TARİHİ YAZANLAR – 2


Bu makale 2019-05-16 19:01:21 eklenmiş ve 222 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

“Tarih” sözcüğünün kökeni “Ay” anlamında olan (Arapça ve İbranice gibi bir Sami dili) eski Akadca’daki  “Arhu”  ya bağlanıyor. Akadlar, güney Mezopotamya’da Sümerlerle birlikte yaşamış ve onların tüm dil ve kültür hazinelerini kendi dillerine çevirerek bir anlamda mirasçıları olmuş. Buna Sümerler tarafından geliştirildiği kabul edilen çivi yazısı da dâhil. Gök cisimlerinin ilahlaştırıldığı o dönemlerde, “Arhu” sözcüğü, Ay ilahlarından (kişileştirilmiş Utu, Nanna, Sin vb) çok, gökte yeni ayın göründüğü zamanı anlatan bir anlam taşımış. Kısacası zamanı sayma yolunda kullanılan ilk astronomik kavramlardan birini oluşturmuş. Takvimin oluşmasına hizmet etmiş. Bu yüzden tarih dendiğinde, olayların zamana göre sıralanıp, kayıt altına alınması anlamı daha öncelikli. Batı dillerinde kullanılan tarih sözcüğü (Latince Historia) ise, öğrenilmiş, bilinen, “öykü” anlamında.

“Tarih ve Öykü” sözcükleri günümüzde de köken anlamları ile, geçmişin kayda alınmasındaki en önemli, ama birbirinden farklı iki unsuru belirliyor. Bir olay (vaka) kayda alınırken, ne zaman olduğuna (kronik)  ve öyküsüne göre sıralanınca anlam kazanıyor. Geleceği tahmin etmeye yarıyor.  Aksi halde kafa karıştırmaktan öteye geçemiyor. Bu yüzden sözlü edebiyatta, destanlar, masallar, kıssalar, fıkralar vb içlerinde bazı gerçekten yaşanmış unsurları barındırsa da, bilimsel olarak “tarihi verilere” kanıt oluşturamıyor. Günümüzde de geniş ilgi gören mitolojiler bu tür anlatımlardır. Kaçınılmaz şekilde derin çelişkiler, bir halktan diğerine, bir coğrafyadan ötekine geçerken büyük değişimlere uğrarlar. Ancak bunlar bile,  araştırıcılar için, aktardıkları motifler ve maceralarla, izlenecek ipuçlarını oluşturuyor.

Tarihi Yazanlar, aslında olayları, (olabildiğince) kronolojik bir düzen içinde kayda alanlar olmuş. Örnekleri çoktur. Attila ve Hunlar hakkında pek çok destan, efsane ve öykü vardır. Doğu Avrasya’dan gelip nerdeyse tüm Avrupa’ya boyun eğdirerek, kesinlikle “kazananlar” olmuşlardır. Cengiz Han, Göktürkler vb de öyle. Ancak onlar hakkındaki veriler, uzun süre öykülerden ileri geçememiştir. Yazılanlar kendilerinden değil, onları inceleyen ve tarih yazma geleneği olan Roma, Çin, Arap vb gibi toplumlardan kaynaklanır. Bu yüzden öz gerçekleri ile değil, komşularının onlar hakkındaki analizleri, yargıları ve tahminleri ile tanınırlar.

Bu noktada, günümüzün gelişmiş, küresel, objektif ve bilimsel bakış açısı kurtarıcı oluyor. Arkeolojik bulguların ve biyolojik buluntuların kimyasal ve genetik analizleri ile o “komşuların” neyi ne kadar abartılı, yanlış, ya da amaçlı anlatmış olduğunu gösteriyor. Tarih bu yüzden her an tekrar yazılıyor. Bu durumu yalnız binlerce yıl önceki olaylarla ve yaşananlarla sınırlı görmemek gerek. Çok daha yakın geçmişte yaşananların bile gerçekleri, günümüzde “tarih detektifleri” denen araştırıcılar tarafından ortaya çıkartılabiliyor. Artık yanlı bakış açılarının etkisiyle, üstü bir şekilde örtülmüş olsa bile, gerçekleri saptırmak eskisi kadar kolay değil, hatta olanaksız. “Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir özellikleri vardır!” sözü doğrulanıyor. Doğal olarak, hakiki kazananlar da, elbet gerçeklerden yana olanlar ve onları yazanlar olacaktır. Bu her çağda zor bir çaba olmuştur, ancak doğrudur ve doğru olduğu için de gün ışığına çıkışı ancak bir zaman ve mekân meselesidir.

Tarihi Yazanlar konusunda ele alınanları yalnız klasik bir “tarihçilik bilimi” kapsamında görmemek gerek. Aslında sonu bir “teşhis / tespit” ve/veya “yargı” ile bitecek olan her inceleme ve zihin eylemi için geçerli unsurlardır. Tıptan hukuka, ekonomiden siyasete her alanda geçerliliklileri vardır. Örnek olarak bir hastalıktan ve onun belirtilerinden söz edilişini verebiliriz. Bunları yaşayanın titiz bir şekilde ve kronolojik sırayla kayda alması, sorun ortaya çıkmadan bile, teşhis koyabilecek bilgi ve donanıma sahip bir hekimin kolayca tedbir alabilmesini sağlar. Kullanılacak ilaçların en riskli olanları, ancak sorun akut hale geldiğinde, başka çaresi olmadığından başvurulanlar olacaktır. Bunlara acı ilaçlar diyelim.

Tarihi Yazanlar, acı ilaçlardan önce daha kolay çözümlere işaret edebilenlerdir.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA