara, sofralara ve anılara dönüştürüyor. Çiftçinin, köylünün emekle yoğrulmuş soluğu, bir başka bakış açısıyla yani cazın özgür notalarıyla buluştuğunda ortaya çıkan o büyülü ahenk, insana bir anda müziğin ve barışın her engeli aşabileceğini fısıldıyor; insan umutlanıyor, yeniden güzelliğe ve iyiliğe inanmak istiyor.
Urla’da cazın melodileriyle gastronominin renkleri buluştuğunda, geriye yalnızca güzel bir etkinlik değil, ortak bir hafıza, ortak bir anı kalıyor. Bu kolektif hafıza, bu toprakların geleceğine bırakabileceğimiz en değerli armağanlardan biri. Urla için, hepimiz için büyük bir şans. Gelin, bunu sadece yaşamakla kalmayalım; birlikte büyütelim, birlikte değerlendirelim.
-Serhat FİLİZ - Urla

