KERTERİZ


Bu makale 2019-06-20 15:19:26 eklenmiş ve 269 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Eski bir deyişe göre; “Her insanın üç kişiliği vardır. Birincisi kendinde göstermeye çalıştığı, ikincisi başkalarının onda gördüğü ve üçüncüsü de gerçek kişiliği”. Bu her canlı ile onun gözlemcisi arasında yaşanabilir bir algı şekli değil. Daha çok insanlara özgü bir durum. Yaratıcı dilin (bağırmaktan çok konuşmanın ve konuşarak öğrenmenin) başladığı, on binlerce yıl önceki insanı anlamaya çalışan araştırıcılar, bu süreçte, beyindeki bir bölgenin değişime uğradığından söz ediyor. Son Kabile olan Homo sapiens’i diğer insan ve insansı türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de bu değişimmiş. Böylece insan konuşma ile birlikte, yanıltmayı da öğrenmiş. Yanıltma yeteneği diğer türlerle yaşadığı karşılaşmalarda insana çok büyük bir üstünlük sağlamış. Yanıltmak, yalanın en ustaca şekillerinden biri. Sıradan yalanlara benzemeyen, fark edilse de kanıtlanması en zor olan bir yalan şekli. Çünkü daha üretilirken, ya da fark edildiği anda, inkâr edilebilmesini sağlayan unsurları da içinde barındıran bir tasarıma dayanıyor. Bu yetenek, kendini yalnız konuşmalarda göstermiyor. Genel olarak davranışlar, makyajlar, giyim kuşam vb gibi dışarıdaki gözlemcileri etkileyebilecek her alanda uygulamaya sokulabiliyor. Sözle birleşince de, işte o, “bireyin kendinde göstermeye çalıştığı kişilik” formunu oluşturmaya yarıyor.

Zekâ ile kurnazlık arasındaki farkın en belirginleştiği noktalardan biri de bu yanıltma yeteneği. Zekâ, insanı, yanıltmaya gerek kalmadan, neden – sonuç ilişkileri örgüsü sonucunda amaca ulaştırırken, yanıltma, gözlemcinin “öyle sanmasını” sağlamaktan öteye gidemeyen bir oyun olarak kalıyor. Yani ilki kalıcı sonuçlar ve sürdürülebilir süreçleri oluşturabilirken, ikincisi kısa süreli konumlanma fırsatları yaratıyor. Bu yüzden zaman, bu konuda da en önemli hakem oluyor. Kısa, ya da daha uzun bir sürede yanıltmanın temelleri çöküyor. Ne var ki, zaman, diğer yandan, hayat denen bir “süre” olduğundan, yanıltılandan çalınmış oluyor. Yanıltılarak yitirdiğimiz pek çok şey yanında, aslınca hayatımızdan çalınmış oluyor. Bazen yanıltıldığımızı anlamamız, ya da yanıltıldığımız bir noktayı düzeltmemiz için zamanımız kalmamış olabiliyor. İşin acı tarafı bu. Yoksa hayat sahnesindeki bir perde kapatılıp, yenisi açılarak üstesinden gelinebiliyor. Daha güçlü, daha kırgın, deneyimli, daha şüpheci ve daha yalnızlaşmış olarak.

Bu yüzden, hayat sürerken, sürekli bir takım işaretler koyarız çevremize. Tıpkı bir ormanda yürürken dönüş yolumuzu kaybetmemek için bıraktığımız izler gibi. Konumlanırken, kıyılarda kerteriz alır, açık denizde yıldızları öğrenerek belirlemeye çalışırız; neredeyiz, nereye, nasıl gidebileceğimizi belirleyebilmek için. Bunlar yanılmamak için alınan en önemli tedbirlerdir. Gerçekleri, referans noktalarıyla görmeye, anlamaya çalışmamız aynı çabadan kaynaklanır. Kerteriz almayı başarabildiğimizde, “yanıltma çabası” içinde olan ne yaparsa yapsın, bizi etkilemesi zordur. Çünkü o ancak kendi görünümünü değiştirebilir, çevresindeki kerteriz noktalarıyla da, gerçeği ele verir. Sanırım bu yüzden “Arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim!” demişler. O arkadaşlar, gerçek konumu, gerçek kişiliği gösteren referanslar, kerteriz noktaları oluşturur.        

Bir de tabii başkasının bizi değil de, bir nedenden, kendi kendimizi, bilerek ve isteyerek yanılma durumumuz var ki, o nedeni ancak psikologlar açıklayabilir. Çünkü ruh halimizin, bizi yöneten komplekslerimizin karmaşık bir sonucu olarak ortaya çıkar, ya da zordan, çıkardan ve çaresizlikten. Bireyler kadar, büyük insan topluluklarının bile etkili şekilde yanıltılabildiği bir çağda yaşıyoruz. Genelde işimizi kolaylaştırıp, hayatımızı renklendiren gelişmiş iletişim ağları, bir diğer taraftan bu yanıltma kampanyalarına da hizmet veriyor. Hatta çoğu zaman bu çabalara sahip olanların eliyle kurulmuş, ya da yönetilmektedirler. İşte bu yüzden, kendimizi tanımlayıp, konumlarken, bize en yakın gördüğümüz kişi, ya da kurumları öne sürmeyi yeğliyoruz. Onların referansıyla, çevremize kendimizi ne, ya da nerede gördüğümüzü kolayca anlatabilmemiz mümkün oluyor.

Bireyler kadar toplumların kurumsal kişiliği de, bu referanslarla anlaşılır hale geliyor.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA