Uzun bir zamandır hem Urla’da hem de gazetede köşe yazarlığında aktif olarak yer alamadım. Bunun sebebi ise; okul ve çalışma hayatına kendimi fazla kaptırmış olmam. Mezun olduktan sonra kariyerime geç kalmamış olmak için okul yıllarımda da güzel şirketlerde çalışmaya devam etmek istedim. Bu da hayatımdaki çoğu önemli değeri geri atmama sebep oldu. Kendimi çalışma hayatının hızına kaptırdım.
Türkiye’de İşletme öğrencisi olmak, mezun olduktan sonra 2-3 yıl boyunca düşük maaşlara çalışmak demek. Bu yüzden bu 2-3 yıllık süreci okul hayatımda atlatmak istedim. Bir üniversite öğrencisine göre, çok güzel şirketlerde ve çok güzel pozisyonlarda yer aldım. Yaklaşık 1 aydır işsizdim ve bu en çok mental sağlığımı etkiledi. Sabahları uyanacak bir işinin olmaması, maddi gücünü elinde tutamamak gibi sebeplerden, çalıştığım dönemki tüm rahatlığımı kaybettim. Türkiye’de sürekli bir yarış halinde olduğumuz için o 1 aylık süreçte boş kalmam bile beni geriye atmış gibi hissediyorum. Hâlbuki çalışmam için hiçbir zorunluluk yok… Bu tamamen Türkiye’deki hayat standartlarından dolayı kendime yüklediğim bir baskı… Ve çevremde gördüğüm kadarıyla bunu tek yaşayan ben değilim.
Hayatımızın en güzel yaşlarında böyle bir baskı ile baş etmeye çalışmak artık hepimize normal geliyor. Oysa şu anki emeklilerin durumunu görmesek, onlara üzülmesek belki de bu yaşlarımızı gezip tozmaya ayırabiliriz. Sürekli bir gelecek kaygısı içinde olmak, yarını düşünmek bize hem psikolojik hem de fiziksel zararlar veriyor. Ülkenin bu hali yüzünden böyle sorunlar yaşamak “geç kalmışlık” hissini daha da arttırıyor. Elimizde kalan tek şey ise daha çok çalışıp, gelecekte kendimize ve sevdiklerimize daha rahat bir hayat sunabilmek.
Çalıştığımız maaşlar ile zaten birikim yapmak çok zor. Günlük ihtiyaçlarımızda yavaşça lükse dönüyor. Dışarıda kahve içmek bile neredeyse lüks sayılacak duruma geldi. İnsanların ev dışında yapacakları bir sosyal aktivitede en ufak maliyeti düşünecek hale gelmeleri ise sosyalliği öldürüyor. Artık gençler ileride bir ev bir araba almak için çalışmıyor. Bunun hayali çoktan bitti. Bir yerlere tatile gitmek, günü geçirmek için çalışıyoruz. İnsanlar sosyalleşemedikçe de depresyona giriyor. Günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, dışarıda bir kahve içmenin lüks sayılması artık normalleşiyor. Asgari ücret, asgari düzeyde bir yaşamı bile sağlamıyor. Artık insanlar yatırım yapıp, güzel tatillere çıkmayı değil; daha yüksek maaşlı bir işi hayal ediyor.
Hepimizin üstünde olan bu baskının uzun yıllar boyunca kalkacağını sanmıyorum. Bir yarışta gibi para kazanmaya çalışmaya devam edeceğiz. Ne kadar çok kazanırsak, hep dahasını kazanmayı isteyeceğiz. İleride ailemize güzel bir hayat vermek için bu bizi daha çok hırslandıracak. İnsan olduğumuz için içgüdüsel olarak geleceğimizi garantiye almayı isteyeceğiz. Şu an yaşadığımız sorun, geleceğimizi tam olarak tahmin edememek. Özellikle benim yaşlarımda gelecek o kadar belirsiz ki… Verdiğin emeğin karşılığını görmen yıllarını alıyor. Bunun için de ipi elden hiç bırakmamak gerekiyor.
Yine de nerede çalışırsam çalışayım; artık önceliklerimi belirleyip aileme, sevdiklerime, arkadaşlarıma daha çok vakit ayıracağım. Şu anki hayatımı geleceğim için ikinci plana atmaktan vazgeçeceğim. Ne kadar çok para kazanırsam kazanayım, hiçbiri sevdiklerimle geçireceğim saatlerden daha önemli değil. Umarım herkes hayatında bunu yapabilecek kadar şanslı olur…
