TATLI BELA


Bu makale 2019-04-04 15:11:48 eklenmiş ve 332 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

İnsanın hem normal fizyolojisinde rol oynayan (hormonlar vb), hem de besin, ilaç ve diğer amaçlarla dışarıdan aldıkları maddeler, bünyelerinde var olan ve “alıngaç” (reseptör) denen bazı moleküllerle tepkime sonucu etkilerini gösteriyor. Bu mekanizma çalışmazsa, büyük eksiklikler ortaya çıkıp, ağır sağlık sorunları yaşanabiliyor. Bunun en önemli örneklerinden biri de şeker hastalığı (diyabet). Malum, farklı tipleri var ve değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor. Tip II (yaşlılık şekeri) de denen diyabette pankreas yeterince insülin salgılamasına karşın, yeterli “aktif” alıngaç (reseptör) olmadığından hücreye girip, glikojen olarak depolanan şekeri enerjiye çeviremiyor. Bu yüzden de depolanan şeker, yağ asitlerine çevrilip, hücrelerde depolanmaya başlıyor. Bedenimiz aslında bu süreçten hiç de memnun değil. Bunu olumsuz, iltihabi (enflamatuar) bir gelişme gibi algılayıp, bağışıklık sistemi ile savunmaya geçiyor. Bir grup alıngacın (reseptörün) eksikliği böylece hem bedende kullanılamamış ve “yaşlandırıcı” özellikleri olan insülinin artışına yol açıyor, hem de rahatsız edici bir süreci tetiklemiş oluyor.

Duygusal ve duyusal sinir iletişiminden, hormonlara, ağrı kesicilere ve uyarıcılara dek çok sayıda alıngaç (reseptör) 7/24 iş başında olmak zorunda. Bazı alıngaç (reseptör) mekanizmaları, (örneğin G – Proteinlere bağlananlar) o kadar geniş gruplar oluşturup, o kadar çeşitli işlerde rol oynuyorlar ki, dünyadaki tüm ilaçların neredeyse üçte biri bu süreçlerle etkili oluyor. Bunlar arasında koku, görme / renk ve lezzet algısı da var. Hiçbir zaman bu mekanizmalarda rol oynayan alıngaçlar (reseptörler) ve süreçler iki insanda tatamiyle aynı olamıyor. İşte bu yüzden “Renkler, kokular ve lezzetler tartışılamaz” oluyor. Hem karşılaştırmalı değerlendirmeler, hem de tercihler açısından her bireyin kendine özgü bir durumu var. Günümüzün çok tartışılan “tatlı lezzet” ile ilişkili sağlık görüşleri de bu kapsamda, tarih içinde çok önemli aşamalardan geçmiş. Bazı kişilerde “bağımlılık” derecesinde etkili bir uyarıcılığa da sahip olmuş.

Acaba, tatlı lezzeti insanlar ne zamandan beri tanıyor? Tatlı olarak tanıdığımız lezzet hep aynı şey miydi? “Tatlı Bela”, başımıza nasıl dert olmaya başladı? Çok kabaca şu notları aktarabiliriz; tatlı lezzeti ilk kez, doğal olarak taşıyan bitkilerden tanımış olabiliriz, ya da bal gibi hayvani ürünlerden. Peki ya minerallerden? Yani bazı metal tuzları da bu lezzeti taşıyabilir mi? İşte bu son soru, işin en ilginç yanını işaret ediyor ve tarihi – etnolojik büyük önem taşıyor. Bir kere, bilinen o ki, başta üzüm, çeşitli meyve pekmezleri ile ballar en önemli tatlı lezzet kaynaklarını oluşturmuş. Daha sonra şeker kamışının tarımsal gelişimi ile bildiğimiz “sakaroz lezzeti” dönemi başlamış. Ancak şeker kamışı tarlaları özellikle İngilizlerin eline geçip, bu ülke tarafından bir tekel oluşturulunca, başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın diğer ülkelerinde önemli bilimsel çalışmalar başlatılmış. Aslında ilk dönemlerde hiç te yoğun şeker taşımayan pancarlardan, yüksek sakaroz içerikli özel kültür formları geliştirilmiş. Tatlı Bela’nın aşırı kilo almakta başrolü oynadığı anlaşılınca da çok çeşitli “yapay tatlandırıcılar” icat edilip kullanılmış. Aslında bu yoldaki çabalar, bu öyküdekinden çok daha eski devirlere, roma İmparatorluğu’na dek dayanıyor.

Romalılar çağlarında modern dünyanın sonraki neredeyse tüm örgütsel yapılanmalarını hayata geçirip yüzyıllarca çalıştırmış olmanın yanında, günümüz yeme içme, eğlence ve sosyal davranış adetlerinin de önemli bir kısmının müellifleri. Romalılar, dünyanın ilk yapay ve en tehlikeli tatlandırıcısının da mucidi. Yemeklerin kurşun kaplı zanlarda pişirilmesinin hem özel bir tatlı lezzet kattığını ve hem de daha uzun saklanabilmesini sağladığını fark etmişler. Özellikle asillerin konutlarında gıda, su ve diğer içeceklerle temas eden tüm kaplar kurşundan yapılmış. Sonra sirke ile kurşun minerallerini kaynatarak kurşun asetatı yaratmışlar. İşte bu dünyanın ilk yapay tatlandırıcısı olmuş. Şaraplar, meyve suları, yemekler vb kurşun asetatla lezzetlendirilip, korunmuş. Öyle ki kurşun zehirlenmesinin belirtilerinden biri olan beyaz ten, Roma’nın asalet simgesi haline gelmiş. Diğer belirtileri de kanıksanmış. Pek çok asil Romalının bu yüzden vaktinden çok önce öldüğü de bir gerçek.

“Tatlı Bela” nın Roma’nın yıkılışında tüm savaşlardan daha etkili olduğunu iddia edenler bile var. 


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA