ENVANTER – 2


Bu makale 2019-05-30 18:10:50 eklenmiş ve 282 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Envanter çıkartmaya ilişkin büyük dersler çıkarttığım ikinci deneyimi 90 lı yılların başında güney Marmara’daki bir tarım arazisi rehabilitasyon projesinde yaşadım. Geniş bir bölge ve memleketimizin en verimli tarımsal alanlarından biriydi. Kış sebzeleri açısından da geleneksel bir yere sahipti. Ancak bölgeyi besleyen su kaynakları, dereler, çaylar, özellikle bol yağmurlu kış aylarında taşıyor ve çok büyük sorunlara yol açıyordu. Hektarlarca tarlanın sular altında kalması bir yandan ürüne zarar verirken, diğer yandan da oluşan balçık nedeniyle ürünlerin hasat edilmesini bile engelliyordu. Zaten çaylara yakın bazı bölgeler yoğun sulak alanlar ve bataklıklar olduğundan planlı bir tarım yapılması olanaksızdı, ya da bu tür yerlerde nasıl bir tarım yapılabileceği konusunda yeterli çalışmalar yapılmamıştı. İki halde de sonuç aynı kapıya çıkıyor, Anadolu’nun pek çok yeri susuzluktan kırılırken bu bölge (antik çağlardan bu yana gelen) su bolluğunu sorun olarak görmekteydi. O tarihte çalıştığım kurum üstünden, bizim de bu bölge için bir iyileştirme çalışması için proje hazırlamamız istendi.

Aynı yıllarda, Sovyetler Birliği fiili çözülme dönemine girmiş, yeni devletler oluşmuş ve serbest piyasa ekonomisine büyük toplumsal çatışmalar yaşanmadan geçilebilmesi için irili ufaklı pek çok yerel çalışma yapılmaktaydı.  Avrupa Kalkınma ve İskân Bankası gibi kuruluşlar ve kooperatifçiliği yaymaya yönelen resmi ve özel kurumlar aracılığı ile bu çalışmalar geniş çapta finanse edilen projelere dönüştürülüyordu. Özellikle tarımsal üretim ve pazarlama konusunda kooperatifçiliğin önemi çok büyüktür. Tezat gibi görünebilir, ama dünyanın en katı kapitalist ülkelerinin başında gelen ABD kooperatiflerin kurulması, işletilmesi, finansmanı ve yönetimi konusunda lider bir ülkedir. Zaten kuruluşundan 1. Dünya Savaşı’na kadar, kendi içinde, bir tarım toplumu olarak başarı var olmuştur. Bu konuda ABD’nin hemen ardından Avrupa’nın sanayileşmiş ülkeleri gelir. Bu faaliyetlerin eski Sovyetler içindeki ve Avrasya’nın çok geniş ve birbirinden farklı coğrafyalara, iklimlere vb sahip bölgelerinde ben hem kişisel bir gönüllülükle, hem de farklı kurumlarda danışmanlık kapsamında “doğal kaynak envanter uzmanı” olarak hizmeti vermekteydim. Ukrayna’dan Altay ve Sibirya Taygası’na dek pek çok yerde, doğanın vahşi göbeğinde bulunabilmemi de bu hizmetler sağlıyordu.

Bu yurt dışı deneyimimizi dikkate alarak, ilk kez memleketimizde de benzeri bir çalışmaya çağrıldığımıza çok sevinmiş ve işe dört elle sarılmıştık. Sonraki yıllarda yurdumuzun pek çok farklı yöresi için de “doğal kaynak envanter çalışması” na katıldık ama, Marmara’daki proje bir ilk olduğundan bize özel bir heyecan vermişti. Önümüze bu konuyla ilgili olarak gelen ilk çalışma, bir devlet kurumunca o yöre için birkaç yıl önce hazırlanmış olan klasik bir “tarımsal alan rehabilitasyon” çalışmasıydı. Su yollarının kontrol altına alınması, bataklıkların kurutulması ile yeni tarım alanlarının kazanılması, yollar açılması, (monokültür denen) yoğunlukla tek bir ürüne yönelik tarım fizibilitesi vb gibi klasik çözümler ana omurgayı oluşturmaktaydı. Hatta suyun verimli nakli ve kullanımı, ürün münavebesi, çevresel etki değerlendirmesi vb gibi pek çok önemli noktadan söz bile edilmemişti.

Bölgeye soğuk ve sisli bir kış günü ulaştım. İlgili diğer resmi ve özel kuruluşlardan kişilerle oteldeki ilk gecemizde sordukları, aklımda nasıl bir plan olduğuydu. Artık bu konularda deneyimli olduğumdan, çok rahat “Hiçbir plan yok. Önce bölgeyi gezip, tanımalıyım!” deyip, kesip attım. Biz daha farklı bir bakış açısına sahiptik. Bölgeyi keşfe, diğer yerlerde olduğu gibi, yine yalnız çıktım. Zihnimi ve ruhumu çevresel etkilerden ve insanlardan arındırıp, uzaklaşıp, doğaya odaklanmam gerekiyordu. Günlerce yerel köylüler ve çiftçiler dışında hiç kimseyle konuşmadan gezdim. Flora, fauna ve mineral örnekleri topladım. Süre sonunda elimde çok daha farklı bir liste ve proje vardı. Bir kez arazide karşılaştığımız memurlar, ne yaptığımı, ne aradığımı sorduklarında cevabım şu olmuştu;

“Ben buraya su, dereler, bataklık, toprak, bitki, hayvan ve kayalarla savaşıp, onları tutsak almaya değil, onları dinlemeye geldim; yalnızca ne istediklerini duymaya çalışıyorum!”

(Devamı haftaya)


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA