STRES DENİNCE


Bu makale 2019-09-19 20:49:32 eklenmiş ve 126 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Pek çok sorunun – tam anlamıyla bilmediğimiz – nedenini açıklarken “stres” sözcüğünden en geniş şekilde yararlanıyoruz. Öyle ki, hemen herkesin inandığı, ama kesinlikle ne olduğunu tanımlayamadığımız bir “şehir efsanesi” ne dönüşmüş durumda. Saçımız aniden bu yüzden dökülür, egzamalarımız, sedeflerimiz azar, bağışıklık sistemimiz çöker, hatta kanser oluruz bu stres denen “şey” nedeniyle. Oysa gününün 24 saatini stresle adeta oynar gibi geçiren insanlar vardır ve onlar nedense bu sorunlarla hiç karşılaşmaz. Onların “strese dayanıklı” olduğunu düşünerek avunuruz.

Stres hakkında okuduğum ve bana en mantıklı gelen açıklama böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormonlarla, adrenalin ve kortizon ile ilişkili. Diyordu ki bu tanımda; (kabaca)  “Savaş, ya da kaç kararını hormonlarımızın yönetiminde veririz. Adrenalin savaşta, kortizon da kaçarken bol bol salgılanır. Bu iki durumda da, hele hele yeterli deneyime sahipsek, “stres” yüzünden hastalar olmayız. Stres, savaş, ya da kaç kararını veremediğimiz, bedenimizin de hangi hormonu öne çıkaracağını bilemediği bir durumdur”. Yani kararsızlık hali. Bu tanımı anlamak çok kolay. Başı sıkışınca ilk aklına gelen ve yaptığı kaçmak olan kişiler buna alışmıştır. En kolay ve rahat bir savunma mekanizması olarak kullanırlar. Tam tersine, hemen savaşa duranlar da, öbür uçta olsalar da, yine kararlı bir tutumla kavgaya başlar. Her ikisinde de beden, beyin, hormonlar vb ne olduğunu anlamış, ona göre sakin bir kararlılık içindedir. Kararsızlık hali ise insanın bedenini, beynini ve ruhunu acımasızca yıpratır.

Stres, sözcük anlamı ile “gerginlik” demek. Her ne kadar biz bu gerginliği genel olarak psikolojik yapımıza yüklesek de, aslında farklı gerginlikler söz konusu oluyor. Örnek olarak, kimyasal, biyo – mekanik gerginlikler de söz konusudur. Sigara içmek, belirli bir kimyasal maddeye sürekli maruziyet pek çok dokumuzda kimyasal stres yaratır. Cildimizden, adalelerimize ve kemiklerimize kadar, her dokuda süreklilik gösteren mekanik travmalar da (küçük küçük ve kesintili olsalar da)  biyo – mekanik stres kaynaklarıdır.

Türkçe’nin temelini oluşturan “sözcük kökleri” bu açıdan da çok önemli bir ip ucu veriyor. Örnek olarak, “Ger – i” sözcüğündeki “Ger” kökü, mevcut bir yerin arka kısmını bildirerek, yön belirleyici. Orhon kitabelerinde geçen “K(g)erü” sözcüğünün de hem “arka”, hem de “batı” anlamına geldiğini söylüyor bazı araştırıcılar. Bu şekilde, “Ger-“ kökünün “sınır” bildirdiği düşünülüyor. Çok daha spekülatif yorumlar yapmak olası oluyor ve yapılıyor da. Batı Anadolu (Ege) de bir dönem hüküm sürmüş olan “Ger – mi – yan Beyliği” adının, “Ger – mi”, sınır Türkmenlerini işaret ettiğini söyleyenler var. “Yan” eki, Farsça çoğul takısı, yani bizdeki “ler, lar” takılarının karşılığı. Tam Türkçesi “Ger – mi – ler” beyliği demek oluyor. Bu açıklamayı Avrasya kültüründe, “Ger – man (adam)” (Ata – man ile karşılaştırın) ile de ilişkilendirebilirsiniz. Sonuçta “sınır” ifade etmesi önemli. Çünkü “ger – gi – n – lik” (stres) de böylece, “dayanma sınırımıza ulaşmış bir durumu” bildirmiş oluyor. Doğru, ya da yanlış, bence hoş ve anlamlı bir yorum silsilesi.

İster savaşmaya, ister kaçmaya alışmış olalım, sonuçta bunun da bir sınırı var. O sınır doğrudan “gerginlik / stres” sınırımız oluyor. Bu sınırı bedenimiz, dokumuz, aklımız, ruhumuz iyi biliyor, çünkü genetik kodumuzda kayıtlı. Taşa kazsanız bu kadar kalıcı olamaz. Bilincimizle biyolojik niteliğimizi aldatıp, aşmamız olanaksız. İstediğimiz kadar, çocukluk edip, “Acımadı ki, acımadı ki!” diye direnelim, bir yerimizin acıdığını bal gibi biliyor hücrelerimiz ve DNA mız. Bu yüzden en doğrusu gerçekleri olduğu gibi kabullenip, ağlanacak yerde ağlamak, savaşılacaksa savaşmak, ya da kaçmak gerekiyorsa da kaçmak en doğrusu. Hormon tepkilerimiz o zaman doğru yolu anlıyor. İşte stres denen, karşılaştığımız o “sınıra” dayanmış ve aşmaya başlamış gerginliği bir şekilde boşaltmak gerekiyor.

Çözüm, bu konuda da  “mış gibi” yapmak değil, neyse ne, yaşamı gerçek bedelleri ödeyerek yaşamamız gerektiğini eninde sonunda anlamak.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA