Emeğin Değeri Biliniyor mu?


Bu makale 2019-05-02 14:37:26 eklenmiş ve 337 kez görüntülenmiştir.
Aliye BOZKURT

 

Alınteri ile kazanıp zor şartlarda hayat mücadelesi veren, işçiler, emekçiler eski tarihlerden günümüze kadar şöyle bir oh diyememişlerdir desek abartmış olmayız. Zira hep haklarına göz dikilmiş bazen istismar edilmiş bir kesimdir işçiler. Her yıl 1 Mayıs kutlamaları ile hatırlanıyor olsa da hemen unutuluverir eski acımasız çarklarda ezilmeye devam ederler.

Çalışan ve emek verenler eski zamanlardan beri ve hatta günümüzde dahi hep mağdur olup ezile gelmişlerdir, ya çok çalışırlar emeklerinin karşılığını tam olarak alamazlar, ya da bazen hop diye işten çıkarıverirler, bunun nedenini dahi anlayamazlar bile, haklarını almak ise tam bir trajedi olur bazen.

Maden kazalarında, ya da diğer iş kollarında canları gider ama düzen eski tas, eski hamam misali sürer gider, maalesef çıkıp yapılan konuşmalar da neticede karşılıksız kalır. Eski yılardan beri sürer maalesef.

1880'li yıllar çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardır, çalışanların adeta köle olarak algılandığı bu yıllarda küçük yaştaki çalışanların karın tokluğuna çalıştığı dönemdir, ABD’de 14-15 saatlik iş günlerinin olduğu ve çalışma şartlarının ise çok kötü olduğu eski dönemlerdir, kötü şartlarda çalışanların sağlık koşulları, örgütlenme, grev gibi şeylerin olmadığı bu yıllar hep protestolarla geçmesine rağmen hükümetleri arkasına alan işverenler hep emekçilerin ezileceği şartları ortaya koyarlar, büyük bir emek istismarı yaşanırmış. Günümüzde farklı değil ki, şartlar ve düzen maalesef ayni.

1881 yılında, ilk defa, "Örgütlü meslek, Emek Birlikleri Federasyonu" adıyla, yarım milyon işçinin katılımıyla kurulmuştur, bu ilk hak arayış mücadelesi bir anlamda sendikal bir oluşumdur,8 saatlik mesai olması için büyük mücadeleler verilmiş ancak hep karşı tepkilere maruz kalınmıştır.

ABD'de Şikago'da ,Hükümet ve işverenler işçilerin hak arama, grev yapmalarının karşısındaydılar, hak arayanların işten atılmaları çok fazlaydı, olaylara neden oldukları için 8 işçi de idama mahkûm edildi..

ABD'de, Şikago'daki 40 bin tekstil işçisinin eylemleri kanlı olarak bastırıldı, greve giden 140 kişi işten atıldı, grevdekilere ateş açılması nedeniyle de 4 işçi öldü. ABD ve Kanada'da verilen mücadeleler sonucu,

1886 yılında 350 bin kişi grev yaptı ancak işverenlerin de tepkisi çok büyüktü, sokak çeteleri ile anlaşarak grev yapanlara veya hak arama mücadelesi veren işçilere saldırtıyorlardı.

1 Mayıs 1886 tarihinde 8 saatlik iş günü mücadelesi verenlerin ön saflarındaki işçi önderleri konumundaki kişiler, Albert Persons, Fischer, George Angel, August Spies adli işçi önderleri, 8 saatlik işgünü mücadelesi verdikleri için 1886 yılında idam edildiler, idam edilmeden önceki yaptığı son konuşmasında, Albert Persons'un ölmeden son sözleri olarak söylediği "Bütün dünya benim suçsuz olduğumu biliyor, asılırsam cani olduğum için değil, emekçi olduğum için asılacağım" demiştir. 8 saatlik iş mücadelesi verdikleri için asılan bu dört kişinin cenazeleri de binlerce insan tarafından kaldırılmıştır. Bu olaylar ise uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirmiştir.

II. Enternasyonal 1886'da Paris’te kongre düzenleyerek ABD'deki olaylardaki bu işçileri desteklediklerini açıklamışlardır.

1890 yılından başlamak üzere,1 Mayıs gününün Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması da kabul edilmiştir.

Günümüzde pek fazla iyileştirmeler olmasa, da eski zamanlara göre hayli mesafe kaydedilmiş denilebilir, ancak emek istismarı hep vardır ve olacaktır. Siyaset sarmalının İş dünyası ile iç içe olması ve aradaki maddi ve şahsi bağlar yine de çok kuvvetli olduğundan emek istismarı hep vardır ve olacaktır. Özellikle sözleşmeli personel sisteminde çok sıkıntılar yaşanmaktadır, ama asıl taşeron işçilik ve taşeron sistemi ile çalışanların durumları ise tam anlamıyla "eski kölelik" dönemlerini hatırlatırcasına acımasız bir çarkla ve çeşitli istismarlara açık bir şekilde işlemektedir. Dayıbaşılık ve Taşeron sistemi en fazla emek istismarının yaşandığı ve hak kayıplarına uğrandığı bir sistem olmasına rağmen halâ bu uygulamalara devam ediliyor. Günümüz şartlarında bile hep acımasız çarklar dönmüyor mu.

Türk-İş 4 kişilik bir aile için açlık sınırı olarak 2 bin 106 TL., yoksulluk sınırının ise 6 bin 862 TL. açıklaması ve bekâr ve çocuksuz birinin yaşam maliyetinin aylık 2 bin 660 Lira olduğunu belirten rakamları da zaten konuyu tam olarak anlatıyor.

Hep söylenir ya, "Ne ezilen ne ezen, insanca, hakça bir düzen" diye maalesef bu hep lâfta kalmıştır, emek sömürüleri, çalışanların haklarının istismar edilişleri son hızla sürmektedir.

Bir lokma ekmeğe muhtaç insanların sırtından kazanç sağlayarak, o insanların haklarını düşünmeden yiyerek göbeğini kaşıyıp emeğin sırtından sefa sürenler, bunun vebalini elbette çekiyor, ya da çekecekler, ancak bu dünyada ezilerek sıkıntılar içinde inleyen o insanlara bunun hesabını öteki dünyada nasıl verecekler onu bilemem.

İnsanların acımasızca çarkların içinde ezilmeden çalıştıkları emeğin karşılığını alabilecekleri güzellikler olması herkesin temennisi ama gelin görün ki günümüzde insanları çok kötü şartlarda çalışmaya razı olabilecek şekilde işsizlik boyutları varken bunun olabilmesi hayal gibi gelmiyor mu, işi olabilsin karnını doyurabilsin diye en kötü şartlarda dahi çalışmaya mecbur bırakılan bir hayat düzeninin acımasız çarkları insanları öğütmeye devam ediyor, bu kötü şartlarda hayatını dahi kaybeden insanlar varken, ”bir lokma ekmeğe muhtaç etme” düzeni daha uzun bir zaman sürer gider..


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA