TİLMAÇ – 2


Bu makale 2019-07-04 19:36:05 eklenmiş ve 157 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

İnsanın beyin yapısı, yaratıcı dilini kullanarak, “yanıltma ve aldatmaya” çok yatkındır. Dünyayı ele geçirip yönetmesini sağlayan en önemli yeteneklerinin başında da bu gelir. İnsan dışında bu yeteneğe, bu gelişmişlik düzeyinde sahip olan ikinci bir canlı türü yoktur. Bu yolla sağladığı her başarı, ele geçirdiği her av, bir sonraki için yeteneğini daha da bilemiş olmalı. İçsel (vicdan, empati vb gibi) duyarlılıklarla, bu yeteneğin kullanılış şekline göre, “kurnazlık ve zekayı” birbirinden ayırt etmeye çalışıyoruz. Eylemlerimizin içsel “beraat” kararlarını, “hafifletici nedenlerini” ve “iyi halden ceza indirimlerini” bu iki kavramı birbirinden ayırıp, kendimizi “zekâ” sandalyesine oturtarak verme çabasıdır bu. Mutlaka biyolojik (genetik ve biyokimyasal) yolak farkları da vardır elbet. Ama yine de çalışma şekline bakıldığında o farkların çok büyük olmadığını düşünmek gerekiyor. Bu yüzden de (kim olursa olsun) bir insanla konuşurken, karşımızdakinin sözlerinde zekâ pırıltılarının mı, yoksa kurnazlık ağlarının mı esas olduğunu anlayabilmemiz zaman alıyor. O zaman, sözlerin ötesinde, eylemlerin nerelere vardığını görebilmemiz için gerekiyor. İlk bölümde, Avrasyalı, atlı göçebe, savaşçı pastoralist halkların geleneğinden geldiğini belirttiğimiz “Tilmaç” ın rolü de bu zamanı harcamadan, gerçeği anlamamıza yönelik olmuş. Tercüman ve çevirmenden oldukça farklı bir rol. Bire bir bilinen sözcüklerle kopyalamak (traskripsiyon) değil, yorumlayarak sözün amacını (da) anlaşılır kılmak.

Dil, beden dili, jestler, ses vurguları, duraklar, bakışlar vb gibi çeşitli görsel desteklerle kullanılıyor aslında. Yazıdan en önemli farkı bu. Sesli – görüntülü (odyo-vizüel) ilk iletişim şekli. Günümüzde “yazıyı” anlam kapalılığından kurtarmak için kullandığımız sayısız modern araç gereç daha yokken, hepsini “dil” ile becermeye çalışmışız. Filmlerin etkisi bu yüzden çok yüksek olmalı. En ilkel iletişim tarzımıza çok yakın ve bu yüzden senaryolar dâhil, her şeyin kurgu olduğunu bilsek bile, filmlerden “yaşarmışcasına” etkilenebiliyoruz. Resim, heykel ve tiyatro da bu yolda yararlandığımız ilk araçlar olmuş. Öylesine geliştirilmiş ki, tümden “sessiz ve dilsiz” oynansa da (pandomim) çok şey anlatabiliyor. Tilmaç, o karmaşık halklar federasyonunu oluşturan, hepsi de kurnaz paydaşlar arasında ve yeri geldiğinde karşıt, yeri geldiğinde müttefik olanlarla iletişimin her yönünü dikkate alarak “çevirisini” yapmak zorunda bir uzman. Tercümandan daha ötede, bir “yorumcu”. Divanı Lügatüt Türk’te “Anlayış ve bilgiye TİLMAÇ olan dil(dir); eri aydınlatan yorık (düzgün yorumlayan) dilini bil!” derken anlatılan da bu. “Yorık”, düzgün ve doğru yorumlanmış demek oluyor. Çok etkili bir yöntem. Bu yüzden önemli olaylarda, ajans haberleri ile yetinmeden, TV lerin ve bilgisayarların başında, yorumcuların açıklamalarını izliyoruz. İşte o yorumcular, zamane Tilmaçları oluyor.

Sözler kültürlerden doğduğu ve anlamları da kültür temellerine göre farklılaştığı için, toplumlar ve toplumların içindeki farklı kültür kesitleri, kendi Tilmaçlarına kulak verip, onların “yorık dilini” yeğliyor. İşte dananın kuyruğu da bu noktada kopuyor. Tilmaç’ın rolü konusunda çelişki doğuyor. Büyük olasılıkla eskiden de böyleydi. Yorumları ve aydınlatmalarıyla, farklı kültürlerden insanların ve kabilelerin birbirini doğru anlamasını sağlaması göreviyken, çok daha farklı yönlendirmeler yapabilir hale geliyor. İnsanların sorun ve gereksinimleri genellikle benzerdir. Hatta bunların elde edilmesi ve korunması için ön gördükleri yöntemler de… Doğru anlaşıldığında, ortak paydalarda birleşmek her zaman olasıdır. Barış ve kazan – kazan ilkeli iletişimler de bu şekilde kurulup sürdürülür. Tilmaç kendi çıkarına, ya da birileri adına bu iletişim şeklini gerçek amaçların gizlenmesi için bir kamuflaj olarak kullanmaya başladığında, iş Tilmaçlık’tan çıkar, propaganda ve toplum mühendisliğine girer. Üstelik bu amaçlar, evrensel ilkelerden uzak düşecek olursa, o toplum ister istemez yalnızlığa itilir ve hedef haline gelir. “Herkes bize düşman, çevremiz tehlikelerle dolu” psikolojisi hâkim olmaya başlar. Savaşlara gerekçeler de böyle puslu ortamlarda yaratılır.Tilmaç’ın “yorık dili” iki yanı keskin bir kılıca benzer.

Bir yanı sorunları çözüp, barış sağlarken, diğer yanı kan dökülmesine neden olabilir.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA