Urla’nın Millî Mücadele hikâyesi 12 Eylül 1922’de kurtuluşla değil, 14 Mayıs 1919’da işgalin ayak sesleriyle başladı. 16 Mayıs’ta ise İzmir’in işgalinden yalnızca bir gün sonra Urlalılar silaha sarıldı. Askerî depodan alınan 120 tüfek ve cephaneyle oluşturulan milis kuvveti, 173. Alay’ın emrine girerek işgale karşı savaşa başladı. Sonraki yıllarda arşiv belgeleri üzerinde yapılan akademik araştırmalar kronolojiyi netleştirdi: Batı Anadolu’daki ilk Kuvayı Milliye direnişi Urla’da başladı. İki günlük direnişin ardından üç yılı aşkın işgal yaşandı. 1922 Eylül’ünde Türk ordusu bu kez Urla’yı kurtarmak için aynı yollara döndü. 12 Eylül’de Urla merkez, 14 Eylül’de batı köyleri özgürlüğüne kavuştu. Ancak bu destanın içinde bugün bile cevabı aranan bir soru kaldı: Urla’ya top ve mühimmat götüren Yüzbaşı Kemal şehit olduktan sonra askerlerini ve toplarını kim getirdi?
14 MAYIS 1919
İŞGALİN AYAK SESLERİ ÖNCE URLA KIYILARINDA DUYULDU
Urla’nın işgal hikâyesi 15 Mayıs’ta başlamadı.
Takvimler 14 Mayıs 1919’u gösteriyordu.
İzmir henüz Yunan ordusu tarafından işgal edilmemişti.
Ancak bir gün önce hazırlıklar tamamlanmış, İzmir Körfezi’ni koruyan stratejik istihkâmların işgaline başlanmıştı.
Urla İstihkâmları da bunların arasındaydı.
İtilaf Devletleri adına hareket eden birlikler Urla’nın kıyı savunmasını kontrol altına aldı. Askerî makamlara, karşı koyulmaması ve silahların teslim edilmesi emredilmişti.
Urla’nın savunma gücü daha Yunan askeri İzmir’e çıkmadan etkisiz hâle getiriliyordu.
Ertesi sabah İzmir’in başına geleceklerin ilk işareti Urla kıyılarında görülmüştü.
15 MAYIS 1919
İZMİR İŞGAL EDİLDİ
15 Mayıs sabahı Yunan birlikleri İzmir’e çıktı.
İşgal haberi kısa sürede Urla’ya ulaştı.
Urla’da 56. Tümene bağlı 173. Alay bulunuyordu.
Ancak Mondros Mütarekesi sonrasında ordunun terhis edilmesi, asker sayısının azaltılması ve silahların depolara kaldırılması nedeniyle alayın eski gücünden eser yoktu.
Alay Komutanı Yarbay Kâzım Bey’in yanında yalnızca 18 er ve birkaç jandarma bulunuyordu.
Bir tarafta yaklaşan yüzlerce silahlı insan...
Diğer tarafta 18 asker.
Urla ertesi sabaha böyle uyandı.
16 MAYIS 1919
İLK KUVAYI MİLLİYE DİRENİŞİ URLA’DA BAŞLADI
İzmir’in işgalinden yalnızca bir gün sonra Urla’da silahlar patladı.
Akademik araştırmalara göre yaklaşık 800 kişilik silahlı yerli Rum grubu, çevredeki Türk köylerine saldırmaya, insanları öldürmeye, malları yağmalamaya ve Urla’nın Türk mahallelerini kuşatmaya başladı.
Yarbay Kâzım Bey yanındaki 18 asker ve birkaç jandarmayla karşı koydu.
İlk saldırı püskürtüldü.
Ama herkes aynı gerçeği görüyordu:
18 ASKERLE URLA SAVUNULAMAZDI.
Urlalılar Kâzım Bey’in yanına geldi.
Silah istediler.
Yerel hafızada kuşaktan kuşağa aktarılan anlatıya göre Kâzım Bey, aldığı emirler nedeniyle halka açıkça silah dağıtamıyordu.
Ancak silahların bulunduğu yeri biliyordu.
Anlatıya göre halka “gidin alın” demedi.
Ama deponun yerini gösterdi.
Bu ayrıntıyı doğrulayan doğrudan askerî emir veya tutanak bugüne kadar bulunamadı.
Bundan sonra olanlar ise tarihî kayıtlarla sabit.
URLALILAR SİLAH DEPOSUNU AÇTI
Halk askerî depoya girdi.
İçerideki:
120 TÜFEĞİ VE CEPHANEYİ ALDI.
Yaklaşık 120 kişilik milis kuvveti oluşturuldu.
Üstelik bu insanlar başıbozuk bir silahlı grup olarak hareket etmedi.
173.Alay’ın emrine girdiler.
Bir tarafta düzenli asker...
Bir tarafta birkaç saat önce tüfeğini depodan alan Urlalılar...
Yan yana savaşa girdiler.
Daha sonraki akademik çalışmaların ortaya koyduğu kronoloji burada çok önemli bir tarihî gerçeği netleştirdi:
BATI ANADOLU’DA İLK KUVAYI MİLLİYE DİRENİŞİ 16 MAYIS 1919’DA URLA’DA BAŞLADI.
Uzun yıllar ilk Kuvayı Milliye direnişi denildiğinde Ödemiş öne çıktı.
Ancak mesele kentlerin mücadelesini yarıştırmak değil, tarihi doğru sıraya koymak.
Arşiv belgeleri üzerinde yapılan akademik çalışmalar, Urla’daki örgütlü asker-halk direnişinin kronolojik olarak daha önce gerçekleştiğini ortaya koydu.
Urlalılar, İzmir’in işgalinden yalnızca bir gün sonra silahlanmıştı.
O GÜNÜN FOTOĞRAFI HÂLÂ DURUYOR
Bu direnişten yalnızca yazılı kayıtlar kalmadı.
Urlalı bir ailenin özel arşivinde bulunan tarihî bir fotoğraf, bizi tam 16 Mayıs 1919’a götürüyor.
Aile kayıtlarına göre fotoğraf Urla Top Tepesi’nde, dönemin mezbahasının yakınında çekildi.
Fotoğrafta 173. Alay Komutanı Yarbay Kâzım Bey, askerler, jandarmalar ve direnişe katılan Urlalılar görülüyor.
Aile arşivinden aktarılan bilgilere göre karede dönemin Urla Müftüsü Ahmet Refik Ural, Belediye Başkanı Hüseyin Bey ve Urla Jandarma Komutanı Ziya Bey de bulunuyor.
Fotoğraftaki bütün kişilerin kimliği bağımsız belgelerle henüz tek tek doğrulanabilmiş değil.
Ancak fotoğrafın aile arşivinde taşıdığı tarih ve bilgi doğruysa elimizde çok önemli bir tarihî tanık var:
İLK KUVAYI MİLLİYE DİRENİŞİNİN BAŞLADIĞI GÜN URLA’DA ÇEKİLEN FOTOĞRAF.
AYNI GÜN İSKELE’DE BAŞKA BİR MÜCADELE VARDI
Urla merkezinde halk silahlanırken İskele’de işler daha da kötüye gidiyordu.
16 Mayıs’ta bir Yunan muhribi Urla İskelesi’ne yanaştı.
Gemiden çıkan silahlı müfreze İskele’yi ve 173. Alay’ın burada bulunan silah deposunu kontrol altına aldı.
16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gece depo açıldı.
İçindeki silah ve cephane alındı.
Kaynaklara göre bu silahların bir bölümü yerli Rumlara dağıtıldı.
Böylece aynı saatlerde Urla’da iki silah deposu iki farklı kader yaşadı.
Urla merkezindeki depodan silah alan Türk halkı direnişe katıldı.
İskele’deki askerî depo ise işgal kuvvetlerinin eline geçti.
Dengeler giderek Urla’nın aleyhine dönüyordu.
17 MAYIS 1919
URLA POLİSİNE SALDIRI
Direniş ikinci gün de devam etti.
Ve Urla tarihinin bugün neredeyse unutulmuş en acı olaylarından biri yaşandı.
Urla Polis Komiseri Giritli Hüseyin Efendi, Ziraat Bankası önünde öldürüldü.
Polis memurları Refik Efendi ve Halil Efendi ile emekli polis Ahmet Efendi de öldürüldü.
Dört isim...
Bugün çoğu Urlalının adını dahi bilmediği dört insan.
Urla işgal edilirken görevlerinin başındaydılar.
Ve hayatlarını kaybettiler.
17 MAYIS AKŞAMI
URLA İKİ GÜNDÜR DİRENİYORDU
16 Mayıs sabahında başlayan çatışmalar 17 Mayıs boyunca devam etti.
Fakat artık karşılarında yalnız silahlı yerel gruplar yoktu.
Denizden gelen Yunan askerleri ve düzenli birlikler de devreye girmişti.
Bir avuç asker ve Urlalı milis iki gündür direniyordu.
Ama güçler denk değildi.
17 Mayıs akşamına doğru direniş kırıldı.
Ömer Sami Coşar’ın yıllar sonra dönem belgelerinden hazırladığı İstiklâl Harbi Gazetesi çalışmasının Urla bölümündeki başlık, yaşananları iki kelimeyle anlatıyordu:
“URLA DÜŞTÜ”
18–19 MAYIS 1919
İŞGAL YERLEŞTİ
Direnişin kırılmasının ardından Türk subay ve askerleri üzerindeki baskı arttı.
18 Mayıs’ta Türk subaylarının Hükümet Konağı önünde hakaretlere uğradığı ve bir odaya kapatıldığı kayıtlara geçti.
19 Mayıs’ta ise Urla’daki Türk subayları, askerleri ve aileleri İskele’ye götürüldü.
Bir Yunan savaş gemisiyle İzmir’e sevk edildiler.
Tarihin acı tesadüfü...
Aynı gün Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktı.
Anadolu’nun bir ucunda Millî Mücadele yeni bir safhaya geçerken, Urla’da iki gün boyunca savaşan askerler İzmir’e götürülüyordu.
Urla için üç yılı aşacak işgal dönemi başlamıştı.
İŞGALİN İLK MUHASEBESİ
DAHA ÜÇ AYDA 44 ÖLÜ, 136 YAKILAN HANE
İşgalin üzerinden henüz üç ay bile geçmemişti.
Urla Kaymakamlığı yaşananların hesabını çıkardı.
10 Ağustos 1919 tarihli zayiat cetveli korkunç bir tablo ortaya koydu.
44 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ.
Ölenlerin 10’u kadın ve kızdı.
Bir kişi yaralandı.
16 kişi darbedildi.
İki kadına yönelik cinsel saldırı kayda geçirildi.
291 EV VE YAPI YAĞMALANDI.
Bunların arasında okul ve cami de vardı.
136 HANE YAKILDI.
Gasp edilen eşya ve malların toplam değeri ise dönemin parasıyla:
20 MİLYON 939 BİN 621 KURUŞTU.
Ama bu üç yıllık işgalin toplam bilançosu değildi.
Belgenin tarihi 10 Ağustos 1919’du.
Yani bunlar yalnızca işgalin ilk aylarında tespit edilebilen kayıplardı.
KÖYLER DE KAYIPLARINI TEK TEK YAZDI
Eylül ayında köylerin zararları da kayıt altına alındı.
Dereköy...
Sarıabdallar...
Kuşçular...
Milyonlarca kuruşluk zarar bildirdi.
Yakılan evler...
Yağmalanan mallar...
Terk edilen topraklar...
İşgal yalnız Urla merkezinin yaşadığı bir felaket değildi.
Bütün yarımada bedel ödüyordu.
1919–1922
ÜÇ YILI AŞAN İŞGAL
Urla üç yılı aşkın süre işgal altında kaldı.
Bu dönemin özellikle 1920 ve 1921 yılları bugün bile Urla tarihinin yeterince aydınlatılmamış bölümleri arasında.
Kimler tutuklandı?
Kimler göç etti?
16 Mayıs’ta silaha sarılan Urlalıların kaçı daha sonra Kuvayı Milliye’ye katıldı?
Nerelerde savaştılar?
İşgal altındaki Urla’da günlük hayat nasıldı?
Bu soruların bir bölümünün cevabı hâlâ arşivlerde aranmayı bekliyor.
Sonra 1922 yazı geldi.
Ve Anadolu’daki savaşın kaderi değişti.
26 AĞUSTOS 1922
BÜYÜK TAARRUZ BAŞLADI
26 Ağustos sabahı Türk ordusu Büyük Taarruz’u başlattı.
30 Ağustos’ta Yunan ordusunun ana kuvvetleri yenildi.
Türk ordusu batıya yöneldi.
9 Eylül’de İzmir kurtarıldı.
Fakat Urla ve Çeşme Yarımadası hâlâ tamamen temizlenmemişti.
Geri çekilen Yunan kuvvetlerinin bir bölümü Çeşme yönüne kaçıyordu.
Bu nedenle İzmir’in kurtuluşuyla savaş bitmedi.
Türk ordusu yüzünü yarımadaya çevirdi.
10 EYLÜL 1922
EMİR AÇIKTI: URLA’DAN ÇEŞME’YE KADAR
Birlikler farklı kollardan gidecekti.
Süvariler dağ yollarından...
Piyade farklı güzergâhlardan...
Topçu ve ağır araçlar şoseden...
Hedef yalnız Urla değildi.
URLA’DAN ÇEŞME’YE KADAR YARIMADA TEMİZLENECEKTİ.
Fahrettin Altay’ın ailesinin Urla ile köklü bağları vardı. Eski Türk Tarih Kurumu kayıtlarında kendisi de Urla doğumlu olarak gösterilmiş, sonraki biyografik çalışmalarda doğum yerine ilişkin farklı kayıtlar ortaya çıkmıştı.
Ancak ailesinin Urla bağlantısı açıktı.
Şimdi ailesinin memleketinin de bulunduğu yarımadanın kurtuluş harekâtını yöneten komutanlardan biriydi.
11 EYLÜL 1922
TOPLAR URLA’YA DOĞRU YOLA ÇIKTI
Urla’ya gönderilen birliklerden biri 57. Tümendi.
Tümenin topçu unsurları arasında:
57. TOPÇU ALAYI 1. BATARYA bulunuyordu.
Batarya Komutanı: YÜZBAŞI KEMAL BEY’Dİ.
Görev, Urla yönünde ilerlemek ve 5. Süvari Kolordusuna destek sağlamaktı.
Fakat sahil yolu tehlikeliydi.
Denizdeki Yunan savaş gemileri yolu ateş altında tutuyordu.
Piyade dağ yollarına sapabilirdi.
Ama toplar, cephane arabaları ve ağır malzeme aynı şeyi yapamazdı.
Bu nedenle sahra bataryaları hava karardıktan sonra kıyı yolundan ilerledi.
11 EYLÜL GECESİ
URLA’YA ULAŞAMADAN ŞEHİT OLDULAR
Yüzbaşı Kemal’in bulunduğu topçu kolu Abdullah Ağa Çiftliği civarına geldiğinde denizden ateş açıldı.
Yüzbaşı Kemal vuruldu.
Yanındaki seyisi Urfalı Onbaşı Baki de şehit oldu.
İki asker kurtarmaya geldikleri Urla’ya ulaşamadan hayatlarını kaybetti.
Naaşları yol kenarına aceleyle defnedildi.
Mezarlarının yeri işaretlendi.
Sonra çok önemli bir şey oldu:
BİRLİK GERİ DÖNMEDİ.
Toplar ve cephane Urla yönünde ilerlemeye devam etti.
Askerî kayıtlara göre 57. Tümenin sahra bataryaları 12 Eylül gecesi Urla’ya ulaştı.
TARİHİN KAYIP HALKASI
O TOPLARI URLA’YA KİM GETİRDİ?
İşte araştırmamızın hâlâ çözülemeyen noktası burada.
Yüzbaşı Kemal şehit olmuştu.
Ama geride:
Askerler...
Toplar...
Cephane...
Arabalar...
Ve yerine getirilmesi gereken bir emir vardı.
Bir askerî birlik komutansız hareket etmez.
Komutan şehit olduğunda komuta zinciri devam eder.
Birisi askerleri toparladı.
Birisi o topları yürüttü.
Ve askerî kayıtların gösterdiği üzere bataryalar Urla’ya ulaştı.
Fakat taranan yayımlanmış askerî kaynaklarda şu sorunun cevabı açıkça yazmıyor:
YÜZBAŞI KEMAL’İN YERİNE KİM GEÇTİ?
Urla’nın yerel hafızasında bu soruya verilen bir cevap var:
BAYTAR ALİ CENGİZ.
ALİ CENGİZ’İN ASKERLİĞİ ARTIK BİR AİLE RİVAYETİ DEĞİL
Ali Cengiz’in ailesinin arşivinde askerî fotoğraflar, personel özgeçmişi, eski muhariplik belgeleri ve İstiklâl Madalyası vesikası bulunuyor.
Belgeler Ali Cengiz’in askerî baytar olduğunu gösteriyor.
İstanbul Tatbikat-ı Baytariye Mektebi mezunuydu.
Bağdat’tan başlayan askerî görevleri vardı.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında görev yaptı.
Millî Mücadele’ye katıldı.
KIRMIZI ŞERİTLİ İSTİKLÂL MADALYASI SAHİBİYDİ.
Daha sonra Urla’da Hükümet Veterineri olarak görev yaptı.
Dolayısıyla Ali Cengiz’in askerî geçmişi ve Millî Mücadele’ye katıldığı belgeli.
AİLEDE BİR ASIRDIR ANLATILAN HİKÂYE
Ali Cengiz’in ailesinde anlatılanlara göre Yüzbaşı Kemal şehit olduğunda kalan askerleri Ali Cengiz toparladı.
Top ve mühimmatla Urla’ya devam etti.
Aile anlatısına göre Ali Cengiz ve beraberindeki askerler ana süvari kuvvetlerinden önce Urla merkezine ulaştı ve Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekti.
Bu iddiayı doğrudan doğrulayan 11–12 Eylül 1922 tarihli birlik emri veya harp ceridesine henüz ulaşılmış değil.
Bu nedenle bunu kesinleşmiş askerî kayıt olarak yazmıyoruz.
Ama başka bir gerçeği de gözden kaçırmıyoruz:
Yüzbaşı Kemal şehit oldu.
Birliği görevine devam etti.
Sahra bataryaları Urla’ya ulaştı.
Ve şu ana kadar ulaşılan yayımlanmış askerî kaynaklarda bu birliği Yüzbaşı Kemal’den sonra kimin yönettiği açıkça belirtilmiyor.
Ali Cengiz iddiası işte tam bu boşlukta duruyor.
12 EYLÜL 1922
URLA MERKEZ KURTULDU
Türk birlikleri farklı yönlerden Urla’ya ilerledi.
Albay Çolak İbrahim Bey komutasındaki 3. Süvari Tümeni Seferihisar–Bademler hattından geliyordu.
Bu iki birlik zaman zaman yerel anlatılarda birbirine karıştırılıyor.
Yüzbaşı Kemal süvari komutanı değildi.
57. TOPÇU ALAYI 1. BATARYA KOMUTANIYDI.
Çolak İbrahim Bey ise:
3. SÜVARİ TÜMENİ KOMUTANIYDI.
12 Eylül’de Türk birlikleri Urla’ya girdi.
Türk bayrağı yeniden göndere çekildi.
URLA MERKEZ ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU.
Ama Urla’nın tamamı kurtulmuş değildi.
Çünkü batıda savaş devam ediyordu.
12 EYLÜL’DE URLA’YA GİRERKEN BİLE ÇATIŞMA VARDI
Türk ordusunun Urla’ya yürüyüşü yalnız bir “kente giriş” değildi.
Askerî kayıtlara göre 12 Eylül’de Urla’ya ilerleyen Türk birlikleri, Sığırcık yönüne çekilen iki Yunan bölüğüyle karşılaştı.
Çatışma çıktı.
Yunan kuvvetleri kayıp verdi, 42 asker esir alındı.
Kaçabilenler Sığırcık’taki bir yelkenliyle uzaklaştı.
Yani Urla’nın kurtuluş günü bile savaş henüz bitmemişti.
13 EYLÜL 1922
URLA’DA BAYRAK DALGALANIRKEN YAĞCILAR’DA TOPLAR ATIYORDU
12 Eylül gecesi Urla merkez artık Türk ordusunun elindeydi.
Fakat birkaç kilometre batıda Yunan birlikleri savunma mevzileri kurmuştu.
13 Eylül’de 3. Süvari Tümeni’ne Yağcılar güneyinden ilerleyerek düşmanın sağ kanadına saldırma görevi verildi.
Türk süvarileri Yağcılar çevresine ilerledi.
Yunan birlikleri Yağcılar’ın batı sırtlarında mevzilenmişti.
Türk birlikleri taarruza geçti.
Fakat Yunan harp gemileri denizden ateş açarak savunmaya destek verdi.
Çatışma ağırlaştı.
Taarruz o gün kesin sonuç vermedi.
Urla merkezinde kurtuluş yaşanırken...
YAĞCILAR’DA SAVAŞ DEVAM EDİYORDU.
14 EYLÜL 1922
BATI KÖYLERİ İÇİN KURTULUŞ GÜNÜ
13 Eylül gecesi Türk ordusunun yeni emri hazırdı.
14 Eylül sabahı büyük saldırı başlayacaktı.
Piyade Tümeni Yağcılar Dağı’na taarruz edecekti. Süvari Tümeni kuzeyden ilerleyecekti. Süvari Tümeni saldırıya katılacaktı. Süvari Tümeni Söğüt–Zeytinler yönünde hareket edecekti.Ve 14 Eylül’de Türk ordusu yeniden ileri atıldı.
Askerî kayıtlarda o günün ilerleyişi artık köy isimleriyle görülüyor:
1. SÜVARİ TÜMENİ BARBAROS KÖYÜ DOĞUSUNA,
14. SÜVARİ TÜMENİ ZEYTİNLER DOĞUSUNA,
3. SÜVARİ TÜMENİ SÖĞÜT–ZEYTİNLER BÖLGESİNE,
57. PİYADE TÜMENİ URLA–ÇEŞME HATTINDA BATIYA
ilerledi.
İşte bu nedenle Urla’nın batı köylerinin hafızasında 14 Eylül ayrı bir yere sahiptir.
BARBAROS’UN KURTULUŞ GÜNÜ: 14 EYLÜL
Barbaros halkı bugün de 14 Eylül’ü köyün düşman işgalinden kurtuluş günü olarak anıyor.
Bu yalnız yerel hafızayla da sınırlı değil.
14 Eylül tarihli askerî harekât kaydında 1. Süvari Tümeni’nin Barbaros köyünün doğusuna kadar ilerlediği açık biçimde görülüyor.
Yerel hafıza ile askerî kronoloji burada birbirini tamamlıyor.
ZEYTİNELİ VE BATI KÖYLERİ DE 14 EYLÜL’Ü YAŞATIYOR
Zeytineli’nde de 14 Eylül, köyün düşman işgalinden kurtuluş günü olarak kutlanıyor.
Uzunkuyu ve Urla’nın batı hattındaki yerleşimlerin yerel hafızasında da aynı tarih yaşatılıyor.
Böylece Urla’nın kurtuluşunu artık tek tarihe sıkıştırmak mümkün değil.
12 EYLÜL 1922 — URLA MERKEZ
14 EYLÜL 1922 — URLA’NIN BATI KÖYLERİ
Ama savaş hâlâ bitmemişti.
Türk ordusunun önünde Alaçatı ve Çeşme vardı.
15 EYLÜL 1922
TÜRK ORDUSU ALAÇATI HATTINA ULAŞTI
14 Eylül’de kırılan savunmanın ardından Türk birlikleri geri çekilen Yunan kuvvetlerini takip etti.
Askerî kayıtlara göre 15 Eylül’de Türk birlikleri Alaçatı–Ilıcaköy hattına ulaştı.
Yunan ordusunun geriye kalan unsurları artık Çeşme’ye sıkışıyordu.
Denizde gemiler...
Karada Türk süvarileri ve piyadeleri...
Yarımadadaki savaş sonuna yaklaşıyordu.
16 EYLÜL 1922
TAKİP ÇEŞME’YE ULAŞTI
Türk ordusunun günler önce aldığı emir yerine getiriliyordu:
URLA’DAN ÇEŞME’YE KADAR YARIMADA TEMİZLENECEKTİ.
Urla merkezde 12 Eylül’de başlayan kurtuluş, batı köylerinde 14 Eylül’de devam etti.
Ardından takip Alaçatı ve Çeşme’ye uzandı.
Yarımadanın işgalden tamamen temizlenmesiyle üç yılı aşan büyük hesap kapandı.
ÇOLAK İBRAHİM BEY’İN ADI URLA’DA HÂLÂ YAŞIYOR
Albay Çolak İbrahim Bey’in Urla’nın kurtuluşundaki rolü unutulmadı.
Bugün Urla’da onun adını taşıyan:
ALBAY ÇOLAK İBRAHİM BEY İLKOKULU bulunuyor.
Urla yolunda şehit olan Yüzbaşı Kemal’in adı da ŞEHİT KEMAL İLKOKULU’NDA yaşamaya devam ediyor.
Biri Urla’ya giren süvari kuvvetlerinin komutanlarından...
Diğeri Urla’ya top ve cephane yetiştirmeye çalışırken şehit olan topçu subayı...
Bir asır sonra Urlalı çocuklar onların isimlerini taşıyan okullarda eğitim görüyor.
YÜZBAŞI KEMAL VE BAKİ DE SONUNDA URLA’YA GELDİ
Yüzbaşı Kemal ve Onbaşı Baki kurtarmaya geldikleri Urla’ya sağ ulaşamadılar.
Ancak daha sonra naaşları ilk gömüldükleri yerden çıkarıldı.
Urla İskele’deki Yıldıztepe’ye getirildiler.
Bugün iki şehit yan yana yatıyor.
1965 yılında 57. Topçu Er Eğitim Tugayı tarafından buraya yapılan anıt onların hatırasını yaşatıyor.
BEYAZ ATIN ÜZERİNDEKİ ALİ CENGİZ
Ali Cengiz’in hikâyesi savaşın bitmesiyle sona ermedi.
Urla’ya yerleşti.
Hükümet Veterineri olarak görev yaptı.
Ve yıllarca 12 Eylül Urla’nın Kurtuluşu törenlerine katıldı.
Aile arşivindeki Cumhuriyet’in ilk yıllarına ait olduğu belirtilen fotoğrafta Ali Cengiz beyaz bir atın üzerinde görülüyor.
Arkasında süvariler...
Bir başka atlının elinde Türk bayrağı...
Yol kenarında töreni izleyen Urlalılar...
Fotoğraf, Ali Cengiz’in 1922’de Urla’ya ilk giren asker olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Ama önemli bir gerçeği ortaya koyar:
ALİ CENGİZ’İN URLA’NIN KURTULUŞUYLA İLİŞKİLENDİRİLMESİ BUGÜN ORTAYA ÇIKMIŞ BİR AİLE HİKÂYESİ DEĞİLDİR.
Bu ilişki, Ali Cengiz hayattayken de Urla’nın kurtuluş törenlerinde görülmektedir.
HATIRLANANLAR, UNUTULANLAR...
Urla’nın Millî Mücadele hikâyesinin içinde bugün yeniden hatırlamamız gereken insanlar var.
Yarbay Kâzım Bey...
Müftü Ahmet Refik Ural...
Belediye Başkanı Hüseyin Bey...
Jandarma Komutanı Ziya Bey...
Komiser Giritli Hüseyin Efendi...
Polis Refik Efendi...
Polis Halil Efendi...
Emekli polis Ahmet Efendi...
Behçet Sakarya...
Deli Sabri Yılmaz...
Abdullah Çavuş...
Yüzbaşı Kemal...
Onbaşı Baki...
Albay Çolak İbrahim Bey...
Baytar Ali Cengiz...
Ve 16 Mayıs 1919 tarihli o fotoğrafta yüzlerini gördüğümüz, fakat bugün isimlerini bilemediğimiz Urlalılar...
URLA BİR GÜNDE İŞGAL EDİLMEDİ, BİR GÜNDE DE KURTULMADI
Urla’nın hikâyesini yalnız iki tarihle anlatmak kolay:
16 Mayıs 1919...
12 Eylül 1922...
Ama gerçek hikâye çok daha büyük.
14 MAYIS 1919
Urla’nın kıyı savunması işgal edildi.
15 MAYIS
İzmir işgal edildi.
16 MAYIS
Urlalılar silah deposunu açtı.
İlk Kuvayı Milliye direnişi Urla’da başladı.
17 MAYIS
Çatışmalar devam etti.
Urla’nın polisleri öldürüldü.
18–19 MAYIS
Direniş kırıldı.
Türk askerleri Urla’dan götürüldü.
Sonra üç yılı aşkın işgal yaşandı.
Ve takvim 1922’yi gösterdi.
11 EYLÜL 1922
Yüzbaşı Kemal ve Onbaşı Baki Urla yolunda şehit düştü.
12 EYLÜL
Urla merkez kurtuldu.
Ama savaş bitmedi.
13 EYLÜL
Yağcılar çevresinde çatışmalar devam etti.
14 EYLÜL
Türk birlikleri Barbaros, Zeytinler ve Urla’nın batı hattına ilerledi.
Batı köyleri özgürlüğüne kavuştu.
15 EYLÜL
Türk ordusu Alaçatı hattına ulaştı.
16 EYLÜL
Takip Çeşme’ye vardı.
URLA BİRKAÇ GÜNDE İŞGAL EDİLDİ.
BİRKAÇ GÜNDE KURTARILDI.
BİR FOTOĞRAFLA BAŞLAYIP BİR BAYRAKLA BİTEN DESTAN
16 Mayıs 1919...
Top Tepesi.
Bir avuç asker ve Urlalı.
Ellerinde depodan çıkardıkları tüfekler.
Karşılarında kendilerinden kat kat büyük bir güç.
Yardım yok.
Ama direniyorlar.
Üç yılı aşkın süre sonra...
11 Eylül 1922 gecesi...
Bu kez Türk askerleri aynı topraklara geri dönüyor.
Yüzbaşı Kemal ve Onbaşı Baki Urla’ya birkaç saat kala şehit düşüyor.
Ama askerler geri dönmüyor.
Toplarını bırakmıyor.
Yürümeye devam ediyor.
12 Eylül’de Türk bayrağı yeniden Urla merkezde dalgalanıyor.
İki gün sonra, 14 Eylül’de batı köyleri özgürlüğüne kavuşuyor.
Türk ordusu durmuyor.
Çeşme’ye kadar gidiyor.
Ve böylece 14 Mayıs 1919’da Urla kıyılarında başlayan işgalin son perdesi kapanıyor.
Ama tarihin bize bıraktığı bir soru hâlâ açık:
YÜZBAŞI KEMAL ŞEHİT OLDUKTAN SONRA O TOPLARI URLA’YA KİM GETİRDİ?
Bugün askerî kaynakların bıraktığı boşlukta Urla’nın yerel hafızası ve Ali Cengiz ailesinin arşivi bir ismi işaret ediyor:
BAYTAR ALİ CENGİZ.
Belki bir gün askerî arşivlerden çıkacak tek bir emir, tek bir harp ceridesi ya da tek bir satır bu sorunun da kesin cevabını verecek.
Fakat cevabı artık kesin olan başka bir soru var:
İlk Kuvayı Milliye direnişi nerede başladı?
URLA’DA.
16 Mayıs 1919’da...
Silah deposunun kapısını açan Urlalılarla...
18 askerin yanına koşan milislerle...
Görev başında öldürülen polislerle...
Köylerini savunanlarla...
Ve işgale boyun eğmeyenlerle...
Urla’nın Millî Mücadele hikâyesi yalnız bir kurtuluş hikâyesi değildir.
ÖNCE DİRENİŞİN HİKÂYESİDİR.
Ve bugün bize düşen: UNUTMAMAKTIR.
Çünkü Urla’yı kurtaranları anlatmak yetmez; Urla’yı ilk gün savunanları da hatırlamak gerekir.
