DÜNYAMIZIN KARŞILAŞTIĞI FELAKETLERDE Kİ İNSAN FAKTÖRÜ


Bu makale 2019-09-05 18:44:13 eklenmiş ve 56 kez görüntülenmiştir.
ATİLA GÖRDÜK

 

Sevgili Urlalılar,

18 Ağustos 2019 tarihi İzmir’imiz için kara bir günün başlangıcıdır. Aynı saatlerde birçok noktada başlayan orman yangınları İzmir için yıkıcı-yakıcı bir son ile bitti. Özellikle Urla'mıza çok yakın bir konumda ki Efemçukuru, Kavacık bölgesi ve Urla'mızın mahalleye dönüştürülmüş olan köyü Demircili'de yaşanan facialara değineceğiz bugün.

Her yıl yaşanan orman yangınları için çok daha ciddi hazırlıklı olunması gerekirken, yine ödeneksizlikten, ekonomik sıkıntılardan, koordinasyonsuzluktan dem vurularak bahaneler üretilmeye çalışıldı yetkililerce. Oysaki gerekli teçhizat ve yetişmiş insan gücü ile donatılmış ekiplerin yangınlara müdahale ederek faciaları önlemesi, ortaya çıkacak tüm maliyetlerin çok çok altındadır. Yıllardır çevre sorunlarını köşemde dile getirip, tavizsiz bir biçimde bu sorun kaynaklarının yok edilmesini savunurum.

Şimdi size bu yaşanan facianın sorumluları ile ilgili görüşlerimi aktaracağım;

Çağdaş devlet denen büyük çaplı organizasyonun görevi, ülkede oluşacak tüm sorunlara çözüm bularak toplumun ve gelecek nesillerin yaşam haklarını garantiye almaktır. Yani öncelik sıralaması yaparak koruyucu, engelleyici ve sorunu yok edici önlemleri almaktır. Ülkemizde ne yazık ki her türlü sorun büyük bir faciaya dönüştükten sonra önlemler alınmış gibi yapılmakta ve bu gibi facialar sık sık yaşanmaktadır. Toplumu afetlerden, yıkımlardan kim koruyacak, kim önlemleri alıp denetleyecek? Son yıllarda devletin bir başka yönetim biçimine dönüştürme çabaları çok ciddi bir otorite boşluğu yaratmıştır. Yangınların önlenmesi ile birinci derecede ki Tarım, Orman Bakanı’nın söylemleri son derece gayri ciddidir. Yine bir devlet kurumu olan Türk Hava Kurumu ile sürtüşme içine girerek olayı farklı boyutlara getirmiştir. Millet sizden sürtüşme, atışma ve karalama türünden kavgalar beklemiyor sayın devlet görevlileri, sizlerden sessiz sedasız görevlerinizi yapmanız isteniyor. Çünkü sizlerin bulunduğu mevkiiler çözüm mevkiilerdir. Bahane üretme, bir başka devlet kurumunu kötüleme noktası olmamalıdır. Yetersiz ekipmanla geç müdahalenin sonunda yanan orman alanlarını yeniden ağaçlandırmak ve yıllarca sürecek bakım masrafları, bahane edilen ödeneksizliğin neredeyse bin katıdır. Yetersiz kişilerin işgal ettiği konumlar ne yazık ki sorunların çözümünü çözümsüzlüğe götürmektedir. Sorumluları hesap vermelidir.

Yine bir başka çevre sorunu ise madencilik faaliyetleridir. Ülkemizde cumhuriyetin kuruluşunu takiben ilk çıkarılan yasalardan biri de madencilik faaliyetlerinin yabancılardan alınmasıdır. Kendi ülkelerinde uygulayamadıkları vahşi yöntemleri bizim gibi az gelişmiş ülkelerde uygulayan çok uluslu şirketlere tanınan ayrıcalıklar Cumhuriyet öncesi Osmanlı döneminde ki kapitülasyon sistemini anımsatmaktadır. Anadolu’nun en güzel dağlarında açık sistemle, binlerce ton siyanür kullanarak altın, krom çıkarmak ve bu çıkarılan madenin çok az getirisinin Türkiye'ye bırakılacak olması akıllarda birçok soru işareti doğurmaktadır. Madencilik faaliyetlerinin gözden geçirilmesinde yarar vardır.

26 Ağustos tarihi Türk tarihi için çok önemli bir dönüm noktasıdır. 26 Ağustos 1071 Türklerin Anadolu'ya yerleşmesinin ilk adımı olarak kabul edilen Malazgirt Savaşının, yine 26 Ağustos 1922 tarihi ise Anadolu'da Türk'ün ölüm-kalım mücadelesi Büyük Taarruz'un başladığı gündür. Türk’ün 851 yıl süren Anadolu'da yaşam mücadelesini sürdürmek için 26 Ağustos 1922 'de başlatılan Büyük Taarruz'un 9 Eylül 1922'de İzmir'de başarı ile sonuçlanmasında terini, kanını akıtan, başta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere herkesi minnet ile anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı tüm halkımıza kutlu olsun

Dünyalık çıkarlar için eğilmeyen, gözü pek yurtsever bilim insanı Prof. Dr. Erol Manisalı, bundan yıllar önce Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında Türkiye'ye dayatılan ve 1 Mart 2003'de TBMM'sinde oylaması yapılan teskere için neler söylemiş, neler yazmıştır?

İsterseniz bir göz atalım ve görüşlerimizi sizlerle paylaşalım;

''1 Mart teskeresi emperyalizmin dinler arası piyonu FETÖ'nün yutturmacasıdır''

''BOP'sinin kapsamında Irak'ın işgali-bölünmesi, devamında Suriye'nin parçalanması, yok edilmesi ve Türkiye'nin istikrarsızlığa sürüklenerek kukla Kürdistan devletinin kurulmasıdır''

1 Mart teskeresinin gündeme getirilmesi görevi kime verilmiştir?

ABD yurttaşı Kemal Derviş ve zamanın CHP Genel Başkanı tarafından gündemde tutulan, çetin pazarlıklar sonrasında meclisten geçmeyen bu teskerenin sonuçları da ağır olmuştur. Hem Atatürk'ün partisi bitirilmiş hem de Türkiye'nin geleceği tehlikeye sürüklenmiştir. Yanlış kararların sonucunda TC Devleti bugün iki derede bir arada bırakılmıştır.

Güney sınırlarımız boyunca oldubitti ile devletlerin sınırlarının değiştirilmesi projelerine, dünya görüşleri kapsamında katılan ülkemizin iktidar partisi ne yardan ne serden misali yalpalamalarla günü kurtarma uğraşları içindedir. Son yirmi-yirmi beş yılın politikalarını okumayı bile beceremeyen bir siyasi otorite Ortadoğu'da oyun kuruculuğa soyunduğunu iddia etse de durumun hiç de öyle olmadığı görülmektedir. Güçlü devletlerin gelecekle ilgili hem siyasi hem de stratejik planları vardır. Koşullar çerçevesinde yöntemlerle ilgili revizyonlar olsa da içerikte değişiklik olmaz. Biz de ise nabza göre şerbet verilmekte, dışarıda alınan yenilgiler içeride başarıymış gibi lanse edilmektedir. Yıllardır yine belirttiğimiz konulardan birisi de Ege ada, adacık ve kayalıkları ile ilgilidir. Yunanistan’ın oldubittiye getirerek ilhak ettiği bu 18 adacık için ne gibi girişimlerde bulunulmaktadır? Başımızda bunca sorun varken şimdi ne gereği var gibisinden soruları hissediyorum..! Dış politika böyledir. Çoklu sıkıştırma ile sonuç alma bir başka taktiktir. Kıbrıs sorunu, Ege adacıkları, Suriye sorunu, Kürt meselesi, Doğu Akdeniz'de doğal gaz arama çabaları, Ermeni meseleleri kapsamında yaşanan siyasi ve ekonomik krizler ülkemiz için zorlu zamanlardır.

Öngörülü ve iradeli liderlerin yönettiği ülkeler kendilerini bu türde kaos ortamlarından uzak tutmayı başarabilirler. Tarihte bunun örnekleri mevcuttur. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında İsmet İnönü'nün Türkiye'yi savaşa sokmayarak büyük yıkımdan koruması gibi. Sınırlarımızın dibinde ki bir savaşı körüklemek yangının bize de sıçramasına neden olacaktır ve de öyle olmuştur. Beş milyon mülteci, ekonomik kayıplar, siyasi tavizler, askeri tacizler ve tecavüzler hep düşüncesizliğin sonucudur.

Yazımızın başından beri dikkat ettiyseniz yetersiz, ard niyetli insan faktörünün neden olduğu sorunların dünyamızı, dolayısıyla bizleri ne denli etkilediğini anlatmaya çalıştım.

Geçmişin iyi bilinmesi gelecekte yapılması olası yanlışları engeller.

Sağlıcakla kalın.

Atila Gördük İletişim: 0.546.678 86 78


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA