TİLMAÇ - 1


Bu makale 2019-06-27 14:57:34 eklenmiş ve 171 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Dilimizden batı dillerine geçip de, bizim terk edip, yabancı dilden bir sözcükle değiştirdiğimiz bazı sözcükler vardır. Bunun nedeni olarak ne söylenirse söylensin, sonuçta bir kültür değişimine, dil açısından da zaman zaman yozlaşmaya yol açtığı açıktır. Bu tür gelişmelerin en önemli nedeni, “insanın yaratıcı dili” dediğimiz sözlü (ve sonra yazılı) anlatımlarda, zihin, akıl, yaratıcılık ve bilginin kültürel bir karşılık bulmasıdır. Bu yüzden, her türlü bilimsel saha çalışması (dil – bilim, ekolojik, flora, fauna, mineral, tıbbi – farmakonoztik, antropolojik, arkeolojik,  folklorik çalışmalar vb.) öncelikle “masa başında”, araştırılacak sahanın söz - deyim birikimi (terminoloji) ve geleneklerinin incelenmesi ile başlar. Bunun nedeni şu eski düsturda yatar; “Eğer bir sahada araştırılan kültür öğesine ait bir varlık söz konusu ise, o varlık, mutlaka kullanılan dilin deyim birikimi (terminolojisi) ve oradaki halkın yaşam biçiminde (geleneklerinde) kalıcı izler bırakır”.

Dil ve geleneklerdeki kalıcı izlerin belirlenip izlenmesi ile araştırılan varlıklar çok daha çabuk ve kolay keşfedilebilir. Yaşanan pratik örnekler verelim. Sahada doğal boyamacılıkta kullanılan bitkiler arıyorsak, öncelikle araştırma bölgesinin eski – yeni ve ayrıntılı haritalarını dikkatle incelemek gerekir. O haritalarda “Boyalık” ve  “Boyacı Bükü” gibi yerleşke adlarına rastlanıyorsa, buralara öncelik vermek yeter. Kısacası o yerleşkelerdeki “doğal boyamacılık kültürü” yer adlarını bile etkilemiştir. Daha teknik örneklerde var. Latince “televizyon” adı o aletin batı kültüründe, Avrupa merkezli bir alanda icat edilmiş olmasına bağlıdır. Bunu yerlileştirmek adına, “Uzak Görüntü” diye farklı bir ad vermeye kalkışmak, benzeri bir teknik gelişmeye sahip olmayı işaret etmez. Yetersiz, hatta komik bir çaba olarak kalır. Benzeri kültürel dil değişimlerine (baskılarına ?) din, felsefe, sosyal yaşam etkileri de geniş şekilde neden olmuştur.  Asıl gerekli olan, yapılabiliyorsa, farklı ve daha gelişmiş bir kavramı, bir tekniği geliştirip, onu yerli dille anlatıp, adlandırabilmektir.

Örnek olarak “deri yaması ile yara tedavisi” tekniğini analım. Batı dillerinde “Shagrin / Chagrin” olarak adlandırılan iki eski tıbbi sözcük var. Biri, büyük olasılıkla, germanik kökenli “kızgın” anlamlı bir kökten gelen ve “üzüntü, tedirginlik (anksiyete)” için kullanılan bir sözcük ki bu konumuz dışında kalıyor. Ancak diğeri, yani (özellikle eski savaşlarda yaygın kullanılan kesici silahlarla) açılan geniş yaraları kapatmakta kullanılmış deri yaması tekniğine verilen ve kök anlamı “ham deri” olan sözcüğün ise, Türkçe’deki “sargı (dış yüzdeki ham deri Divan-i Lugat-it Türk 1073)” dan gelmiş olduğu düşünülmektedir. Atlı göçebe kültüründe, geniş yaraların taze hayvan (özellikle at) derisi ile kapatılması geleneksel bir tedavi uygulamasıdır. Bu yüzden de bu tekniği ilk uygulayan halkın dilinden gelen sözcük, en modern çağlarda bile yaygın şekilde kullanılır. Yoğurt, ayran vb gibi sözcükler de kültürümüzden gelen benzeri özellikli, küresel deyimlerdir.

En önemli bir diğer örnek de “Tilmaç” sözcüğüdür ve günümüzde dilimizdeki yerini, bize yabancı olan “tercüman” a bırakmıştır. Ancak, çeşitli fonetik varyantları, Orta – Kuzey Avrupa (Cermen dil çevresi, Leh/Polonya, Litvanya), Doğu Avrupa (Romen, Sırp, Çek, Ukrayin ve Rus dil alanları) ve tüm Kuzey Avrasya havzasında yaygın şekilde kullanılmaktadır. Alman dilindeki “dolmetcher (tercüman)” in kökenidir. Büyük kabile konfederasyonları halinde batıya doğru göçe duran bu halkların aralarında doğru anlaşabilme gereğinden kaynaklanan ortak bir kavrama dönüşmüş olmalı. Aynı kültür çevresinde, ortak kullanımda olan pek çok başka deyimin varlığı da, bu yüzden garipsenecek bir rastlantı değildir. Hunlarla başladığını düşündüğümüz bu dönemin benzer etkisini güney Avrupa ve Orta Doğu da pek görmüyoruz. Farklı toplumlarla paylaşılan kültür öğelerinin niteliği, ortak kavram ve sözcükleri de sınırlar. 11.YY da yazılmış Kutadgu Bilig (mutlu eden bilgi) adlı eserin bir beyitinde “tilmaç”ın önemi şöyle vurgulanır;

“Anlayış ve bilgiye TİLMAÇ olan dil(dir); eri aydınlatan yorık (düzgün yorumlayan) dilini bil!”


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA