Haber dosyası: Fulya OMAÇ / Gazimağusa – KKTC

Müslümanların Kutsal kitabı Kuranı Kerim’in indirildiği, on bir ayın sultanı Ramazan devam ederken KKTC’de de Türkler ve Müslümanlar camileri doldurup taşırıyor. Camiler ve camilerin bahçeleri mübarek ay için temizlenip süslenirken, tarihi yapıların bahçelerine kurulan çok sayıda uzun masalarda da iftar yemeği veriliyor. Geçtiğimiz Mart ayının sonunda da bu iftar yemeklerinden birine TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Mağusa Osman Fazıl Polat Paşa Camii’nde düzenlenen iftara katıldılar. İzmir’den de Ramazan için adaya gelen bir turist grubu camilerde kurular iftar sofralarına misafir oldu.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1571 yılında Kıbrıs adasını fethetmesinden bu yana ibadete hiç kapanmayan Gazimağusa’daki Lala Mustafa Paşa Cami alışılagelmiş camilerin dışındaki bir özelliğiyle dikkat çekiyor. Fransız Lüzinyan hanedanın, Kıbrıs Kralı olarak hüküm sürdüğü 297 yıllık dönemde 1298 - 1312 yılları arasında gotik tarzda inşa edilen Aziz Nikolas Katedrali’nin adanın Osmanlılar tarafından fethinden sonra camiye dönüştürülmesi Hristiyan ve Müslüman iki farklı dinin dokusunu aynı binada buluşturunca ilginç görüntülere sahne oluyor.

 

452 yıldır sürdürülen Ramazan geleneği

KKTC’nin birçok camisinde olduğu gibi tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarından Gazimağusa’nın en etkileyici binası Lala Mustafa Paşa Camii’nin bahçesinde de iftar sofraları kuruluyor. Samtay Vakfı tarafından vakıf binası ve hemen bitişiğindeki Lala Paşa Camiii’nin önünde Sunat Atun ve hayırseverler tarafından verilen iftar yemeğinde yaklaşık 700 kişi okunan dualar eşliğinde oruç açıyor. Ramazan ayının bereketinin mahalle sakinleri ve cami cemaatiyle birlikte paylaşıldığı Cami iftarları Gazimağusa’da Ramazan ayı boyunca 5 cami, 1 tekke, 1 üniversitede devam edecek. Bunlar; T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği’nin koordinasyonunda, Kalkınma ve Ekonomik İş Birliği Ofisi’nin sponsorluğunda ve Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay’ı iş birliğiyle II. Selim Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde 550 kişilik, Ulu Cami’de 410 kişilik, Yeniboğaziçi Camii’nde 100 kişilik ve Dörtyol Cami’nde. Polat Paşa Cami Derneği tarafından hayırseverlerin destekleriyle Osman Fazıl Polat Paşa Cami’nde 1000 kişilik, Vakıflar tarafından Kutup Osman Tekkesi’nde 100 kişilik, Samtay Vakfı tarafından da Dörtyol Cami’nde 50 kişilik. Osmanlılar döneminden bu yana 452 yıldır sürdürülen gelenek, bu Ramazan’da da gerçekleştirilirken toplu iftar programları din görevlileri tarafından Kur'an-ı Kerim okunması ve hep birlikte edilen duaların ardından camide kılınan yatsı ve teravih namazıyla sona eriyor.

 

 

 

 

 

17 yerde 6 bin 150 kişilik iftar yemeği

T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği’nin koordinasyonunda, Kalkınma ve Ekonomik İş Birliği Ofisi’nin sponsorluğunda ve Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay’ı iş birliğiyle Ramazan ayı boyunca Gazimağusa haricinde ayrıca Lefkoşa, Girne, İskele, Güzelyurt ve Lefke’de cami, üniversite ve parklardan oluşan toplam 17 yerde 6 bin 150 kişilik iftar yemeği veriliyor. Ramazan Sofrası kurulan yerler; Gazimağusa’da Maraş Ulu Cami, Doğu Akdeniz Üniversitesi, II. Selim Cami Avlusu, Yeniboğaziçi Yeni Cami ve Dörtyol Cami. Lefkoşa’da; Hala Sultan Cami, Hamitköy Cami, Lefkoşa Sanayi Cami, Hz. Ebubekir Cami ve Gönyeli Yalçın Park. Girne’de Karaoğlanoğlu Cami, Nurettin Ersin Paşa Cami, Esentepe Cami ve Barış Parkı. İskele’de İskele Cami, Güzelyurt’ta Güzelyurt Fatih Cami ve Bostancı Cami ile Lefke’de Gemikonağı Cami ve Lefke Avrupa Üniversitesi.

 

Ramazan ayı dolayısıyla oluşturulan KKTC Din İşleri Başkanlığı tarafından alınan bilgilerle hazırlanan haberde Kıbrıs adasında Osmanlı döneminde din, o dönemden günümüze gelmiş tarihi camiler ve camiye dönüştürülen kiliseler ile 1974 sonrası yapılan camiler hakkında bilgiler yer alıyor. Ayrıca bu tarihi dini yapıların ada turizmine etkisini içeriyor.

 

Tarihe meydan okuyarak günümüze kadar gelir

Tarih sahnesine çıktığı XIII. yüzyıldan itibaren önce Anadolu’da yayılma gösterdikten sonra, 1453 yılında İstanbul’u fethederek imparatorluk olan ve İslamiyet’i yaymayı hedefleyen fetih hareketleriyle Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünü alarak üç kıtaya birden yayılan Osmanlı İmparatorluğu, bu coğrafyalarda sayısız eserlere imza atar. Hâkimiyetinde olan Balkan ülkelerinden Afrika ülkelerine kadar Osmanlılardan geriye pek çok eser kalmış olsa da büyük bir kısmı savaşlarda yıkılır, bir kısmı bilinçli bir şekilde yok edilir. Bir kısmı korunur ancak başka amaçlarla kullanılır, bir kısmı ise tarihe meydan okuyarak günümüze kadar gelir ve o muhteşem mimari güzelliklerini ziyaretçilerine sunmaya devam eder. Kıbrıs’ta da birçok Osmanlı yapıtı yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görüyor.

 

Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yerlerden olan Kıbrıs 644 yıl sonra İslamiyet’le tanışır

Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, tarihte Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yerlerden biri olup (MS 45), İslamiyet 649 yılında Halife Hz. Osman Dönemi’nde Müslümanların adayı fethetmesiyle yayılmaya başlamış. Ancak adanın haçlılara geçmesinden sonra kısıtlanmış. Osmanlı Devleti’nin adayı fethettiği 1571 yılına kadar yaklaşık 400 yıl boyunca adada Katolik Hıristiyanlar hâkim olmuş, ada halkı açısından zor ve baskı altında geçen bir süreç yaşanmış. Hatta ada halkı ve Ortodoks Kıbrıslılar Lüzinyan döneminde maruz kaldığı dinsel baskıdan sonra Venedik döneminde de aynı muameleyi yaşayınca Osmanlılardan yardım istemiş. O dönemde Rodos, Girit ve Mısır’ı aldıktan sonra Akdeniz’de oldukça genişleyen Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs’ta üslenen korsanların donanmalarına ve hacca giden yolcu gemilerine saldırması, adayı yöneten Venediklilerin Osmanlılara düşmanca tutum sergilemesi ve Ortodoks Kıbrıslıların kendilerinden yardım istemesi üzerine Padişah II. Selim döneminde Lala Mustafa Paşa komutanlığında 50 bin piyade, 6 bin yeniçeri ve süvariden oluşan 200 gemilik Osmanlı donanmasıyla Kıbrıs’a sefer düzenler.

 

Osmanlı Kıbrıs’ı fethettikten sonra Ortodoks Rumlar, Ermeniler ve diğer halk refaha, sosyal ve dini özgürlüklerine kavuşur

Kıbrıs, 1570'te başlayan Osmanlı-Venedik Savaşı'nda son kale Mağusa’nın 11 ay sonra 1571’de düşmesinin ardından adanın tamamının Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle 308 yıl Osmanlı idaresinde kalır. Osmanlı Devleti’nin adayı fethi ile birlikte bir refah ortamı oluşur ve sosyal ve dini özgürlükler her alanda kendini gösterir. Müsamaha ve adalet adanın her yerine hâkim olur. Osmanlı idaresi dini ibadetin özgürce yerine getirilmesini sağlamak amacıyla Katolik kiliselerinin bazılarını mescit ve camiye çevirip, Ortodoks halka tüm kilise ve manastırlarını iade eder. Rum Ortodoks Kilisesi’nin yanı sıra Ermenilerin, Nestoryanların ve Maronitlerin de kendi kiliselerini korumaları, yönetmeleri ve ibadetlerini rahatça yapabilmeleri için gerekli yasal izinleri düzenler. Ayrıca ihtiyaç durumunda yeni kilise, manastır, okul ve diğer yapıların inşasına destek olur. Rumca da resmi dil kabul edilir, devlet dairelerinde konuşma ve yazışmanın Rumca yapılmasına müsaade edilir. Bu süreç 1878 yılına dek Kıbrıs Adası’na hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun, Rusya karşısında uğradığı ağır yenilginin ardından İngiltere ile imzaladığı anlaşmaya dek devam eder. Bu antlaşma kapsamında İngiltere olası bir Rus saldırısında Osmanlı’ya savunma için gerekli yardımı yapacak, karşılığında da Kıbrıs Adası’nın idaresi İngiltere’ye verilecek.

 

Osmanlı döneminde 307 yılda 400 cami

Günümüzde Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarını bağlayan deniz yolu üzerindeki konumuyla stratejik pozisyona sahip olan Kıbrıs Adası’nda yer alan İslam dini eserlerinin büyük çoğunluğu Osmanlıların adayı fethinden sonra inşa edilmiş. İngilizlerin Kıbrıs Adası’nın idaresini teslim aldıkları 1878 yılında adada 400 cami bulunuyormuş. Bugün Kıbrıs’ın ikiye bölünmüş yapısı içinde bu eserlerin bir bölümü Kuzey Kıbrıs bir bölümü ise Güney Kıbrıs’ta kalır. Camii ve mescitler yanında, medrese ve okullar, tekkeler ve türbeler de yapan Osmanlı’dan medreseler dışındaki tarihi yapılardan büyük bir kısmı günümüze kadar gelir.

 

Kiliseler Bizans, Rum Ortodoks, Lüzinyan, Latin, Maronit, Ermeni ve İngiliz dönemlerinden

Bizans, Rum Ortodoks, Lüzinyan, Latin, Maronit, Ermeni ve İngiliz dönemlerinde inşa edilen kilise, manastır, şapel gibi Hıristiyanlığı temsil eden dini yapıların bir kısmı harap bir kısmı ise ihtişamlarıyla günümüze dek gelir. 19. yüzyıl sonunda İngiliz yönetimi döneminde özellikle köylerde çok sayıda kilise inşa edilir. Bu yapıların bir kısmı Osmanlılar, bir kısmı ise 1974’te adanın ikiye bölünmesinden sonra kuzeyde kalan Hıristiyanlara ait 500’den fazla ibadet yerinin (manastırlar, kiliseler ve şapeller) yeni yerleşen Türk toplumu tarafından camiye dönüştürülür. Bir kısmı ise el sanatları atölyesi, folklorik dans merkezi veya anaokulu gibi ibadet dışı kültürel amaçlı işlevlerde kullanılır.

Osmanlı fethin sembolü olarak o şehrin en büyük kilisesini camiye çevirir

Osmanlı Kıbrıs’ın idaresini ele aldığı dönemde öncelikle dini ihtiyaçları acil olarak karşılamak üzere bazı kilise ve katedrallere; minare, mihrab, minber ve kadınlar mahfeli gibi İslâm gerekleri olan eklemeler yaparak camiye çevirip ibadete açar. Osmanlı fetih geleneğine göre yeni bir yeri topraklarına kattığında o şehrin en büyük kilisesini fethin sembolü olarak camiye çevirirmiş. Kıbrıs’ta da Lefkoşa'nın fethi tamamlandığında günümüzde Selimiye Camii olarak bilinen Lüzinyan döneminde (1209-1326) gotik formunda inşa edilen St. Sophia Katedrali’ni minare ve minber gibi eklemeler yaparak camiye çevirir. Kıbrıs’ın fethinde Venediklilere karşı orduları yöneten Osmanlı İmparatorluğu’nun Büyük Veziri Lala Mustafa Paşa, Lefkoşa’ya girdiğinde Kıbrıs'taki ilk Cuma namazını 15 Eylül 1570'de katedralden camiye çevrilen bu yapıda kılar. Selimiye Camii bir süredir devam eden restorasyon çalışmaları nedeniyle tadilatın bitirilmesine dek ibadete kapalı.

 

Kiliseden camiye çevrilen yapılar

Günümüzde halen işlevlerini sürdüren adanın en büyük camileri olan Osmanlıların Kıbrıs adasını fethettiklerinde kiliseden camiye çevirdikleri ilk yapılar Fetih Sultanı II. Selim’in adı verilerek camiye çevrilen Lefkoşa’daki St. Sophia Katedrali ile Fransa Reims’daki Notre Dame Katedrali’nden esinlenerek inşa edilen ve Kudüs Kralı’na taç giyme töreninin yapılması nedeniyle Hıristiyanlar için önem taşıyan Mağusa’daki St. Nicolas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camii), İngiliz Dönemi'nde patates, hububat v.b. amaçlar için ambar olarak kullanılması nedeniyle Buğday Camisi olarak da anılmaya başlanan Sinan Paşa Camii (St. Peter ve St. Paul Kilisesi), Mustafa Paşa Camii (Stavros Kilisesi), Lefkoşa’da Haydar Paşa Camii (St. Catherine Kilisesi), Ömerge Camii (St. Augustin Kilisesi), Araplar Camii (Stavro Misiriku Şapeli), eski bir Hıristiyan şapelinden camiye çevrilen Lâleli Camii, Lefke’de Piri Mehmet Paşa Camii (St. George Kilisesi), Tuzla Camisi (Venedik yapısı), Larnaka’da Eski Cami (Lâtin Kilisesi) ve Baf’ta Cami-i Kebir (Bizans Kilisesi) en önemli örnekleri oluşturuyor. Osmanlılar fetihten sonra sadece büyük şehirlerde değil küçük kasabalarda da kilise binalarını camiye dönüştürmüşler. Az sayıdaki örnekten biri Mehmetçik/Galatya Köyü’ndeki Agia Marina Latin Kilisesi’nden ekler de yapılmak suretiyle dönüştürülen Hacı Ahmet Cami. Osmanlı döneminden bu yana sadece Kıbrıs Türkleri’nin yaşadığı köyde Cami’nin cemaat tarafından aralıksız kullanılması iyi korunmuş olmasını sağlamış.

Osmanlılar tarafından yapılan camiler

Osmanlı adayı fethettiğinde ilk etapta camiye çevirdiği kiliselerden sonra ilerleyen yıllarında yerli ustalara ilâveten Anadolu’dan getirilen ustalarla ‘Klâsik Osmanlı Mimarisi’ tarzında kubbeli ile enine ve bazen de boyuna uzanan dikdörtgen planlı olmak üzere iki farklı tipte camiler inşa eder. Avrupa’nın tek bölünmüş başkenti Lefkoşa’da XVI. yüzyılın klasik üslubuyla ve minaresiyle en önemli Türk eserlerinin başında gelen 1590 yıllarında yapılan Arab Ahmet Camii, adada Sakal-ı Şerif’in bulunduğu tek cami. Arab Ahmet Paşa Camii minberi, yekpare mermerden yapılmış geometrik bezemeli ajurlu süslemeleri ile adada bulunan en güzel minber sayılabilir. 1964'ten sonra Lefkoşa Evlendirme Memurluğu olarak kullanılan Sarayönü Camii (1903), minaresinin taştan örülerek inşa edilmiş külâhı, Kıbrıs’taki nadir örneklerden İplik Pazarı Camii (1826), Minareliköy Camii, 14.yüzyıl Latin kilisesi yıkılarak yerine yapılan Yeni Cami, Turunçlu/Fethiye Camii (1825), Girne'de Ağa Cafer Paşa Camii (1590), Yazıcızade Camii, Ozanköy’de Kazafana Camisi (Hüseyin bin İsmail Ağa Camii - 1680), Lapta’da; Seyit Mehmet Ağa Camii (Lapta Yukarı Camisi XVII. y.y.), Hacı Ömer Camii (Haydar Paşazade Mehmet Bey Camii), (Lapta Aşağı Camisi 1870), Lefke Orta Camii, Piri Paşa Camii, Lefke Aşağı Camii (Mahkeme Camii 1814), Piri Osman Paşa Camii (Yukarı Camii1818), Mehmetçik’te Galatya Camisi (1865), dip Karpaz’da Sazlıköy (Livadia) Camii, Osmanlı döneminde Kıbrıs’ın en varlıklı ikinci camisi Girne Ozanköy (Kazafana) Camii. Bu camilerin büyük bir çoğunluğu Klasik Osmanlı mimarisini yansıtan tarzda yapılsa da bazıları gerek önceki devirlerden devşirme olmalarından gerekse de yerel inşa tekniklerinin kullanılmasından dolayı üslupları farklı.

 

Güney Kıbrıs’taki bazı Osmanlı yapıtı camiler

Günümüzde Güney Kıbrıs topraklarında bulunan Osmanlı dönemi camilerinden ise en ünlüsü Hala Sultan Tekkesi’ndeki cami. Tekkenin önemi ise burada gömülü olan Ümmü Harâm bint Milhân el-Ensâriyye’nin Hz. Muhammed’in süt teyzesi olması. Halk arasında Hala Sultan olarak anılan peygamberimizin süt teyzesi, Hz. Osman’ın hilâfeti zamanında (644-656) kocası Ubâde b. Sâmit ile birlikte İslâm ordularının Kıbrıs seferine katılmış, attan düşüp vefat ettiği yere de tekke ve cami yapılmış. Bir diğeri ise 9 Eylül 1570 tarihinde Osmanlılar tarafından Lefkoşa'nın fethi sırasında, Konstanza burcuna Türk bayrağını dikerken şehit olan Bayraktar'ın adına yaptırılan Bayraktar Camii. Ayrıca Larnaka’da Osmanlı eserleri arasında önemli yerleri olan Ulu Camii, Baf’ta Ebubekir Camii. Araplar Camisi, Tahtakale Camii (1827), Limasol'da Arnavut Camii Yalova'da Piskobu Camii, Baf’ta Musalla Tepesi Camii, Dali Camisi (Ziya Paşa Camii 1839), Zuhuri Tekke Camisi (1860), Larnaka’da; Cami-i Kebir (Ulu Camii 1837), Limasol’da; Cami-i Kebir (Büyük Cami 1830), Cami-i Cedit (Köprülü İbrahim Ağa Camisi 1825), Arnavut Camisi (XIX. y.y.) ve Tophane Camii de Rum tarafında kalan diğer Osmanlı yapıtı camilerden bazısı. Osmanlı döneminde, klasik Osmanlı mimarisini yansıtan Hala Sultan ile Arabahmet gibi camiler inşa edilirken, mütevazi cami, mescit ve türbeler de inşa edilmiş.

 

Kiliseye benzeyen camiler inşa edilmiş

Osmanlı döneminin ilk yıllarında önemli sayılan kiliseler ile katedraller camiye dönüştürülürken, ilerleyen yıllarda kiliselere benzeyen camiler de inşa edilmeye başlanmış. Bunun başlıca nedeni yapıcılık zanaatının Kıbrıslı Rumlar tarafından benimsenmiş olması. Bir mimar olan Eski Eserler Dairesi Müdürü George H. Everett Jeffery 1918 yılında yayınladığı kitabında, Kıbrıs’ın Osmanlı İdaresi’ne girmesinden sonra, sadece “Türk” olarak tanımlanabilen ‘Türk-Rum Stili’nin ortaya çıktığını ve bu stilin kilise mimarisinde de uygulandığını yazmış.

 

Kıbrıs’ta bulunan ve kökü Osmanlı İmparatorluğu’na dayanan mülklerin bakım, onarım ve kontrolünü sağlayan Kıbrıs Vakıflar İdaresi (EVKAF), Osmanlı dönemi mülklerin idaresini elinde tutuyor.

 

1974 bölünmesinden sonra 70 adet kilise camiye dönüştürülmüş

Adanın 1974’de Kuzey ve güney olarak bölünmesinden sonra kuzeyde kalan Hıristiyanlara ait ibadet yerleri (manastırlar, kiliseler ve şapeller) Kıbrıs Vakıflar İdaresi verilerine göre 50 tanesi halen kullanımda, 20 tanesi terkedilmiş 70 adet kilise de camiye dönüştürülmüş. Kiliselerin bazıları da el sanatları atölyesi, folklorik dans merkezi veya anaokulu gibi ibadet dışı kültürel amaçlı işlevlerde kullanılmış. Ada genelinde 2020 yılı raporlarına göre eski ve yeni toplam 211 cami bulunuyor. Bu camilerden 196 tanesi aktif, 15’i ise pasif. Şehirlere göre dağılımları ise: Lefkoşa 46, Gazimağusa 59, İskele 42, Girne 36, Güzelyurt 16, Lefke 12. Adanın kuzey kesiminde envanterlere kayıtlı 512 kilise buluyor. Bu kiliselerden birçoğu pasif durumda olduklarından dolayı bakımsız, bir kısmı ise zaman içinde kısmen veya tamamen yıkılmış durumda.

 

1974’den sonra camiye dönüştürülen ve günümüzde cami olarak kullanılan kiliseler

Kilise, katedral ve şapellerin bir kısmı Osmanlılar, bir kısmı ise 1974’te adanın ikiye bölünmesinden sonra Türk toplumu tarafından camiye çevrilmiş. Değirmenlik Köyü’ndeki en büyük kilise olan 1902 yılında inşa edilen Panayia Chardakiotissa Kilisesi, 1975 yılında camiye (Başpınar Camii) çevrilen ilk kilise olmuş. Sonraki yıllarda camiye dönüştürülen Akdoğan/Lysi’daki Panayia Theotokos Kilisesi ve Lefkoşa’da 1977 yılında kiliseden tadilat yapılarak camiye çevrilen Yeni Şehir Şehitler Camii’ler de halen cami olarak kullanılıyor. Son olarak da Gazimağusa surlar içinde yer alan Sinan Paşa veya Buğday Cami diye anılan Latin kilisesi St. Peter ve St. Paul Kilisesi, 14. yüzyıl ortalarında Osmanlılar tarafından camiye dönüştürülmüş. Yapısal sorunları nedeniyle farklı amaçlarda kullanıldıktan sonra, 2009 yılında restore edilen yapı, 2020 yılının Ramazan ayından itibaren tekrar ibadete açılmış.

 

Kiliseden camiye dönüştürülen ancak artık kullanılmayan yapılar

1974 yılından sonra camiye dönüştürülen 70 kiliseden 20 tanesi 1991’den bu yana yapılmakta olan yeni camiler nedeniyle cemaatini kaybetmiş ve terkedilmiş. Mormenekşe Köyü’ndeki Agios Nikolaos Kilisesi Kıbrıs Türklerinin gelmesiyle 1975 yılında camiye dönüştürülmüş ve 2010 yılına kadar kullanılmış. Karpaz/Karpas yarımadasında bulunan Pamuklu/Tavrou’daki Agios Sergios Kilisesi de 1974 sonrasında camiye dönüştürülmüş. Ancak 2010 yılında hemen yanına yeni cami yapıldığı için terk edilmiş.

 

Camiye dönüştürüldükten sonra farklı işlev verilmiş Kiliseler

14. yüzyılda Kadınlar Manastırı’nın parçası olan ve Lüzinyanlar tarafından yaptırılan Lefkoşa’daki St. Catherine Kilisesi’ni Osmanlılar Ağalar Camisi adı altında camiye dönüştürmüş. Ancak Kıbrıs Vakıflar İdaresi tarafından restore edilmeye başlandıktan sonra, 1950’li yıllarda yapı evlilik ve kayıt ofisi olarak kullanılmış. 1986 ve 1991 yıllar arasında tekrar restore edildikten sonra da Haydar Paşa Cami olarak adlandırılmış. Günümüzde ise sanat galerisi ve müze olarak kullanılıyor. Kuzey Kıbrıs’ta 1974 sonrası İskele’deki Panayia Theotokos Kilisesi, Güzelyurt’daki St. Mamas Manastırı, Girne’deki Archangelos Kilisesi gibi birkaç kilise ikon ya da arkeoloji müzesine dönüştürülmüş. Latin kilisesi St. Peter ve St. Paul Kilisesi, Sinan Paşa adıyla camiye dönüştürülmüş. Ancak yapısal sorunları nedeniyle sonraları ahır, tahıl deposu ve kütüphane olarak hizmet vermiş. Tahıl ambarı olduğu dönemde Buğday Cami olarak anılan yapı, bir süre boş kaldıktan sonra 2009 yılında restore edilerek kültürel amaçlı kullanılmak üzere Gazimağusa Belediyesi’ne devredilmiş. Cami 2020 yılından sonra ise tekrar ibadete açılmış.

 

Az sayıda kilise ise 1974 yılından bugüne işlevini sürdürüyor.

Adadaki iki toplum tarafından da kutsal sayılan Apostolos Andreas Manastırı, kuzeyde kalan Rumlar tarafından bugün de kullanılan Dipkarpaz’daki Ayios Synesios Kilisesi ve Koruçam’da bulunan Ayios Georgios Maronit Kilisesi gibi birkaç kilise kendi toplulukları tarafından hala kullanılıyor.

 

İngiliz dönemi yapılan camiler

Lefkoşa’da 1912 yılında Türk ve Rum ustalar tarafından yapılan Gönyeli Camii,1914 yılında yapılan Küçük Kaymaklı Camii ve 1916’de inşa edilen Vadili Köyü Camii İngiliz döneminde yapılan camilere örnek.

 

1974 sonrası yapılan camiler

Kıbrıs ikiye bölündükten sonra birçok köye ve şehre yeni camiler yapılır. Bu camilerden bazıları; 2019 tarihinde ibadete açılan ismini Hz. Muhammet'in, birçok yönden akrabası olan Ümmü Haram Binti Milhan isimli sahabi kadından alan ve mimarisinde Edirne Selimiye Camisi’nden esinlenilen Hala Sultan Camii, 2010 yılında T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım heyeti tarafından çift minareli olarak yaptırılan Alayköy Mehmetçik Camii, Kıbrıs'ın Maraş kentinin ele geçirilmesinde önemli rol oynayan ‘Mağusa Fatihi’ lakabıyla anılan komutan Osman Fazıl adına yapılan Polatpaşa Camii, Müftü Ziyai Efendi Camii (1986), Değirmenlik Köyü Camii (1994), Çayönü Köyü Camii (2000), Beyarmudu Camii (2009), Güvercinlik Camii (2014), bölgede bulunan en büyük ve en yeni camilerden biri olan Harika Camii ile yapımı hala devam eden ancak ibadete de açık olan Gazimağusa Büyük Sanayi’deki Sanayii Camii.

Turistler tarihi camilere yoğun ilgi gösteriyor

Tarihinde birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve kültürler beşiği olan Kıbrıs, tarihi, kültürel zenginlikleri ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerin oldukça ilgi gösterdiği bir destinasyon. Kıbrıs, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca, bölgedeki güç dengeleriyle medeniyetlerin, kültür ve ticaretin, çeşitli dil ve dinlerin etkisi altında kalır. Uygarlıklarının buluşup kaynaştığı bir yer olan Kıbrıs’ta, Tunç ve Demir çağlarından, Roma ve Bizans dönemlerinden, Lüzinyanlar’dan, Venedikliler ve Osmanlılar’dan birçok tarihi eser günümüze dek gelir. Tarih ve kültür meraklısı birçok turist de geçmiş ile gelecek arasında bir kültür bağı oluşturan çeşitli medeniyetlerden kalma eserleri yerinde görmek, oraları gezerken o dönemin tarihi atmosferini solumak, tarihin derinliklerinde bir yolculuğa çıkmak ve tarihe yerinde şahit olmak için farklı kültürlerin ortak noktası haline gelen ve her bir medeniyetin izlerini barındıran Kıbrıs’a gelerek ülke turizmine ve ekonomisine katkı sağlıyor. Adeta açık hava müzesi olan Kıbrıs’ta ören yerleri, müzeler, tarihi cami ve kiliseler turistlerin oldukça ilgisini çekiyor. İngiltere, Almanya, Fransa ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerden adaya tatile gelen turistler tarihi camilere de yoğun ilgi gösterirken, camiye girmeden önce kısa şort, etek ve dekolte kıyafetlerinin üzerine şal, saçlarına da başörtüsü takmayı ihmal etmiyorlar. Tarihi camilerin içindeki motifleri inceleyip bol bol hatıra fotoğraf çekiyor ve çektiriyorlar.