SİKADA’NIN SAVUNMASI-1


Bu makale 2019-07-11 17:15:28 eklenmiş ve 180 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

“Bu Sikada’ da kim?” sorusuna hemen yanıt verelim. Kendisi çok yakından tanıdığımız ve özellikle bu yaz aylarında bizi sonu gelmeyen şarkılarıyla yalnız bırakmayan, ünlü “Ağustos Böceği” oluyor. Cinsinin bilimsel kayıtlardaki adı “Cicada” ve bunun okunuşu da “Sikada” olduğundan, bu adla anmayı yeğledik. Çünkü pek bilinmeyen sırlarını o kayıtlarda arayacağız. La Fontaine’in Lidyalı (köle) şair Ezop’un bir fablından kendi diline uyarladığı “Ağustos Böceği ve Karınca” öyküsündeki iki kahramandan biri odur. Yiyeceğini can havliyle toplayıp, sürekli çalışan, emekçi Karınca tartışma götürmez bir şekilde “üreticidir” bu öyküde. Gününü şarkı söyleyerek, üretmeden geçirip, zor günler gelince de bir parça yemek için ona sığınmaktan başka çaresi kalmayan Sikada ise tam tersi bir karakteri, “hazır yiyiciyi” temsil eder. Çıkartılması gereken ciddi ve etik bir ders vardır bu öyküde. Bu kısmını herkes bilir. Ama asıl sırlar, Sikada’nın içeriye buyur edilip, sıcak bir yuvada karnını doyurduktan sonra açıklanmış olmalı. Malum, keyfi yerine geldiğinde çenesini tutması olanaksızdır. Hele iş kendini savunmaya gelince…

Belli ki, aralarında, Karınca’nın üretici olmayı öne çıkaran öğütlerinin tetiklediği bir tartışma da çıkmıştır yemekten sonra. Sikada bu yüzden, kendini buyur edip, evini ve sofrasını paylaşan Karınca’ya, çağlar boyu yaşayıp öğrendiklerini aktarma gereği duymuştur. Çünkü o aslında her yerde ve her zaman “ölümsüzlüğün ve yeniden doğuşun”  simgesi olarak görülmüştür. En önemli sırrı budur aslında.

Ölümsüzlük durduğu yerde eskimek değil, her dem genç ve güçlü kalmak olunca bir işe yarar. Bu da sürekli bir yeniden doğuşu (resurrection) ve yeniden oluşumu (rejenerasyon) gerekli kılmaktadır. “Bak Karınca yoldaş!” der Sikada, “Hepimizin bir rolü var bu dünyada. Yaratılışın getirdiği sorumlulukları aramızda paylaşarak yaşıyoruz hepimiz. Doğamızın gereği neyse. Sen şimdi benim sorumluluğumu merak edebilirsin. Çalışmaktan önemli şeyler var tabii ki bu dünyada. İlahların öykülerini anlatan mitolojilerde geçiyor benim türeyişim. İzmir’li kör ozan Homer’in Afrodit’e yazdığı şiirde söz edilir benim ilk atamdan. Dünyayı ilahlar ve dev titanlar yönetirken, titan ilahesi olan Eos, Titonus adlı bir ölümlüye aşık olmuş. Bak şimdi, iyi dinle. Eos şafak ilahesidir. Yani her karanlık geceden sonra dünyayı aydınlatandır. Nasıl? İşte böyle bir güç kapılmış benim ilk atama. Neden mi? Çünkü Titonus hiç durmadan onun adını anar ve serenatlarıyla onu övermiş. Aralarındaki aşkla yaşamışlar bir ömür boyu. Aslında yalnız Titonus’un ömrü boyunca, çünkü o yaşlanırken Eos hep genç kalmış. Sonuçta ilahe, sevgilisini yitireceğini anlayınca baş ilaha gidip, yalvarmış. ‘Sevgilime ölümsüzlük ver!’ demiş. Ama neyi unutmuş? Ebedi gençlik istemeyi. Böylece Titonus ölümsüz olmuş, ancak giderek yaşlanmış. Öyle yaşlanmış ki, sonuçta eriye eriye bir parmak boyunda, kara kuru bir böcek kalmış geriye. İşte o benim ilk atam, ilk Sikada imiş ve sonsuza dek ilaheye olan aşkının şarkısını söylemiş durmuş. Şimdi anladın mı benim sorumluluğumun ne olduğunu? Senin kaderin amelelik, benim ki şarkı söylemek. İkimiz de kaçamayız bu sorumluluktan”.

Karınca biraz düşünüp, hak vermiş olmalı Sikada’ya. Böyle net kanıtlar gösterildiğinde kim inanmaz ki söylenenlere. Ama aklında bir soru kalmış; “Peki şu ölümsüzlük nasıl oluyor?” Sikada, “Haa bak şimdi olay şu!” demiş, “Biz omurgasız yaratıklarız. Yani iskeletimiz içimizde değil, dışımızdadır. Yılanlar, örümcekler, karidesler ve benzeri pek çok diğer eklem bacaklı (Arthropoda) gibi. Dışımızdaki kabuk zırh kadar dayanıklı. Kas ve sinirlerimiz, bu koruma duvarına bağlı olduğundan omurgalılara oranla doğuştan güçlüyüz. Yeterince beslenip büyüme zamanımız geldi mi, kabuğu kendimizden ayırıp atar, ten değiştirir, içinden yepyeni ve onarılmış olarak çıkarız. Yeni bir yaşam, yeni ilaheler, aşklar ve şarkılar bekler bizi her yeniden doğuşumuzda. Bu yüzden tüm yaratıklar saygı duyar, özenir yaşamımıza. Ayrıcalıklar hem kaderimiz, hem de sorumluluğumuzdur”.

Karınca başını sallamıştır onaylayarak;

Doğuştan asilsiniz yani siz! Ya bu La Fontaine ne demeye kafa bulmuş sizinle?


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA