Güncel
Giriş Tarihi : 25-11-2021 18:55   Güncelleme : 25-11-2021 18:55

Urlalı kadınlar erkek kılığına girdi

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Urla Kent Konseyi Kadın Meclisi üyesi kadınlar erkek kılığına girip kortej ve tören düzenledi.

Urlalı kadınlar erkek kılığına girdi

Urla Atatürk Kültür Merkezi önünden başlayıp Sanat Sokağı, Zafer Caddesi üzerinden Urla Cumhuriyet Meydanı’nda sona eren korteje, İYİ Parti ve Memleket Partisi, Urla Kent Konseyi, Atatürkçü Düşünce Derneği,  Türk Kadınlar Birliği, Türk Kızılay, URKAD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Urla Esnaf ve Sanatkârlar Odası, S.S. Urla Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi Urla ilçe yönetim kurulu üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Kortejde erkek kılığına giren kadınlar ellerindeki tespihlerle katledilen kadınların fotoğraflarına vurup “hayde” sloganı attılar.

Cumhuriyet Meydanı Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törende saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından katılımcılara hitap eden Urla Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Nilgün Göçük, “Kadına hiçbir zaman gerçek bir bakışla, insan türünün öteki yarısı, dişisi gözüyle yaklaşılmamıştır. Kadın bazen erkeklerin esiri, malı, mülkü bazen de onların oyuncağı, eğlencesi, süsü olarak görülmüştür. Kadınlar olarak anne, abla, eş, bacı gibi sınıflandırılmadan, ayrımcılığa ve şiddete uğramadan, korkmadan özgürce yaşadığımız bir dünya hayal ediyoruz. Daha kat edecek yolumuz var ama umutsuz da değiliz.

Gün geçmiyor ki kadına yönelik bir şiddet haberi ile uyanmayalım. Canice işlenen bu suçlarda fail yerine bir de mağduru suçlayan söylemlerle karşılaşmayalım.  Kadına yönelik şiddetin çıkış noktalarından en önemli olanı ise aile içidir. Kadın sosyal hayat içinde pek çok kimlik edinmektedir. Aile kadın ile erkek arasındaki cinsiyet ayrımını ortadan kaldıracak en önemli kurumdur. Aslan oğlum, canavar oğlum nidalarıyla yetiştirilen çocuklar ileri yaşlarında yırtıcı, parçalayıcı yetişmektedir.

Bizler neden erkek kılığına girdik?                                                              

Meraklı bakışlardan, sorgulayan gözlerden hatta gülümseyen yüzlerden bu sorunun yanıtını beklediğinizi biliyorum.

Bu kılığa girdik çünkü kadınları katleden cani ruhlu erkeklerin psikolojilerini anlamak ve bu gücü, hakkı nereden aldıklarını anlamak istedik. Bu kasket mi, bıyık mı, tespih mi yoksa omza atılmış ceket mi onlara bu hakkı veriyor öğrenmek istedik. Sonuçta anladık ki bu simgeler bir canı almak için asla araç olamaz” ifadelerini kullandı.

Ayşe Başkanoğlu : “Ölmek değil yaşamak istiyoruz”

Türk Kadınlar Birliği Urla Şubesi adına söz alan Başkan Ayşe Başkanoğlu, “tüm kadınlar şiddete dur diyor, kadınlar yaşamak ve yaşatmak istiyor” diyerek başladığı konuşmasında “içimizi yakan kadın cinayetleri saymakla bitmiyor. Özgecan Aslanlar, Münevver Karabulutlar ve adını sayamadığımız binlerce yitip giden kadınlarımız.

Yaşanan şiddet olayları, kadın cinayetleri her gün bir kez daha en acı biçimde toplumun kanayan yarası olmaya devam ediyor. Kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılığın son bulacağı, kadın cinayetlerinin biteceği bir dünya umudu ile mücadelemize devam ediyoruz. Tüm dünyada ve ülkemizde kadınlar en temel hakları olan yaşam hakkını istiyor.

Bu cinayetlerin son bulması, adil ve eşit yaşamın oluşması için İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanunun etkin bir biçimde uygulanmasını ve toplumun tüm kesimlerinde benimsenmesini, ilgili tüm yasaların eksiksiz uygulanmasını temenni ediyoruz. Ölmek değil yaşamak istiyoruz” dedi.

Sibel Uyar: “Kadın sorunu evrensel bir sorun”

S.S. Urla Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi adına katılımcılara hitap eden 2. Başkan Sibel Uyar, “Benim adım Gamze Açar, 17 yaşındayım. Güzel bir gelecek kurma hayalim vardı. İş görüşmesi için gittiğim yerde 5 erkek tarafından cinsel saldırıya uğradım. Direndiğim içinde otelin 5. Katından atılarak öldürüldüm.

Adım Ayşegül Aydın, ben de 17 yaşındayım. 12 Temmuz günü dershaneden çıkıp evime giderken yabancı uyruklu birinin cinsel saldırısına uğradım. Direnince başıma taşla defalarca vurdu ve ağır yaralandım. Ne yazık ki 4 aydır verdiğim hayat mücadelesine yenik düştüm, artık hayatta değilim.

Benim adım henüz ölmediğim için haberlerde M.E. olarak geçiyor.14 yaşındayım. Annemle yaşadığım için babam birini tuttu ve beni ayağımdan silahla vurdurttu. Sözüm ona bize gözdağı vermek istemiş. Tetikçi de 15 yaşında ve hem cinsim. Zaten daha önce de babam tarafından kaçırılarak günlerce şiddet gördüm. Şuan hayattayım ama beni vuran kişi dışarıda. Babamın da serbest bırakılmasından korkuyorum. Ölmek istemiyorum.

Ben Başak Cengiz. 28 yaşında başarılı bir mimarım. İş için 2 aylığına İstanbul’a geldim. Mesai sonrası kaldığım otele yürürken Can Göktuğ Boz tarafından samuray kılıcıyla öldürüldüm. Yanlış duymadınız samuray kılıcıyla öldürüldüm. Hem de hiçbir sebep yokken. Ardımda beni çok seven bir nişanlı, anne ve baba bıraktım.

Benim adım Zehra Meraklı. Ablamın nişan yemeğinde hiç tanımadığım bir göçmen tarafından saldırıya uğradım. Beyin kanaması geçirdim. Yüzümün sol tarafı kısmi felç oldu. Saldırgan ise kayıp.

Ve ben Müslüme. Beni hepiniz tanıyorsunuz. Minik, tatlı, güzel Yörük kızı Müslüme. 3 yaşındaydım ben. Bir süre önce kayboldum. Ailemle kaldığımız çadırın 8 km. uzağında cansız bedenimi buldular. Bulduklarında üzerimde kıyafetlerim yokmuş. Çok canım acıdı, çok üşüdüm biliyor musunuz? Olanları size anlatmak istemiyorum ama dedemi tutukladılar. Yakında hepiniz öğrenirsiniz başıma gelenleri.

Ben bir kadınım, ben masum küçük bir çocuğum.

Ben neden sokak ortasında öldürülüyorum?

Neden bana hep en sevdiklerim, en yakınlarım zarar veriyor?

Neden ‘Şiddete Göz Yumma!’ dediğimiz halde sessiz kaldığımız her şiddet eyleminin bir parçası olmaktan kaçamıyoruz?

Bazı erkekler neden bu kadar aç, vicdansız, şuursuz ve kötü?

Peki, biz kadınlar neden sürekli değer kaybediyoruz bu ülkede? Rakam değiliz ki biz, para birimi hiç değiliz…

Kılık kıyafetim, hangi saatte dışarıda olduğum, cinsel yönelimim, cinsel kimliğim ya da cinsiyetim nedeniyle toplumsal bir baskıya maruz kalmak istemiyorum. Temel yaşam haklarımı kullanırken cesur olmak istemiyorum. ÖZGÜR OLMAK İSTİYORUM BEN.

"O semtte o kıyafeti giymek cesaret ister, helal olsun" demeyeceğimiz bir ülke istiyorum.

Sevdiği insanın omzuna yaslandığı, küçük bir öpücük için bile kimsenin "ahlaksız" diye yaftalanmadığı; aşkın, sevginin kötü görülmediği bir ülke istiyorum.

Şiddete, zorbalığa, tacize ve tecavüze bahane aranmayan bir gelecek istiyorum.

Oysa yarım asır önce İngiliz kadınları sokaklara dökülüp haklarını aradıklarında ellerindeki pankartlarda "Britanyalı kadınlar Türk kadınlarından daha mı değersiz?" diye yazılıydı. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’sinde bizler Avrupalı kadınların sahip olmadığı haklara sahiptik.

Şimdi ise İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılmış, yayınlanan verilere göre son 326 günde 285 kadın erkekler tarafından öldürülmüş, 193 kadının ölümü ise kayıtlara şüpheli olarak geçmiş, sadece içinde bulunduğumuz Kasım ayında bile 29 kadın öldürülmüş, 41 kadın ise yaralanmış…

Nereden nereye…

Kadına yapılan şiddetle mücadele etmeye her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Ne acı. Hem de 21. Yüzyılda…

Kıymetli Urlalılar,

Kadın sorunu yalnızca kadınlara, bir bölgeye, bir millete, bir kültüre, Türkiye’ye, Müslümanlığa dair bir mesele değil, evrensel bir sorun.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir kadın- erkek kavgası da değildir. Zihniyet sorunudur. Cehalet karanlığıdır. Neden mi?

Kadına yönelik şiddet sorunu yalnızca eğitim, zihniyet, vicdan meselesi değil aynı zamanda hukuki bir problemdir. İyi hal indirimiyle serbest bırakılan caniler ya yarım bıraktıkları işleri tamamlıyorlar ya da bir başka kadının, çocuğun hayatını karartabiliyorlar. Ve bu haksız tahrik indirimleri, hâkim inisiyatifi, en alt sınırdan verilen cezalar failleri cesaretlendiriyor

Kadın katillerine ceza verilmezken, hayatta kalabilmek için kendini savunan Çilem Doğan’a verilen ceza aslında tüm kadınlara verilmiş bir cezadır.

“Bu manada eğitim müfredatlarından medya içeriklerine, hukuk düzenlemelerinden sosyal politikalara kadar pek çok alanda eşgüdümlü bir yönetim sisteminin benimsenmesi şiddetin önüne geçilmesinde ciddi bir etki uyandıracaktır”

Bu sistemin en ağır yükünü biz çekiyoruz, bu yüzden biz kadınlar mücadelenin en önünde el ele, kol kola, omuz omuza haklarımızı savunmak zorundayız. Bizim gücümüzün kaynağı bir arada olmaktır.

Sevgili Urlalılar,

Bu dünyada; ayaklarının üstünde durabilen, kimseye ihtiyacı olmayan, birey olduğunun farkında olan, hakkını arayan, yaşadığı coğrafyadaki ataerkil zihniyeti elinin tersiyle itebilen kadından daha güzel bir kadın yoktur. Fizik elbet bir gün deforme olur, güçlü karakter ise baki kalır.

Arkadaşlar,

Hakların kadın, çocuk, hayvan gibi ayırt edilmediği gün gelene durmayacağız, değil mi?

Tüm Çocuklara kadın ve erkek olmayı değil, insan olmayı öğretebildiğimiz gün gelene kadar durmayacağız, öyle değil mi?

Tüm kadınların, üretime katılarak, paylaşarak, çalışarak, tek başına ayakta durarak, kadın olmaktan önce birey olarak kendini gerçekleştirecekleri gün gelene kadar devam edecek miyiz?

Tüm insanların; namusun cinsellik ile /ahlakın din ile /saygının korku ile /alakalı şeyler olmadığını kavrayana kadar omuz omuza mücadelemize devam edecek miyiz?

Ve bizler, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı bu yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğimize söz veriyor muyuz?

Ne mutlu ki, bizler onun evlatlarıyız. NE MUTLU Kİ TÜRK KADINIYIM DİYENE…” ifadelerine yer verdi.