DİDEROT ETKİSİ


Bu makale 2019-05-30 18:07:52 eklenmiş ve 123 kez görüntülenmiştir.
VELİ ÇITAK

 

18. yüzyıl aydınlanma çağı Fransız filozofu Denis Diderot ekonomik zorluk içine düşer. Bunu duyan Rus imparatoriçesi Katerina, kütüphanesini satın alarak onu zor durumdan kurtarır. Diderot’nun maddi durumu düzelir,  rahatlamıştır, kendine çok şık bir sabahlık alır. Yeni sabahlıkla çalışma masasına oturur ama bu eski masanın yeni ve gösterişli sabahlığına hiç uymadığını fark eder. Yeni bir masa alır. Ancak bu kez yerdeki eski halı sabahlığına ve masasına yakışmamaktadır. Yeni bir halı alır. Bu şekilde eski resimlerini, koltuğunu, duvar halısını, sandalyelerini derken evindeki her şeyi tamamen yeniler. Sonunda bütün parası biter. Ancak o zaman aklı başına gelir ve kendisini nasıl bir tüketim çılgınlığına kaptırdığını anlar.

Diderot, konuyu anlattığı yazısında şöyle der: "Eski sabahlığımın efendisi idim, yeni sabahlığımın kölesi oldum."

Bilinçli bir alışveriş düşüncesiyle yapılmayan ve ihtiyaç olmadığı halde alınan şeyleri açıklayan bu tüketim sarmalına “Diderot Etkisi” denmektedir.

Diderot Etkisi, hem tüm zamanlardaki alışveriş arzusunu hem de günümüzdeki tüketim çılgınlığını anlatması açısından önemli.

Her alışverişin birbirini tetiklemesi olası bir durumdur. Aldığımız yeni ayakkabıya, çantaya veya arabaya belki gerçekten ihtiyacımız yok. Alışverişin tamamı bilinçli olarak düşünülmeden, bir uyum yakalamak, bir hevese kapılarak yapılabiliyor.

Aslında Didero etkisinin iki boyutu vardır; birincisi, Tüketici bir ürünü satın aldığında, bütünü tamamlamak için bu ürünle bağlantılı yeni ürünler satın alır. İkincil boyutu da yeni satın almadan kaçınmadır. Kişi, bütünlüğü bozacağı kaygısıyla yeni ürün almama davranışı da geliştirebilir.

Benimsediğimiz kültür kodları, uyumu ve bütünlüğü dayatabilir (bu durum 20. yüzyılda Gestalt İlkeleriyle açıklanmıştır). Aslında bütünlüğü bozmama kaygımız varsa yeni şeyler alma işini daha planlı yapmak gerekir. Yani yeni bir şey almazsanız veya eskiye uygun davranırsanız bütünlüğünüz, uyumunuz da bozulmamış olur.

Bütünlük, uyum, güzellik iyi şeyler ama atalarımızın planlı hareket etmek, ayağını yorganına göre uzatmak gibi deyimleri de vardır. Tüketime dayalı; daha fazlasına, daha üst modele, daha iyisine ve ‘en son’ üretilene sahip olma düşüncesini egemen kılmaya çalışan bir dünya var.  Tüketimin artmasını isteyen çevreler, gruplar, devletler var, bunlar her zaman olacaktır. Onlar tüketimi özendirip sermayesini güçlendirirken bizim de öncelikle konumumuzu, geleceğimizi, doğayı düşünmemiz gerekiyor.

Alışveriş yapmadan önce kendimize bazı sorular sorabiliriz:

Sahip olduğum ürünler ihtiyaçlarımı karşılıyor mu?

Alacağım ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?

Gerekli ama bugün ekonomik durumum uygun mu yarın için sorun çıkar mı?

Çevrem ve reklamlar beni bir çıkmaza mı sürüklüyor? Gibi.

Satın alacağınız şeyin yalnızca bir nesne olduğunu aklınızdan çıkartmayın. Hiçbir nesne sizi daha iyi, daha mutlu bir insan yapmaz ya da daha fazla sevilmenizi ve beğenilmenizi sağlayamaz. Ama ekonomide ve çevrenizde sorunları çoğaltabilir.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA