Eğitim-öğretim yılının tamamlanıp, okulların kapanmasıyla birlikte milyonlarca aile ve seyahatsever için yaz tatili planları hız kazandı. Son yıllarda Türk turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Balkan rotaları, bu sezon da tatilcilerin gözdesi olmayı sürdürüyor. Tarihi kentleri, doğal güzellikleri ve kültürel zenginlikleriyle her yıl milyonlarca ziyaretçi ağırlayan Dalmaçya kıyılarının güneyinde, denize uzanan bir burun üzerine kurulu Hırvatistan'ın incisi Dubrovnik ise seyahat tutkunlarının ilk tercihleri arasında kendini gösteriyor.
Gezginlerin bu yoğun ilgisi, ülkenin resmi turizm verilerine de doğrudan yansıyor. Hırvatistan Ulusal Turizm Kurulu ve Hırvatistan İstatistik Ofisi'nin resmi verilerine göre 2025 yılında 21,8 milyon ziyaretçi ve 110,1 milyon geceleme ile tarihinin en yüksek turizm rakamlarına ulaşan ülkede, yabancı ziyaretçilerden elde edilen gelir 15 milyar 298 milyon Euro seviyesinde gerçekleşti. Adriyatik kıyısındaki Dubrovnik ise kruvaziyer, kültür ve film turizmiyle bu hareketliliğin en yoğun yaşandığı merkezlerin başında geldi. Şehrin entegre ziyaretçi kartı olan Dubrovnik Pass, geçtiğimiz dönemde 20,7 milyon Euro brüt hasılat barajını aşarak kentin tarihi miras fonuna ve belediye bütçesine devasa bir katkı sundu.
YENİ SEZONDA HEDEF: SÜRDÜRÜLEBİLİR VE NİTELİKLİ BÜYÜME
Yakalanan bu tarihi başarıların ardından, kentin ve ülkenin yeni sezondan beklentileri "nicelikten ziyade niteliğe odaklanma" yönünde şekilleniyor. Yılın ilk beş ayında 1 milyon geceleme barajını aşarak sezona güçlü bir giriş yapan Balkanlar'ın en eski kentlerinden Dubrovnik, küresel ölçekte yaşanan maliyet artışlarına ve jeopolitik belirsizliklere rağmen dinamizmini koruyor. Turizm otoriteleri, kitle turizminin yarattığı baskıyı azaltmak amacıyla sezonu 12 aya yaymayı ve dijital göçebe gibi uzun dönemli ziyaretçileri bölgeye çekmeyi hedefliyor.
SHAW: "YERYÜZÜNDE CENNETİ ARAYANLAR DUBROVNİK’E GELMELİDİR”
Ünlü oyun yazarı George Bernard Shaw’ın, "Yeryüzünde cenneti arayanlar Dubrovnik’e gelmelidir" sözleriyle hayranlığını dile getirdiği kent, İngiliz edebiyatının simge ismi Lord Byron tarafından da "Adriyatik’in İncisi" olarak tanımlanıyor. Yaşadıkları dönemde topraklarımıza derin bağlar kuran bu iki isimden Byron, Osmanlı döneminde İstanbul, İzmir ve Çanakkale’yi keşfetmişti. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu yakından takip eden Shaw ise, "Mustafa Kemal; İngilizlerin yenilmez sanılan büyük güçlerini dize getirerek onları Anadolu'dan temizledi. O, Türk milletiyle birlikte tüm ezilen uluslara özgürlük yolunu açan bir meşaledir" sözleriyle tarihe not düşmüştü. Dünya edebiyatının iki dev isminin hayranlığını kazanan tarihi Orta Çağ kenti, yüzyıllardır ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor.
GEÇMİŞİN MİRASI GELECEĞİN VİZYONUYLA BULUŞUYOR
Yeşilçam'ın "Afrodit" lakaplı oyuncusu Banu Alkan’ın doğum yeri olan Dubrovnik, özgün tarihi dokusu, görkemli surları ve taş mimarisiyle Avrupa'nın en etkileyici şehirleri arasında gösteriliyor. Asırlık taş sokaklarında yükselen tarihi mirasını, modern çağın çevre bilinciyle birleştiren kent, bu sezon misafirlerini Avrupa Komisyonu tarafından layık görüldüğü “2026 Avrupa Akıllı Turizm Yeşil Öncüsü” (European Green Pioneer of Smart Tourism) unvanıyla ağırlıyor.
YÜKSEK FİYATLARIYLA BODRUM VE ÇEŞME İLE YARIŞIYOR
Son yıllarda Game of Thrones ve Star Wars gibi uluslararası yapımlara ev sahipliği yapmasıyla da küresel bir fenomene dönüşen tarihi şehir, özellikle yaz aylarında dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor. Her yıl yüzlerce kruvaziyer gemisinin uğrak noktası olan kent, turizm yoğunluğu ve yüksek sezon fiyatlarıyla Türkiye’nin en popüler turizm beldelerinden Bodrum ve Çeşme ile büyük bir benzerlik taşıyor. Dubrovnik, bu bütçe profiliyle Hırvatistan’ın en pahalı turizm merkezleri arasında gösteriliyor.
KENTİN KALBİ UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ'NDEKİ STARİ GRAD
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan ve kentin kalbi kabul edilen Stari Grad (Eski Şehir) bölgesi, Dubrovnik'i ziyaret edenlerin ilk durağı oluyor. Surlarla çevrili tarihi merkeze adım atan ziyaretçiler, yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan taş sokaklar, meydanlar, tarihi yapılar ve Adriyatik'in kartpostalları aratmayan manzarası eşliğinde Orta Çağ’a uzanan büyüleyici bir zamanda yolculuğa çıkıyor. Dubrovnik'in simgelerinden olan yaklaşık 1,5 metre kalınlığındaki ve bin 940 metre boyunca tarihi kenti çevreleyen surlar, Avrupa'nın en iyi korunmuş savunma yapıları arasında yer alıyor. Yüzyıllar boyunca limanı, meydanları ve yerleşim alanlarını koruyan bu surlar, depremlere, kuşatmalara ve savaşlara rağmen günümüze ulaşarak kentin tarihi kimliğinin en önemli parçalarından biri olmayı sürdürüyor.
443 YIL SÜREN OSMANLI KORUMASI
Dubrovnikliler, kenti asırlar boyunca dış tehditlerden koruyan ve Akdeniz ticaretinin önemli duraklarından biri yapan bu görkemli ve kalın surlarla çevirdikleri şehrin farklı yerlerine Latince ‘Non bene pro toto libertas venditur auro’ diye yazmışlar. Yani ‘Dünyanın bütün altınları için bile özgürlük feda edilmez’ demişler. 1418’de Avrupa’da köle ticareti yasaklayan ilk kentlerden olan Dubrovnikliler, özgürlüklerini kaybetmemek uğruna da yükselme devrini yaşayan Osmanlı Devleti’ne yıllık 120 bin altın vergi vermeyi kabul etmişler. I. Murat döneminde 1365 yılında tanınan ticari ayrıcalıklarla başlayan bu yakın ilişki, kenti Doğu ile Batı arasında önemli bir ticaret ve diplomasi merkezine dönüştürmüş. Osmanlı koruması altındaki Ragusa (Dubrovnik’in tarihteki asıl ve resmi adı) gemileri, Akdeniz ve Adriyatik ticaretinde çok büyük muafiyetler elde ederken, halk da refah içinde yaşamış. Kent, Osmanlı topraklarındaki ipek, baharat ve madenlerin Avrupa'ya taşınmasında, Avrupa mamullerinin de Osmanlı'ya girişinde en güvenli kapı ve ana diplomasi merkezlerinden biri olmuş. Yaklaşık 443 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'na yıllık vergi ödeyen, iç işlerinde bütünüyle serbest fakat dış ilişkilerinde imparatorluğa bağlı hareket eden vasal devlet (imtiyazlı eyalet) modeli, Napolyon Bonapart’ın orduları kenti işgal edene kadar başarılı bir şekilde sürmüş. Osmanlı himayesinde altın çağını yaşayan bu güvenli ortaklık dönemi, kentin Akdeniz'deki ticari ve diplomatik gücünü pekiştiren en önemli tarihsel süreç özelliğini taşıyor.
TARİHİN İLKLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR
Dalmaçya'nın mimarisiyle göz kamaştıran şehri Dubrovnik, Avrupa kent tarihinin önemli dönüm noktalarına da ev sahipliği yapıyor. Kentte 1296 yılından bu yana kullanılan orta çağ kanalizasyon sisteminin izlerine rastlanırken, 1377 yılında kurulan ve Osmanlı gezgini Evliya Çelebi’nin de üç gün karantinada kaldığı lazaretler, dünyanın ilk organize karantina uygulamaları arasında kabul ediliyor. Adriyatik'teki bu asırlık yapılar, dünyada eşine az rastlanır bir bütünlükle korunan İzmir Urla Karantina Adası Tahaffuzhanesi ile küresel tıp mirasının en kıymetli simgelerinden biri sayılıyor. 1432 yılında açılan yetimhane ise Avrupa'nın en eski sosyal yardım kurumları arasında bulunuyor. Kent, 1317’de açılan ve bugün hala hizmet veren dünyanın en eski eczanelerinden birini ve 1301’de kurulan Avrupa’nın ilk sağlık Ocağı’nı da bünyesinde barındırıyor.
ADRİYATİK’İN ZAMANA MEYDAN OKUYAN KALBİ: STARİ GRAD / ESKİ ŞEHİR
Eczanesinden yetimhanesine kadar her köşesi ayrı bir tarih sayfası olan Dubrovnik, tüm bu asırlık değerleri dar sokaklarında bir araya getiren Stari Grad (Eski Şehir - Old Town) bölgesiyle konuklarına adeta görkemli bir açık hava müzesi atmosferi sunuyor. Mimari estetik ve kültürel olarak Slavlar’ın ulaştığı en üst nokta olarak adlandırılan tarihi kente Pile, Ploče, Peskarija ve Ponta olarak adlandırılan dört ana kapıdan giriş yapılıyor. Orta çağ kıyafetli iki askerin sembolik olarak koruduğu Pile Kapısı’ndan adım atar atmaz başlayan, pürüzsüz mermer taşlarıyla parıldayan ve Onofrio Çeşmesi’nden Saat Kulesi’ne kadar uzanan yaklaşık 300 metre uzunluğundaki Placa olarak da anılan Stradun Caddesi, tarihi merkezin ana omurgasını oluşturuyor. Şehrin en kaliteli mağazalarına, en lüks bina ve iş merkezlerine, bankalara, kafe ve restoranlara ev sahipliği yapan bu ana hat; kilise, çeşme ve saray gibi ikonik yapıların neredeyse tamamını çevresinde topluyor. Cadde’nin sağlı sollu sokaklarında ise küçük esnafa ait butik, hediyelik eşya tarzı çeşitli dükkanlar, yeme-içme mekanları bulunuyor. Tarihi dokuyu korumak adına ana caddedeki ve yan sokaklardaki bu dükkanların hiçbirinde dış tabela kullanılmıyor, işletme adları doğrudan vitrin camlarının üzerinde şık bir tasarımla varlık gösteriyor.
FOTOĞRAF TUTKUNLARININ GÖZDESİ İKONİK SARAYLAR
Stradun Caddesi’nin hemen girişinde yükselen 15. yüzyıldan kalma Büyük Onofrio Çeşmesi, ağızlarından su akan yüz kabartmalarıyla çevrili onaltıgen yapısıyla, asırlardır olduğu gibi bugün de gezginlerin ilk serinleme ve buluşma noktası olmayı sürdürüyor. Eski Şehir’in sokaklarında ilerledikçe, kentin zengin geçmişini geleceğe taşıyan anıtsal yapılar ziyaretçilerini karşılıyor. Bu yapıların başında, Barok, Gotik ve Rönesans mimarisinin zarafetini taşıyan Rektör Sarayı (Knežev Dvor) geliyor. Eski Dubrovnik Cumhuriyeti’ni yöneten rektörlerin hem ikametgahı hem de hükümet konağı olan bu saray, taş işçiliğiyle göz kamaştırıyor. 15. yüzyılda Dubrovnik ve İtalya'dan gelen ünlü mimarların imzasını taşıyan Dominiken Kilisesi ve Manastırı, taşıdığı Gotik ve Rönesans esintileriyle kentin ruhunu yansıtıyor. Şehrin bir diğer mimari mücevheri ise 1667 yılındaki büyük depremden yıkılmadan kurtulmayı başaran günümüze kadar orijinal yapısıyla gelebilen nadir yapılardan biri olan Sponza Sarayı. Tarihte darphane ve hazine olarak kullanılan bu yapı, estetik avlusuyla fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmez durakları arasında.
OSMANLI DIŞINDAKİ TOPRAKLARDA YER ALAN EN BÜYÜK OSMANLICA BELGE KOLEKSİYONU
Orta Çağ'ın ticari ahlakını, Osmanlı arşivlerini ve kentin yakın tarihteki acılarını (Anı Odası) tek çatıda buluşturan Sponza Sarayı, XIII. yüzyıla uzanan kayıtlarıyla Avrupa'nın en zengin ve eksiksiz belediye arşivlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Dubrovnik Devlet Arşivi olarak hizmet veren yapının, zemin kattaki özel vitrinlerde kentin diploması tarihini yansıtan en önemli ve en değerli belgelerin birebir kopyaları ile bazı orijinal el yazmaları sergileniyor. Bu bölüm asırlık ticaret anlaşmaları, eski haritalar ve krallıklarla yapılan yazışmalarla beraber Osmanlı dışındaki topraklarda yer alan en büyük Osmanlıca belge koleksiyonunu barındırıyor.
PADİŞAH FERMANLARINDAN ADALET KİTABESİ’NE
Arşivin özel bir fonu olan "Acta Turcarum" (Türk Belgeleri) serisinde 1458 ile 1807 yılları arasında 12-15 bin civarında Osmanlı Türkçesi’yle yazılmış orijinal belge bulunuyor. Arşivdeki en kıymetli parçalardan biri, Fatih Sultan Mehmed dönemine ait olan ve Ragusa (Dubrovnik) Cumhuriyeti ile Osmanlı arasındaki ilişkileri başlatan 1458 tarihli orijinal ferman ve haraç makbuzu. Bu fermanda Dubrovnik’in Osmanlı’ya ödeyeceği yıllık verginin miktarı, bin 500 Düka altını olarak geçiyor. Kanuni Sultan Süleyman'dan II. Murad'a kadar pek çok padişahın tuğralı fermanları, beratları ve ahidnameleri burada muhafaza ediliyor. Latince “Ölçülerimiz hile yapılmasına izin vermez. Ben malları tartarken, Tanrı da benimle birlikte tartar” yazılı adalet kitabesinin yer aldığı tarihi yapıda ayrıca 1991-1995 yılları arasında, Yugoslavya'nın dağılma sürecindeki Dubrovnik Kuşatması sırasında şehri savunurken hayatını kaybedenlerin siyah-beyaz fotoğrafları Anı Odası’nda geleceğe taşınıyor.
708 YILLIK REÇETELER HALA RAFLARDA
Kentin manevi ve kültürel derinliğini yansıtan Franciscan Manastırı ise içinde geçmişe ışık tutan ve 1317 yılından beri aralıksız hizmet veren Avrupa'nın en eski eczanelerinden birini barındırıyor. 14. yüzyılda rahipler için dini bir eczane olarak kurulan ve günümüze kadar ulaşan bu tarihi mekan, eski reçetelere göre hazırlanan ilaçlarla turistlerin büyük ilgisini topluyor. Ziyaretçiler burada asırlık tıp tarihinin izlerine dokunurken, 1300’lerden kalma reçetelere sadık kalınarak hazırlanan bitki çayları ve yüz kremleri hala rafları süslüyor.1938 yılında müzeye dönüştürülen bu yapı, dünyanın halen aktif olarak çalışan en eski üçüncü eczanesi unvanını taşıyor. Tarihi eczaneye kucak açan Franciscan Manastırı ise, 30 bin civarı kitap, 216 incunabula (1500 yılına kadar basılmış resimli el yazmaları) ve bin 500 değerli el yazması içeren zengin koleksiyonuyla Hırvatistan’ın en büyük kütüphanelerinden birine ev sahipliği yapıyor.
MEYDANLARIN SİMGELERİ VE GAME OF THRONES ROTASI
Stradun’un bitimindeki Luža Meydanı’nı süsleyen gotik elementler içeren Rönesans mimari sitilinde tasarlanmış 31 metrelik Tarihi Saat ve Çan Kulesi, Hırvatların özgürlüklerini temsil eden Fransız şövalyesi Orlando Column heykeli, Venedik Barok tarzının Adriyatik'teki en seçkin örneklerinden olan Dubrovnik'in koruyucu Sivaslı azize adanan Saint Blaise’s Church (Aziz Blaise Kilisesi) ve 15. yüzyıla ait gotik tarzdaki Küçük Onofrio Çeşmesi şehrin tarihi kimliğini yansıtmaya devam ediyor. Dünya çapında bir fenomene dönüşen Game of Thrones dizisinin en unutulmaz sahnelerine ev sahipliği yapan barok tarzdaki 135 basamaktan oluşan Cizvit Merdivenleri (Jesuit Stairs) ise, estetik basamaklarıyla gezginleri kendine çekerek şehirde en çok fotoğrafı çekilen noktaların başında geliyor.
ADRİYATİK'TE BİR KRALLIK EFSANESİ
Eski Şehir’in dar sokakları ve meydanları arasından limana doğru süzülen hat, ziyaretçileri görkemli bir efsaneye ev sahipliği yapan Meryem Ana’nın Göğe Kabulü Katedrali (Dubrovnik Katedrali) ile buluşturuyor. Rivayete göre, Haçlı Seferleri dönüşünde Dubrovnik Körfezi’nde büyük bir fırtınaya yakalanarak, Lokrum adasında karaya vuran İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard’ın, sağ kurtulması halinde bir mabet yaptırma sözü vererek bağışladığı 100 bin altınla bu yapının ilk temelleri atılmış. Zamanla tarihe karışan ilk Romanesk mimarinin ardından bugün aynı noktada yükselen Barok katedral, önündeki Marin Držić Meydanı ile kentin yüzyıllara uzanan geçmişine kapı aralıyor.
TARİHLE SANATIN İÇ İÇE GEÇTİĞİ EN ETKİLEYİCİ DURAKLARDAN BİRİ
Adını Dubrovnik'in en önemli tarihi figürlerinden ünlü Hırvat oyun yazarı Marin Držić’ten alan bu meydanda, yazarın anısını yaşatan Şehir Tiyatrosu ile ünlü bronz heykeli bulunuyor. Ziyaretçilerin şans getirmesi dileğiyle burnuna dokunduğu bu heykelin hemen yakınında, ünlü katedral, Aziz Bartholomew Kilisesi ve Dulčić-Masle-Pulitika Galerisi yan yana yükseliyor. Mimari ve sanatsal açıdan en yoğun noktalardan biri olan meydan, 1996'daki trajik uçak kazasında yaşamını yitiren eski ABD Ticaret Bakanı Ronald Brown’ın anısını yaşatan anıt binayı da çatısı altında buluşturuyor. Geniş anıtsal merdivenleri, Barok cepheleri ve gün boyu canlı kafe masalarıyla burası, Dubrovnik gezisinde tarihle sanatın iç içe geçtiği en etkileyici duraklardan biri.
DİĞER SEÇKİN ROTALAR
Dubrovnik seyahatinde, içerisinde Fatih Sultan Mehmet’in Ragusa halkına verdiği tarihi Ahidname'nin bir kopyası ve Türkçe yazıların olduğu Müslüman ziyaretçilerin ibadet edebileceği küçük bir cami Dubrovnik İslam Cemaati Mescidi, doğrudan kayalara oyulmuş 15 devasa tahıl kuyusu (silosu) ve bölgenin zengin kırsal yaşam kültürünü yansıtan koleksiyonlarıyla Etnografya Müzesi, St. John Kalesi’nin içinde yer alan Ragusa Cumhuriyeti’nin denizlerdeki altın çağını, dönemin gemi maketlerini ve haritalarını sergileyen Denizcilik Müzesi, Yazar Držić’in hayatının anlatıldığı House of Marin Držić Evi/Müzesi ve surların gölgesinde rengarenk teknelerin demirlediği Eski Liman da mutlaka gezilip görülmesi gereken diğer çekim merkezleri.
Her yıl nüfusunun üç katından fazla kadar turisti ağırlayan, tarihin ilklerini, özgün dokusunu ve sürdürülebilir çevre vizyonunu bir arada sunan, M.Ö. VII. yüzyıla kadar giden tarihiyle kurulan ilk Dalmaçya kenti olarak bilinen Dubrovnik, seyahatseverleri geçmişle geleceğin buluştuğu büyüleyici bir keşif yolculuğuna çıkarıyor.
Fulya OMAÇ / Dubrovnik - HIRVATİSTAN
